Bayram günü, siyaset yazılır mı?
Bayram günü, siyaset yazılır mı?
ALİ KARAHASANOĞLU
Öncelikle hayırlı bayramlar...
“Bayram günü siyaset biraz yakışıksız oluyor.” itirazlarının geleceğinin bilincindeyim. Ama arife günü Cumhuriyet gazetesinden size bir haber aktarayım; bayram günü siyaset yazılır mı, siz takdir edin. Saadet Partisi’nin ittifak yaptığı CHP’nin yayın organı Cumhuriyet gazetesindeki dünkü haber şöyle:
“Okullarda dini etkinlik.”
Haber şöyle devam ediyor:
“Milli Eğitim Bakanlığı ‘ayrımcı genelge’ için ifade verecek.”
Halkının %90’ının Müslüman olduğu Türkiye’de; bir Berat Gecesi, Saadet Partisi Genel Merkezi’nde Temel Karamollaoğlu tarafından alnı secdeli Tayyip Erdoğan’a karşı cumhurbaşkanı adayı olarak açıklanan Kemal Kılıçdaroğlu’nun gazetesindeki haber metni şöyle:
“Danıştay, okullarda eğitimci ve öğrencileri ayrıştıran ‘Ramazan genelgesi’ni esastan görüşecek. Veliler ve Laiklik Meclisi üyelerinin açtığı davayı görüşen mahkeme, Milli Eğitim Bakanlığı’nı savunmaya çağırdı. Genelgenin anayasaya aykırı olduğu belirtiliyor.”
Saadet Partisi; bu adamlarla birlik olup, bugün Ramazan genelgesi yayınlayan Yusuf Tekin’i bakanlık koltuğuna oturtmamak için ölümüne mücadele vermişti. Kim oturacaktı o koltuğa? Ya bir ateist ya bir Marksist ya da bir Kemalist... Saadet Partisi’ne de: “Erdoğan’ı devirme çalışmamızda verdiğiniz üstün başarılı desteğinize teşekkür ederiz. Cumhurbaşkanımız Kemal Kılıçdaroğlu kimi bakan yapmak isterse siz de takdir edersiniz ki anayasal sistem içinde onun bakanlığı geçerli olur. Uğurlar olsun, hayırlı olsun.” denilecekti.
Allah bizi kurtardı. CHP’nin tek başına iktidara gelme hayalinin sıfır ihtimal olduğunu kendileri de bildiği halde; dindarları bile yanlarına alıp din karşıtlıklarından asla geri durmadan, arife günü dahi düşmanlıklarını yapanlara karşı... Şimdi biz ne yapalım?
Solcular, ateistler, onlarla iş tutan bizim mahallenin insanları; Ramazan etkinliğinden bile rahatsızlık duyanlarla yol yürüsünler, okullarda “Allah” lafzının bile ağza alınmasını yasaklamak istesinler; biz de “Bayram günü siyaset mi yazılır?” diyerek onların yollarını mı açalım?
Kusura bakmayın. 40 yıllık bir öğretmen, bir tane öğrencinin iftirası ile önceki gün Manisa’da ellerine kelepçe vurulup tutuklandığı zaman diliminde “Siyasetin sırası mı?” ezikliği yaşayıp biz susarsak; cumhurbaşkanına küfür edilmesinin bile serbest olması istendiği halde onlar Atatürk’lerine “sanatçı değildi” cümlesinin bile kurulamayacağını söyleyip 40 yıllık bir öğretmeni tutuklattırabiliyorlarsa bayram gününde de siyaset yazacağız, arife gününde de bu rezaletleri ifşa edeceğiz.
Adamlar yollarında öyle kararlılar ki... Rüşvet alırken suçüstü olmuş adamlarını, “Masumiyet karinesi var. Kesinleşmiş mahkumiyet kararı olmaksızın kimseyi suçlayamazsınız.” diyerek savunabiliyorlar; bir değil, iki değil, onlarca ahlaksızlıklarını temize çıkartmaya çalışıyorlar. Ama Adalet Bakanı’na attıkları iftirada olduğu gibi kendileri dışındakiler için “masumiyet karinesi” diye bir şeyi asla akıllarına getirmiyorlar. Onlara yöneltilen suçlama sadece mal varlığı konusu değil, o mal varlığının kaynağının da açık açık rüşvet olduğu gerçeği. Buna itiraz ediyorlar, “Ortada mahkeme kararı yok.” diyorlar. Eşi de hâkim olan bir bakan için ise 4 taşınmazı 12’ye çıkartıp algı yapmaya kalkıyorlar.
Ne yazıktır ki bir yıldır Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamalar için tek satır yazamayan solcu gazeteciler; bize etik dersi vermeye kalkanlar, “adalet” diyenler, “lekelenmeme hakkı” diyenler... Bunları söylerken Saadet Partili, Gelecek Partili, DEVA Partili birçok dini hassasiyeti olan siyasetçiyi de yanlarına alanlar, şimdi hep birlikte “Bakanın mal varlığındaki bu iddialar...” diye söze başlayıp yargısız infaza soyunuyorlar.
İddiaların dile getirilmesine, siyasete giren kişilere soru yöneltilmesine karşı değilim. Ama CHP içindeki onlarca siyasi için çok somut isnatlar var iken bir tanesi için dahi disiplin süreci başlatmaya bile ihtiyaç hissetmeyen ve o rüşvetçilerin hepsinin arkasında duran CHP yönetimi, şimdi sırf kendi partisinden olmadığı için bir bakanı hayali iddialarla suçlamaya kalkıyorsa buradaki kirli politika anlayışını gözler önüne sermemiz gerekir. Ki işin bir de CHP Genel Başkanı için yargıya henüz intikal etmemiş olan, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilme aşamasında Muhittin Böcek’ten alınan rüşvet iddiası var. Bu iddia için cezai soruşturma sürerken adeta “Siz benim suçumu örtbas etmezseniz biz de size gerekirse iftira atarız.” diyerek bakana yönelik karalama kampanyasının başlatılması da ayrı bir handikap.
Özgür Özel bakan hakkında “12 taşınmazı var.” dedi, anında cevabını aldı. Belgesi yayınlandı; “4 taşınmaz var. Değerleri de sizin iddia ettiğiniz yükseklikte değil. Örneğin 30 milyon dediğiniz, 3-4 milyon.” denildi. Peki; Muhittin Böcek’in belediye başkanlığı adaylığı için rüşvet aldığı ileri sürülen Özgür Özel, iddia hakkında ne açıklama yaptı? Somut isnat; Manisa’da bir akaryakıt istasyonunda buluşulduğu ve paranın verildiği yönünde. Ki Muhittin Böcek’in Antalya’dan günübirlik geldiği, bu akaryakıt istasyonunda Özgür Özel ile buluşma sonrasında tekrar Antalya’ya döndüğü trafik kayıtları ile de doğrulanıyor. Gerek Böcek’in gerekse Özel’in o akaryakıt istasyonunda buluşup buluşmadıkları konusunda; buluştuklarını kabul ettikleri takdirde niçin buluştukları, ne görüştükleri, para alışverişi olup olmadığını açıklamaları gerekmez mi?
Küçücük bir açıklama var mı? “Yok.” diyeceğimi sandınız, değil mi? Hayır, Özgür Özel’den çok uzun bir açıklama var ama soruya cevap değil, hayat hikayesini anlatım var. Neymiş; Böcek demiş ki: “Beni iftiraya zorladılar. Ben iftira atmadım. Onlar da ısrar etmediler.”
Eğer böyle bir şey oldu ise niye savcılığa gitmediniz? Hâlâ da niye gitmiyorsunuz? “Bize şu savcı, şu tehdidi yaptı.” demiyorsunuz, diyemiyorsunuz da. Çember daralınca “Bize yalan itirafçılıkta bulunma teklifi yapıldı.” diyorsunuz. Kendisine güvenen, suça karışmadığı halde suç itirafında bulunması istenen kişi kimden, niye korkar? Şu an zaten bakanın hatırlatması üzerine “Bana, genel başkana iftira etmem teklif edildi.” diye kamuoyuna açıklama yaparken korkmadığınız bir cümleyi, yetkili savcıya vereceğiniz dilekçe ile niye kurmuyorsunuz?
Bugüne kadar onlar CHP’li, Ekrem İmamoğlu başta olmak üzere birçok belediye başkanı, kendilerine kumpas kurulduğunu savunma olarak ifade ediyorlar da... Açık açık kendileri aleyhine bazı kişilere tehditte bulunulduğunu ve aleyhlerinde iftiralar atıldığını öne sürüyorlar da... Bir tanesi bile savcılığa şikayette bulunup “Bana iftira atan şu kişiden şikayetçiyim.” demedi. Gerçekten iftiraya uğruyorsanız şikayet etmekten niye kaçınıyorsunuz? Bir an önce yargısal prosedürü niye başlatmıyorsunuz?