Adaleti yakınına uygulayabilmek
Adaleti yakınına uygulayabilmek
Ahmet Can Karahasanoğlu
Kanunların varlığı toplumu ayakta tutmaya yetebilir mi?
Sadece kanunla korunan bir toplum ahlaki olarak da yeterlilik düzeyinde midir? Almanya’da bunu çok net gördüm. Kurallar kanunlar doğrultusunda insanlar birer robot gibiydiler. Fakat Frankfurt’ta, Berlin’in bazı bölgelerinde devletin izin verdiği yerlerde her türlü sapkınlık, gayri meşru ilişkiler diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi sıradanlaşmıştı. Ahlaki olarak çökmüş olan, ama kurallara uyan bir toplum elindeki güç tükenene kadar dayanabilir.
Buradan hareketle kanunların eşit uygulaması üzerine düşündüm. Gerçek adalet, akrabayı kollamadığında, dostu kayırmadığında, makam sahibine imtiyaz sağlamadığında yerini bulur. Ayrıcalıkla, statü üzerinden işleri halletmek ahlaki anlamda düşük seviyedeki insanların ortak özelliğidir.
Şeyh Şâmil kıssası bu hakikati çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Şeyh Şâmil, koyduğu bir yasağı çiğneyene yirmi beş kırbaç cezası belirliyor. Fakat yasağı ihlal eden kişi Şamil’in annesi... Büyük bir imtihanla karşılaşan Şeyh Şamil bir yandan evlatlık duygusu, bir yandan adaleti teslim etmesi gereken bir lider olarak nasıl karar veriyor?
Sorumluluk duygusu ve vicdan burada devreye giriyor. Öyle bir çözüm buluyor ki, hem adaleti zedelemiyor, hem de merhameti… Cezayı annesi yerine kendisinin üstlendiğini söylüyor. Rivayete göre bu kararı vermeden önce bir gece istihareye yatıyor. Cezayı uygulayacak olan görevliye ise şöyle diyor:
“Eğer kırbacı vururken en küçük bir hafifletme hissedersem seni de cezalandırırım.”
Bu hukukun ciddiyetidir. Yetkililer bu hassasiyetle davransa ve buna rağmen gidişatı kâfir dahi eleştirse nikâhı düşer.
Makam sahibi olmak akrabayı kayırmak değil, öncelikle onlara karşı daha büyük bir sorumlulukla dikkat etmeyi gerektirir.
Yargı imtiyazlıya farklı, garibana farklı, akrabaya farklı işlediğinde merhametin kalbinde dinamit patlar. Merhamet yaralandığında vicdan felci gerçekleşir. Bu felci doktorlar tanımaz, politikacılar görmez, şımarıklar hissetmez, aptallar fark etmez, troller ve embesiller, şifa kaynağı sanarak daha fazla nasiplenmek ister.
Örtülü bir ittifakla vicdan felci görmezden gelinir. Ahlâki çöküş yaşayan toplum bireylerinin görmezden geldikleri, bilinçaltında törpülemek istedikleridir. Törpüyü bile eriten günahlar, vicdan felcinin tarlasında filizlenir.
Şeyh Şâmil’in tavrı bize şunu hatırlatıyor. Adalet sadece başkalarına karşı değil, en çok kendimize ve sevdiklerimize karşı gösterildiğinde değerlidir. Vicdanın terazisinde yakınlık işe yaramıyorsa o ülke kalkınır. Toplum huzur bulur.
Tarihten bugüne ulaşan Şeyh Şamil’in kıssası, adaletin en ağır yükünü omuzlamayı öğretiyor.