--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Osmanlıda insan yetiştirmek ve devletin bekası

Ali Erkan Kavaklı
Ali Erkan Kavaklı
10

Altı yüz sene Osmanlı Devleti, 250 yıl Anadolu Selçukluları ve Selçuklular olmak üzere 1000 yıllık İslamiyet dönemi devlet geleneğimiz var. Devleti, iyi yetişmiş insanlar yüceltir ve ayakta tutar. Nitelikli insanların bulunup eğitilmesi ve yetiştirilmesi çok önemli. Atalarımız yetenekli insana çok önem verir, onların gelişmesini sağlamak için her imkânı sunarlardı. 

Osman Gazi’nin hocası Şeyh Edebali, devlet başkanına şu öğüdü verir:

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!”

Devletin güçlenmesi ve ilerlemesi insana bağlıdır. Osmanlı Devleti, bu amaçla Enderun denilen saray okulu kurmuş; yetenekli, başarılı, dürüst, topluma yararlı insan yetiştirmiştir. Devlet kademelerinde yükselme ve terfi sistemi, ödüle dayalıdır. 

Osmanlı eğitim sistemini tanıyan yazar Busbecq, Osmanlının insana verdiği değeri şöyle anlatır:

Türkler İstisnaî vasıflara sahip bir insan buldukları zaman sanki paha biçilmeyecek değerde bir şey bulmuş gibi çok sevinirler, onu yetiştirmede hiçbir fedakârlıktan kaçınmazlar; şayet savaşmaya müsait vücut yapısı varsa her şeyden üstün tutarlar. Bizim planımız çok farklıdır zira biz bir köpek, şahin veya at bulduğumuzda da çok seviniriz ve onu neslinin en iyisi yapabilmek için elimizden gelen her şeyi yaparız. Türkler iyi eğitim görmüş insandan hizmet alırlar. İnsan tabiatı diğer hayvanlara nazaran çok daha takdire şayan ve çok daha mükemmeldir.”

Enderun’da başlangıçta gayrimüslim halktan, daha sonra Müslümanlardan devşirdikleri çocukları, en mükemmel şekilde eğitmişler ve devletin yeteneği geliştirilmiş insanlar tarafından yönetilmesin sağlamışlar. Mimar Sinan, Sokulu Mehmet Paşa Enderun’da yetişmiştir.

Enderun’da; Türkçe, okuma, yazma, Arapça, Kur’ân ve din dersi, beden eğitimi, savaş hünerleri bütün öğrenciler tarafından okunan ortak derslerdir. Arapça, Fars dili ve edebiyatı, fıkıh, tefsir, Türk edebiyatı vs. dersleri yüksek öğretimde kabiliyetli öğrencilere verilmiştir. Yüksek öğretim görmeyecek olanlara kabiliyete bağlı olarak mesleki eğitimi verilmiş, öğrencinin yeteneğine uygun bir meslek dalında derinleşmesi ve gelişmesi önemsenmiştir. 

Kabiliyetler, ilim, sanat, meslek, İslam dini ve Osmanlı kanunları öğretilerek geliştirilirdi. Bedenî, ruhî ve dini eğitim uygulamalı verilirdi. Kabiliyetli öğrenciler her kademede tespit edilip terfi ettirilirdi. Yetenekli öğrenciler orta öğretimde seçilir, yüksek öğrenime gönderilirdi. Uygulamalı eğitim sayesinde yetenekler görülür, hiç kimse haksızlığa uğratılmaz, herkes istediği alanda kendini geliştirirdi.

Enderun’da müfredat ordu ve bürokrasiye hizmet verecek kabiliyetleri tespit edecek şekilde planlanırdı. Kabiliyetli ve lider tipli öğrenciler keşfedilir ve özenle yetiştirilirdi.

Okulda savaş ilmi ve sanatı çok önemliydi. Devleti yönetecek insanların savaş sanatını çok iyi bilmesi önemsenirdi. 

Fatih Sultan Mehmet hem bir devlet adamı hem savaş ustası hem fen bilgini idi. Sekiz dili bilen Sultan, surların arkasındaki düşmanı vurmak için havan topunu icat etmişti. 

Fatih Camii etrafında kurduğu Sahn-ı Seman Medreselerinde ünlü matematikçi Ali Kuşçu ders vermişti. Osmanlı medreselerinde fen bilimleri ve matematik çok önem verilen derslerdi. İstanbul kütüphaneleri Türkçe, Arapça matematik kitapları ile doludur. Astronomi, cebir, geometri kitapları önemli kütüphaneleri doludur. Denizcilik, harita ve takvim alanında ileri gitmişlerdi. 

Piri Reis’in yaptığı dünya haritası çok ünlüdür.

Enderun’da hayat şafakla başlar, sabah namazı vaktinde Saray Okulunda uyur tek adam kalmazdı. Hamama gidip gelenler ve abdest alanlar yataklarını toplayıp üstüne oturur, güzel sesli bir hafız yüksek sesle Kur’ân okurdu. Padişah sabah namazlarını Enderun öğrencileri ile beraber kılardı. Bu usulü, Fatih Sultan Mehmet Han başlatmıştı. Padişahın yanında haremden ağaları da bulunurdu. 7 yaşından büyük şehzadeler de babaları ile beraber namazı eda ederlerdi. 

Sabah namazından sonra ders başlar öğleye kadar sürer, sonra da uygulamalı güzel yazı ve musiki dersleri verilirdi. Hevesli öğrencilerin tanınmış hocalardan özel ders almaları sağlanır; özel eğitim; Enderun’un büyükleri ve zengin saray ağaları tarafından teşvik ve himâye görürdü. Özel eğitim alanlar hem paraca desteklenir hem kıymetli kitaplar hediye edilir, padişahın nazarı dikkati bu çocuklar üzerine çekilirdi” der tarihçi Reşat Ekrem Koçu.(Topkapı Sarayı, İstanbul Ansiklopedisi ve Neşriyat AŞ, İstanbul 1960,s.34)

1909 senesi ders cetveline göre okunan dersler şunlar:

İlkokulda okutulan dersler: Eczayı şerife, namaz eğitim, hesabı zihnî, sülüs yazı 

Rüşdiye (ortaokul) dört sene okutulan dersler: Dini ilimler, Arapça, Farsça, Osmanlıca, hesap, imla, sülüs ve rika yazı, resim

Lise ve özel yetenekli öğrencilere uygulanan programı: Dini ilimler, kelâm, ahlâk, Osmanlı ve İran edebiyatı, mantık, genel tarih, coğrafya, matematik, cebir, geometri, fen bilimleri. (Osman Ergin, Türk Maarif Tarihi c.1, İstanbul 1977,s. 23)

Osmanlılarda Enderun dışında eğitim veren devlet ve vakıf medreseleri vardı, medreselerin ihtisas eğitimi veren bölümleri bulunurdu. Eğitim uygulamalı ve hayata yönelikti.

Devletin son asırlarında eğitim sistemi kalite kaybetmiş ve devlet bu sebeple yıkılmıştır. Geleceği inşa etmek için eğitime önem vermek, kabiliyetleri keşfedip geliştirmek şart.

 

Yorumlar

(10)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Turgut Ertav

30 Nisan 2021 11:35

Son günlerin gündemi üzerine: <Tarihçi yazar Murat Bardakçı'dan bir alıntı yazı: Osmanlı’nın İslám’ında içki yasağı yoktu İçkinin Türkiye'de tarih boyunca varolduğunu, bazı devirlerde savaş ve güvenlik sebebiyle yasaklanmasının dışında hep serbest olduğunu ve aynı zamanda ‘‘Halife’’ unvanını da taşıyan zamanın hükümdarlarının içkiyi yasaklamak yerine bundan devlete gelir sağlama yolunu tercih ettiklerini... ‘‘Osmanlı şeriat devletiydi, içki bizde eskiden yasaktı, alkol alanlar en ağır cezalara çarptırılırdı ama laikleşmemizden sonra serbest oldu’’ diyenlere küçük bir hatırlatma yapayım: Türkiye'de içki, tarih boyunca hep içildi. Bazı devirlerde yasaklandı, hattá içenler ağır cezalara bile çarptırıldılar ama içki satışı her zaman varoldu. Meyhaneler kısa dönemler için gizli, ama sonraları açık olarak faaliyet gösterdi ve devlet içkiyi yasaklamak yerine bundan gelir sağlamayı tercih etti. Yasaklamaların temelinde dini değil siyasi sebepler ve genellikle de güvenlik endişeleri yatardı. Meselá Dördüncü Murad dönemindeki meşhur içki yasağı, hükümdarın o senelerde giderek artmış olan yeniçeri zorbalıklarına bir son vermek için uyguladığı baskı ve sindirme politikasının uzantısıydı. Memleketin, özellikle de İstanbul'un güvenlik içinde bulunduğu dönemlerde içki hep serbest oldu, uzun süren savaş yıllarında ise yasaklandı. Ama devletin içki konusunda asırlar boyunca devam eden temel politikası hep aynı kaldı: İçkiyi yasaklamak yerine, bundan gelir elde etmek. Eski zamanlarda ne içtiğimizi merak edenler için söyleyeyim: Biz, millet olarak şarap içerdik. Şarap bizde de yapılır, hatta dışarıya da gönderilir ama çok daha iyi kalitelileri ithal edilirdi ve Türkiye asırlar boyunca hep şarap içti. Derken, 17. asrın başlarında ‘‘arak’’ adında bir içkiyle tanışıldı. ‘‘Arak’’, Arapça'da ‘‘ter’’demekti, imbik vasıtasıyla imal ediliyordu, yapılırken imbikte teri andıran damlalar beliriyor, bu damlalar sonra şişelere dolduruluyordu ve içkiye ‘‘arak’’ yani ‘‘ter’’ adı işte bu yüzden verilmişti. ‘‘Arak’’, zamanla ‘‘rakı’’ oldu ama şarabın hakimiyeti daha 200 sene kadar devam etti ve rakı ancak Tanzimat döneminde, yani 19. asrın ortalarında revaç buldu. Devlet, içkiden gelir elde etme politikasını zamanla daha belirli kurallar içerisine koymaya çalıştı. Meselá, 1870'in ilk aylarında Türkiye'nin gündemini içki içenlere yılda 50 kuruş ödemeleri şartıyla ruhsat tezkeresi verilmesi konusu işgal etti. Derken bundan vazgeçilip ‘‘Müskirat Nizamnameleri’’ yani ‘‘İçki Yönetmelikleri’’ çıkartıldı. 7 Nisan 1886 tarihli yönetmelikle içkiden alınacak vergiler düzenli bir şekle getiriliyor, 14 Temmuz 1890'da ise, ihraç edilecek şarapların kalitesi ve vergileri belirleniyordu. Aynı zamanda ‘‘Halife’’ unvanını da taşıyan dönemin hükümdarı İkinci Abdülhamid, içki konusunda böyle yönetmelikler yayınlamakata bir beis görmemişti. kitaplar yazılırdı. Bu eserlere ‘‘nasihatname’’ denir ve içlerinde memleket idaresinin ayrıntılarından satranca; yemek yeme usullerinden yıkanmaya, içki ádábından yıldızlardan geleceği okumaya, kılıç kullanmaya ve tıbba kadar akla gelen her konuda tavsiyeler yer alırdı. Bu nasihatnameler arasında en tanınmışı, İran taraflarında bundan 900 sene önce kurulan ‘‘Ziyaroğulları’’ adındaki ufak bir devletin hükümdarı olan Keykávus'un, oğlu Giylánşáh için kaleme aldığı ‘‘Kabusname’’ isimli Farsça eserdi ve Kabusname Türkçe'ye de defalarca tercüme edilmişti. Bu tercümelerden en önemlisini 1400'lü senelerin başında Mercimek Ahmed yapmış, Türk Edebiyatı'nın son álimlerinden Orhan Şaik Gökyay da 500 yıl öncesinin bu metnini 1940'larda elden geçirip yeniden yayınlamıştı. İşte, Kabusname'de ‘‘Şarabın nasıl içileceğinin’’ anlatıldığı 11. kısmından bazı bölümler: ‘‘...Ey oğul, şarapla ilgili olarak sana ne ‘‘iç’’, ne de ‘‘içme’’ diyebilirim. Zira, gençler başkalarının sözüyle hareket etmezler ve kendilerinden başka türlü düşünenlerin dediklerini yapmazlar. Gençliğimde ben de böyleydim ve ben de söylenenleri kabul etmezdim. Tá elli yıl sonra Allah bana doğru yolu gösterdi ve tövbe ettim. Eğer içmez isen, iki cihan senin olur. ..İçeceksen bari yemekten sonra hemen içme ve susuzluğunu da içkiyle giderme. İkindiden önce iç, sen serhoş olduğunda akşam da gelmiş olsun ve etraftakiler seni serhoş görmesin. ...Şarap içerken birşeyler yeme ve her zaman evinde iç. İnsanın kendi mekánında içmesi, gök kubbe altında yahut bir ağaç gölgesinde içmesinden çok daha iyidir. Evin gölgesi gizleyici, ağacın gölgesi ise dört bir yana rezil edicidir. Kanuni’nin şarap kanunları bile vardı Gayrımüslimler, içtikleri şarap için vergi vermezler ama sattıklarından alınır. Şarabı şehrin içinde sattıklarında her on ölçü için satandan ve alandan üçer akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman'ın ‘‘İnöz Kazası Kanunnamesi’’, madde: 5). Meyhane açıp kendi yaptıkları şarapları satmak isteyenlerden fıçı başına beş akçe alınır. Meyhanelerini birkaç günlüğüne kapatıp yeniden açanlar yahut hiç kapatmayanlar ister az ister çok satsınlar, fıçı başına beş akçe verirler (Kanuni Sultan Süleyman'ın ‘‘İnöz Kazası Kanunnamesi’’, madde: 7). Şarap fıçısı taşıyan gemiler fıçıları Trabzon'da satarlarsa, her fıçıdan yirmi beşer akçe alınır. Eğer Trabzon'da değil de bir başka limana çıkartırlarsa, on beşer akçe alınır. ‘‘Miso fıçı’’ denilen yarım fıçılardan beşer buçuk akçe alınır. Rakı fıçısından 28, yarım rakı fıçısından da dokuz akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman'ın ‘‘Trabzon Sancağı Kanunnamesi’’, madde: 9). Küçük sandallar ile yakın yerlerden fıçılarla şarap getirilirse, şarabın en iyi kalitesinden 30, orta kalitesinden 25, yarım fıçıdan da on iki buçuk akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman'ın ‘‘Trabzon Sancağı Kanunnamesi’’, madde: 10). Gemiler limana şarap getirirlerse fıçı başına otuz akçe alınır ama Menekşe şarabı gelirse, her fıçıdan altmışar akçe alınır (Kanuni Sultan Süleyman'ın ‘‘Selánik Kazası Kanunnamesi’’, madde: 8). Osmanlı usulü Amerikan bar 16. yüzyıl İstanbul'unda bir şarap dükkánı. Yahudiler ve Müslümanlar serbestçe şarap alıp içiyorlar. (Prof. Metin And'dan).Saygılar.

oğuzhan gürcüoğlu

29 Nisan 2021 17:18

keşke şu yüzyılda bu anlattıklarımız olabilse ancak gelecekte olur diye düşünüyprum.

Yildiz teskilati

29 Nisan 2021 15:17

Koku disarda olan lions rotary kulupleri mason localari acilen icisleri bakanligi tarafindsn kapatilmali cok sinsi sekilde faaliyetlerini surduren bu kuruluslar siyasette sermayede medyada stklarda sinsi bir sekilde calismaktadirlar

emekl

29 Nisan 2021 11:47

evet hep devşirme yetiştirilmiş kadınları askerleri de çoğunlukla devşirme ecnebi olunca

Kani

29 Nisan 2021 09:46

Gelecekten umudun olmayınca her gün Osmanlı yazarsın yok Osmanlı söyle yok Osmanlı böyle Osmanlı mi kaldi

Köroğlu

29 Nisan 2021 08:09

Osmanlı dediğiniz Anadolu ve Arap ülkelerinde 600 yıl karanlık cağdir. Olan bütün eserler ya roma ya Selçuklu dönemine ait. Osmanlı'ya ait Anadoluda Osmanlı'ya ait çok az eser var

Deniz

29 Nisan 2021 08:06

Bunları anlatmaya değmez. Avrupa'da daha iyi dersler vardı. Üç asır geriden takip ediyoruz Batı'yı.

Bebek katli

29 Nisan 2021 04:21

İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyenler kundakta bebek olan sabi sübyan kardeşleri için katl fetvası da almışlar. Bir bebeğin boğularak öldürülmesi hangi kitapta yazar. Padişah değişince kaç cariye ayağına taş bağlanıp Sarayburnundan denize atılmış. Başka din ve milletlerden insanların çocuklarının zorla alınıp devşirilmesinin neresi insani ve islami vicdana uyar.

Yuksekova

29 Nisan 2021 03:18

Hocam severim sizi fakat onlar mazzi oldu .o seyler degisti simdi yedirmesen ilce baskanini nerde bulacan tosunlari nasil duyuracan. Kriptolari nasil ssemizletecen. Eski hal muhal ya yeni hal.yada izmihlal.demisler buyuklerimiz.artik o hikayeler karin duyurmuyor bana masal lazim degil ekmek lazim cay tuz su vb.bunlarda akp kalmadi.o zaman yeni hal .

Turk

29 Nisan 2021 03:16

Oanli bir ailedir ırk değil hani ogrensen

Ali Erkan Kavaklı Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle