• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ali Erkan Kavaklı
Ali Erkan Kavaklı
TÜM YAZILARI
13 Ağustos 2020

İslamcı Erdoğan ve Türkiye’nin yürüyüşü

Der Spiegel Türkiye temsilcisi Maxmilian Popp Türkiye’nin saldırgan politikaları ile bölgeyi istikrarsızlaştırdığını, Avrupalıların bu yeni Osmanlıcı hırsa karşı koyamadığını yazmış. (Der Spiegel,1.8.2020,s.83)

Ayasofya’nın açılmasından rahatsız olmuş Maxmilian, Fatih Sultan Mehmet Han’ın satın alıp cami olarak vakfettiği ve 500 sene cami olarak içinde dua edilen Ayasofya’nın tantanalı bir şekilde camiye çevrildiğini ve Erdoğan’ın camide cuma namazı kıldığını yazmış, Atatürk’ün camiyi müzeye çevirdiğini eklemiş.

24 Temmuz’a denk getirilmiş Ayasofya’nın yeniden cami olarak açılışı. Bu tarih, Lozan Antlaşmasının imza günü. 

Erdoğan iki mesaj birden veriyormuş:

“Atatürk’ün mirası nihaî olarak tasfiye edildi ve Türkiye artık tayin edilen sınırları tanımıyor.

Maxmilian’ın yazısı BND (Alman İstihbaratı) bakış açısını yansıtıyor, Türkiye’yi suçluyor:

Türkiye Akdeniz’e petrol arama gemisi göndererek Yunanlıları provoke ediyormuş. Yunan ordusunun alarma geçtiğini, Almanya’nın kavgayı sakinleştirdiğini, iki tarafın görüşme yapmaya razı olduklarını, problemin ertelendiğini yazıyor.

Türkiye resmi olarak NATO ülkesi, AB üyeliğine aday ama sıkça Batı’nın rakibi ve bazen de düşmanı gibi davranıyor. Erdoğan, Avrupa ve ABD’nin şiddetli protestolarına rağmen, Kürt teröristleri YPG’yi sınırından uzaklaştırmak için ordusunu Suriye’ye sevk etti, Berlin konferansında Libya’daki iç savaştan uzak durma sözü vermesine rağmen, Milli Mutabakat Hükümetini silahlandırdı, Libya’ya savaş gemileri gönderdi, Fransız savaş gemisini ateş altına aldı (Yalan olduğu açıklandı ama…)” 

Maxmilian; Erdoğan’ın, içeride baskı altı altında olduğunu, Corona salgını dolayısıyla ekonominin kötüleştiğini, eski bakanlar Ali Babacan ve Ahmet Davudoğlu’nun rekabete kalkıştığını; bütün bunlara rağmen Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dış politika manevralarından vazgeçmediğini, ABD, Çin ve Rusya’daki mevkidaşları gibi büyük devlet adamı davranışları sergilediğini ifade ediyor.

Erdoğan İslamcı. Milletler arası kabule göre ideoloji onun için ikinci sırada. Bundan dolayı ocak 2020’deki Türkiye’nin Yeni Osmanlıcılık anlayışı, Ak Parti’nin ilk yıllarına göre daha farklı: Pragmatik, rasgele ve öngörülemez. Erdoğan, Viladimir Putin gibi davranıyor. Nerde fırsat varsa oraya yöneliyor. Kuzey Afrika’da askerî üsler kuruyor, Balkanlarda camiler yaptırıyor, Suriye’nin bir bölümünü işgal ediyor.

Ankara, Amerika’nın çekilmesinden doğan boşluğu dolduruyor. Hırslı bir orta güç olarak tarihin akışını belirlemeye çalışıyor… Libya’nın batısında resmi olmasa da belirleyici konumda. 

Avrupalılar, yirmi yıldır huzursuzluk veren Ankara’ya karşı ölçülü bir yol tutturamadılar. Ekonomik bağlar sayesinde Erdoğan’ı durdurma imkânına sahip olabilirlerdi. Gerek AB gerek Almanya ekonomik yaptırımlar yoluyla Türkiye’ye baskı uygulayabilirler. Bunun yerine çaresizlik ve huzursuzluk karışımı bir tavırla Türkiye devlet başkanının bölgeyi daha fazla istikrarsızlaştırmasını izliyorlar.”

Maximilian, Türkiye’nin durdurulmasını istiyor, bölgede istikrarsızlık unsuru olduğunu yazıyor.

Kendilerinin Almanya’da demokrasiyi yaşatmaya uğraşırken Libya’dan neden darbeci Hafter’i desteklediklerine değinmiyor.

Demokratik Almanya, neden 15 Temmuz 2016’da Türkiye’yi kana boyayan darbecilere kucak açtı, hiç değinmiyor. 

Mahkemede casusluktan mahkûm olmuş Can Dündar gibi hainleri, neden cumhurbaşkanlığı seviyesinde kabul edip koruduklarını yazmıyor.

37 senedir Türkiye’yi terörize eden 50 bin vatandaşımızı öldüren PKK’nın Suriye kolu YPG’yi neden desteklediklerini, ABD’nin neden PKK ve YPG’ye silah verdiği konusuna girmiyor.

Yunanistan’ın neden darbeci Mısır Firavun’u Sisi ile anlaşıp, Türkiye’yi Akdeniz’den çıkarmak ve evine hapsetmek istediğine ve neden Avrupa ve ABD tarafından desteklendiği konusunu yazmıyor.

Demokrat AB ve ABD’nin neden Mısır’da darbeci Sisi’yi desteklediğine temas etmiyor.

İki yüzlü ve Türkiye düşmanı AB ve ABD politikalarından iki satır olsun söz etmiyor.

Ekonomik yaptırımlarla Türkiye’yi durdurmaları gerektiğini yazıyor.

Ülkede bazı saf vatandaşlar neden doların, altının, dövizin fırlayıp gittiğini soruyorlar.

Almanya, AB, ABD lobisi ve etki ajanları döviz aldı başını gidiyor diye yırtınıyorlar.

Tarih boyunca Müslümanlar ne zaman İslam’a sarılmışlarsa Allah’ın yardımıyla ilerlemişler, medeniyetler kurmuşlar, dünyaya adalet ve huzur dağıtmışlar. Ne zaman Kur’an’ın emirlerine sırt çevirmişlerse gerilemişler, İslam düşmanlarına yenilmişler; zulüm, işkence ve katliamlara maruz kalmışlar.

Sınırsız dolar ve avroya sahip borsa spekülatörleri, yenmez içilmez altın almaya devam etsinler. 

Biz dinimize sarılmalı, doğru yolu takip etmeli, ilim ve kalkınmaya önem vermeli, daha çok çalışmalı, daha çok birbirimizle kenetlenmeli, Erdoğan’a sahip çıkmaya devam etmeliyiz. 

Maxmilianlar, Corclar, Abrahamlar ekonomik yaptırımlarla bizi durdurmak için entrikalar çeviriyor, Türkiye düşmanlarını koruyor, Yunanistan’ı kışkırtıyor, PKK-YPG’yi silahlandırıyor; Libya, Suriye, Mısır’da darbecilerle iş tutuyorlar.

Türkiye düşmanlarının pusuda olduğunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Salih

Bu Türkiye temsilcisi zat:Allahcc'ın Kuran'ında yasakladığı süresiz nafakayı,100 günlük icraatları içinde kaldırmayı söz verdiği halde kaldırmadığını neden yazmamış.Çalışma hayatında her alanda kadın istihdamına pozitif ayrıcalık yaptığını ve bunun gayrımüslümlerce hoş karşılandığını niye yazmamış.Istanbul sözleşmesi ve türevlerini kaşnan göz arası toplumda tartışılmadan yasalaştırarak daha çok yaslandığı kesime dayattığını niye yazmamış.Önce Sultan Ahmed'i doldurun diyerek Ayasofya'nın açılmayacağını söyleyip,bir yıl sonra aniden açtığını niye yazmamış.Ak partinin toplumda hep kerhen kabul gördüğünü daha çok chp ye vurarak ama onların memnuniyeti üzerine siyaset yaptığını niye yazmamış?
  • Yanıtla

Caner Uğur

Söz konusu gazeteci Alman İstihbarat Teşkilatının Türkiye'deki bir elemanı gibi rahatça çalışıp ülkemizdeki olayları vuku bulduğu gibi değil de kendi ve efendilerinin istekleri doğrultusunda haberleştirerek dergi ve gazetesinde yayımlamak istiyor. Ona kalırsa, ülkemizdeki arzu ettiği her yönetici ve politikacıyı heva ve hevesine göre hicivleme, gülünç duruma düşürme, günah keçisi ilan etme, alaya alma özlemleri içinde, bu konuda dokunulmazlık elde etmesi de en büyük arzusu. Gazetecilik çerçevesini aşıp direkt yerli politikada dışarıdan etkili biri olmak hülyasında. Demek ki şimdiye dek hakkında bir inceleme başlatılmamış. Sorgulanıp kulağı hafifçe çekilseydi gazetesinde Türkiye hakkında Alman kamuoyunu yanıltıcı ve eleştirel haberlere imza atamazdı. Umulur ki önümüzdeki zamanda tutumunu değiştirmedigi takdirde Türkiye'de istenilmeyen muhabir olarak bilineceği kendisine ima edilir. Nasıl ki herhangi bir kimsenin Almanya'daki basın yayın organlarında Birinci Cihan Harbi esnasında Ermeni Soykırımının olmadığı hakkında görüş beyan etmesi yasaklanıp cezai müeyyideyle tehdide maruz kalacağı belirtilmişse. Önce kendi ülkesindeki bu husustaki basın özgürlüğünü sınırlandırıcı kararları eleştirsin. Kanatim o ki genellikle ülkemizde bulunan her Batılı gazeteci, öğretmen, subay, din adamı v.s mülayim meslek ve isimler altında casusluk faaliyetleri yürütmektedir. Her biri takip edilmeli!
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı