Bugün köşemiz, okurlarımızdan gelen yorumlarda..
Bugün köşemiz, okurlarımızdan gelen yorumlarda..
ALİ KARAHASANOĞLU
Günü kurtarma amacıyla değil...
Okurların yorumlarına değer verdiğim için, bazen bizim anlatamadıklarımızı, es geçtiklerimizi, çok güzel ifade ettikleri için..
Dünkü yazıma yapılan yorumlardan bazılarını, sizlere aktarmak istiyorum.
Dünkü yazımızın konusu, İBB’nin yolsuzluk sebebi ile görevden alınan eski Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun parasal ilişkilerini yürüttüğü iddia edilen, emanetçisi olduğuna ilişkin güçlü deliller bulunan Laleli’deki dövizcinin 1,3 milyar TL dolu çuvalları, otoparkta iki arabanın bagajında saklarken, çaldırması ile ilgili idi..
Biraz da tahmini bilgileri not etmiştim..
Dün yaşanan gelişmeler, o tahminlerin çok daha ötesinde bilgilere ulaşılacağını gösteriyordu..
Yazıma yapılan yorumlardan, bazılarını size aktarayım. Olaya okurlarımızın hangi bakış açısı ile yaklaştıklarını görmüş olalım:
Adanalı rumuzu ile yazan okurumuz, “Dijital paraya bir an önce geçilse de, bunların evde, bagajda para istifleme sorunu kalksa” demiş..
Gerçekten önemli ve ironik bir teklif..
Bu vesile ile, 17-25 Aralık emniyet darbesinde, bir bakanın oğlunun evindeki para sayma makinesi üzerinden yapılan algıları hatırlatayım..
O bakan şimdi nerede, bilmiyorum. Oğlu nerede bilmiyorum..
Görüntüler çıkar çıkmaz, o bakan istifa etmek zorunda kalmıştı...
Ama, “Yetmez. Bizim derdimiz zaten o değildi ki. Bizim derdimiz sensin” diyenlere..
Tayyip Erdoğan cevabını vermişti..
O gün, bir bakan oğlunda çıkan para sayma makinesi, şimdi Ekrem İmamoğlu’nun etrafındaki 5-10 bürokratın hepsinde çıkıyor. Onlarla iş kotaran müteahhitlerde çıkıyor.
Ama dünün aksine bugün; “masumiyet” karinesi dillerden düşmüyor..
Dünün aksine “Olmaz ki ama, kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmadan, böyle söylenmez ki” diyenler, bugün aklımızla alay ediyorlar..
Bir başka okurumuzun, Recep rumuzu ile yaptığı yorum:
“Abi bunların alan da, getiren de, oraya koyan-çalan hepsi kendileri.”
Tam isabet..
Rıdvan Sancaktaroğlu’nun yorumu:
“Ali abi, hırsızlar eliyle koymuş gibi çalışma yapmışlar. Hırsızlar ile bu kişilerin bağlantısı yoksa ben de bir şey bilmiyorum.”
Para 3 ay bagajda duruyor.. Üst kattaki eve çıkarılmıyor..
Çok daha az güvenlikli sitelerde, bir misafir gelse, arabayı içeri almak için binbir sorgulama yapılıyor.. Ama burda, sahte plaka ile otoparka giriliyor.. Tüm bunları birleştirirsek, Rıdvan bey haklı.. Hepsi birbiri ile bağlantılı olmalı.
Ahmet Atılgan okurumuz, biraz imalı yorum yapmış. Üzerinde düşünmeniz gerekecek:
“Özgül ağırlığı özgür bayağılığına düşmüş ve elektro-şimik akımı bozulmuş birileri, labirentte yolunu şaşıran fare misali, ciyyik ciyyik ses çıkarıyor, ‘o kurtla aslan buraya gelecek’ diyormuş. Dünya halleri!”
Aynen öyle..
“Silkele de göreyim” diyordu hani birileri..
Silkelemeye bile gerek kalmadı. Döküldü tüm makyajlar, kameraları kapatmalar, otel odalarında rüşvet pazarlıkları, ikişer villa sahiplenmeler.. Bu yolsuzluklara rağmen, “silkele de göreyim” efelenmeleri..
Tuncay Korkmaz rümuzlu yorumcumuz: “Fondaşın maması tükeniyor, mama takviyesi gerekli” diyor.
Aynen öyle.
Son demlerini yaşıyorlar.. Can havli ile, tutuksuz yargılama istiyorlar. Bülent Arınç’a bile bunu söyletiyorlar.. Ki, tahliye olup, ilgili kişilere mamaları takviye etsinler..
“okur” rumuzlu yorumda şunlar ifade ediliyor: “Sayın Ali bey! Garajdan çalınan bu 30 milyon doların bulunup kaynağı araştırılmalı ve kaynağı belgeleri ile ispatlanamazsa hazineye irad kaydedilmeli. Lütfen bu işin akıbetini takip et, okurunuz olarak her hafta size hatırlatacağım.”
Aynen böyle olacak..
Olay sadece basit bir hırsızlık olarak değil, ikinci bir soruşturmanın da konusu olacak. Hırsızlar tabii ki yakalanıyor, yakalanacak. Ama ayrıca, bu 1,3 milyar TL gerçekten o arabaların bagajına koyan kişinin mi, bu da sorgulanacak. Resmi evrak ile paranın kaynağı ispat edilemez ise.. Milletin parasına çökenlerin 1,3 milyar TL’si, devletin kasasına geçecek..
Dürüst savcıların, dürüst emniyet memurlarının, ülkeye kazandırdığı parayı görüyor musunuz..
Bir tek dosyadan, 1.3 milyar TL..
“kel hasan” rümuzlu yorumcumuz da, kısa kısa betimlemelerle, çok şey anlatıyor:
“Para nereden geldi, kimin, sahibi kim, villa-baklava-kadayıf kutusu-bavul-kule, eko ile ilgili mi? Uçak-Böcek ve gelini-sevgilisi-oğlu nedir? Bu utanmaz ve hırsızlar!”
“Banker bilo” yazıyor:
“O paranın gerçek sahibi kim ise, geçmiş olsun, parayı çaldırana da afiyet olsun. Sahibi bu saatten sonra ‘para benimdi’ diye sahiplenemez. Muhtemelen iş mafyalık olur.”
Gerçekten de.. Paranın sahibi kim?
Rüşveti veren bir tarafta.
Belki de verdiği rüşvetin karşılığında, kendisine taahüt edilen iş sağlanmadı..
“Bari rüşvetimi iade edin” diye ortalıkta dolanıyor..
Rüşveti alan, “Aldık bir defa. İş olmadı diye iade etmek olmaz. Cezaevinden çıkar, bir başka işi sana veririz” modundadır.
Rüşvet kaynaklı paranın emaneten verildiği kişi “Ancak buraya kadar koruyabildim. Benim hiç kusurum yok, çalındı, ne yapabilirdim ki.” diye, kendisini temize çıkartma peşindedir..
Böyle bir ortamda, mahkemeye gitseler, hiç kimse o parayı elde edemez. Suç ürünü olduğu için, para devlete geçer. Bir de fazladan hapis cezası alırlar.
O zaman ne yapacaklar?
“Belki bir miktarını gözden çıkararak, bir kısım parayı geri alabiliriz” düşüncesi ile.. Okurumuzun dediği gibi, olay mafyalık olacak.
“Ah ah ..” rümuzu ile yazılanlar:
“Emanetçiler konuşturulabilse aslında, yer yerinden oynar, dürüst bildiklerimizin çoğunun ne haltlar işlediği, gerçek yüzsüzlükleri ortaya çıkardı da, konuşmuyorlar. Olaylar da kapanıp gidiyor işte, bir müddet sonra da hiçbir şey olmamış gibi kaldıkları yerden eski işlerine devam ediyorlar. Bu olay ABD’de ya da Avrupa’da olsaydı, faillerin yedi sülalelerinin mallarına mülklerine el koyup, kendilerine de güneş yüzü göstermezlerdi.”
Angaralı şöyle yorumlamış:
“Mal mülk Allah’ındır, bizler emanetçiyiz, diyebilirler.”
Okur rumuzlu yorumcumuz ise şöyle demiş: “Allah bazen vererek, bazen alarak imtihan eder. Ben vererek imtihan ettiklerindenim, dese olur mu olur. Oluyor zaten.”
Hüseyin Çalışkan okurumuz, bize sitem de ediyor:
“Ali o kadar detaya giriyorsun ki, adamlar, Ekrem cebinden parayı çekerken farketse, ‘bana bozdurup geri verecekti’ diyecek. Bunlara neyi ne kadar anlatacan.”
“ALLAH’ın 1 KULU” ile devam edelim:
“ALİ ABİ, BEN HEP UYARMADIM MI!!! Bak B….t ile uğraşırken Eko’yu, Eko ile uğraşırken ülkeyi unutuyorsun diye!!! 30 MİLYON $’dan daha önemli olan bir konuyu atlamışsın, DİLEK, hani şu Eko’nun eşi, danışmanı 340 BİN TL maaş alıyormuş!!! Eko’nun danışmanı kaç para alıyordur? Cumhurbaşkanı’nın maaşına laf edip seçilenler, alın size antrikot, alın size hak!!! Ben emekli maaşıyla nasıl geçinirim diye uğraşırken, neyse ben beddua etmiyeceğim, EFENDİMİZ hoş karşılamamakla birlikte, kaçınmamız gerektiğini tavsiye etmişti. Lakin Allah’a C.C. yemin olsun ki, 30 milyon dolar ve bu danışmanın maaşı gerçek ise Ekrem’in babasının bedduası gerçek olacak, burda değilse ahirette, birbirlerinin ciğerini yiyecekler!!!”
Ve, olayın geçtiği Bakırköy’den bir okurumuz ile bitirelim:
“Bakırköylü”
“Merak etme Ali bey, bu türlere bir şey olmaz, bir kılıfına uydurup sıyırırlar, altın döviz işlerini yapan ve Florya’da, Yeşilköy’de oturanlar genellikle doğu ve güneydoğuludurlar ve de maharetlidirler, bulurlar adamlarını, İstanbul’un en ünlü ve pahalı kaçakçılık davalarına bakan avukatlarını da tutarlar, nasıl olsa maddiyat müsait. Sen de bir hukukçusun, bak takip et davayı, neticesini de yaz lütfen, nasıl olsa her şeyi bir yere not edip takip ediyorsun.”
Evet, etnik kökeni çağrıştıran coğrafi kesim üzerinden hiç kimseyi suçlamayalım.. Okurumuz da o yönde suçlamamıştır zaten..
Ama, coğrafi şartlar sebebi ile, eskiden bu yana, sınırda yapılanları, İstanbul’a taşıyan arkadaşlar, Trabzon çocuğu Ekrem ile buluşunca.. Görünen o ki, Kent uzlaşısı çerçevesinde, bir haltlar yenmiş.
Biz de, okurumuzun dediği gibi, takip edelim..