Oruç, tutar!
Oruç ibâdetini yerine getirmeye milletimiz “oruç tutmak” der. “Tutmak” fiilinin kullanıldığı mânâların miktârına baktığımızda milletimizin bu tercîhiyle oruç ibâdetinin gönlündeki zenginliğini göstermek istediğini düşünmeden edemeyiz.
Kubbealtı Lugati “tutmak” fiilinin tam elli dokuz farklı mânâda kullanıldığını yazmış. (Bakınız: http://lugatim.com/s/TUTMAK)
Bunlardan bir kısmını mübârek orucumuzla birlikte düşünmek tefekküre pencereler açacaktır. Öyle görünüyor ki bizim orucu tuttuğumuzdan daha fazla oruç bizi tutmaktadır.
Elle kavramak, elde bulundurmak, eline almak: Oruç da bir ay boyunca bizi müşfik ellerine alır, başka ellere, kötü niyetli ellere bırakmaz. Oruç, ellerimizi sıkıca kavrar ve bizi Allah ve Resûl’ünün yolunda sâbit-kadem tutar.
Elle dokunmak: Oruç, bizim yüreğimizin en derin yerine dokunur. Dokunur da orada güller, lâleler açtırır. Orucun elinin değdiği yer gül gülistân olur, îmânın ıtırları yayılır orada.
Ele geçirmek, yakalamak: Oruç, Recep ve Şâbân ayında başladığı tâlîm ve temrînlerden sonra Ramazân ayını tamâmen ele geçirir ve o ayda bütün mü’minlerin kalbini, rûhunu, aklını yakalar; fetheder. Bu yüzden bu ayda şeytanlar kımıldayamaz, bu aya nüfûz edemezler. Çünkü bu ay oruç tarafından ele geçirilmiştir, bu ayda oruç mü’minleri yakalamıştır.
Gitmeye bırakmamak, bir yere koyup gitmesini önlemek, alıkoymak: Oruç, bizim savrulmamıza mânî olur. Biz ne zaman kendi îmân, kültür ve medeniyetimizden uzaklaşacak olsak oruç Hızır gibi yetişir ve bizi bulunmamız gereken noktaya yine çeker. Birçok Müslümanın İslâm’la irtibâtı oruçtan ibâret kalmıştır maalesef. Namaz kılmayıp, içki içip, kumar oynayıp Ramazân gelince oruç tutan Müslüman sayısı az değildir. Bu insanları bırakmayan, İslâm’dan başka yerlere savrulmasına mânî olan, onu İslâm’ın bağrında alıkoyan, oruçtur. Oruç, Müslümanı “tutan” bir kuvvettir. Başka ibâdetlerde gevşek de olsa Müslümanlar orucu sevmekte, ona hürmet etmektedir. Öyle anlaşılıyor ki oruçta başka bir “tutma” husûsiyeti vardır.
Oyalamak, alıkoymak: Oruç, zevk ve eğlence ile kendini oyalamaya çalışan günümüz insanını bu lüzumsuz ve faydasız meşgûliyetlerden alıkoyar ve onu bir ay da olsa ibâdetler, yardımlaşmalar dünyâsında, nefsin süfliyâtından uzak bir dünyâda oyalar ve onun yüzünü bir ay boyunca bu güzelliklere döndürür.
Avlamak: Oruç, insanı avlar. Birçok gayr-i müslim, oruç ibâdetinin güzelliğine hayran kalmıştır. Oruç, oltasını atar ve ona yapışacak Müslümanı bekler. Oruca yapışan insan başka avlar gibi ölmez, ebedî hayât iksîrini idrâk eder. Oruçla avlanan Müslüman o avcıdan âzâd olmak istemez. Necip Fâzıl’ın, “Sonsuzluk kervanı istemem âzât/Köleniz olmakmış gerçek hürriyet” dediği gibi… Çünkü oruç insanı nefsin ve şeytânın elinden avlar. İnsan nefs ve şeytanın otlaklarında yok oluşa sürüklenirken oruç onu avlar ve ebedî var oluş saâdetini bahşeder ona.
(İşini gördürmek üzere) Bir kimseyi ücret karşılığında görevlendirmek: Oruç, zengin Müslümanlara açlık ve fakirliği tattırarak onları yoksullara hizmetçi olarak tutar. Zenginlerin, oruç ayı Ramazân’da her zamandan daha cömert olmaları bu tutuluş sebebiyledir. Onların ücreti mallarının temizlenmesi ve cennet olacaktır.
Kirâlamak: Oruç, bir ay boyunca görme, işitme, tatma, dokunma, koklama hislerimizi ücreti temizlenmek, arınmak, idrâkimizin yükselmesi, îmânımızın parlaması, kulluğumuzu daha derinden duymak… olmak üzere tutar. Bizi bizim için kiralar oruç.
Doldurmak, istîlâ etmek, duyulacak veya görülecek şekilde etrâfı kaplamak: Oruç, dünyâmızı öyle bir doldurur, kaplar ki bir ay orucun bayrağı dikilir burçlara, orucun sadâları yükselir memlekette. Orucun istîlâ ettiği yurt ve yüreklerde kötülüğün, isyânın sesi çıkmaz olur. Oruç ayında ezânlar daha gür, Kur’an’lar daha tesîrli, mü’minler daha güçlü ve cesûrdur. İftar topları ve semâları dolduran ezân sesleri Ramazân ve orucun hâkimiyetini îlân ederler âdetâ. Her Ramazân İslâm dünyâsı bir oruç coğrafyası olur.
Asker. Elindeki kuvvetlerle bir yeri hükmü altında bulundurmak, savunmak, müdâfaa etmek: Oruç, kalbimizdeki îmân kalesini koruyan bir asker olduğu gibi bütün dünyâda Müslümanı Müslüman tutan, İslâm dünyâsının gâvurlaşmasını engelleyen bir mücâhiddir aynı zamanda. Biz bir yıllık gevşemelerimizi, rûhumuzda açtığımız yaraları oruç sâyesinde tımâr eder, yürek kaslarımızı kuvvetlendirmiş olarak küfrün karşısına dikiliriz. Oruç, îmân kalesini tutmasa kale elden giderdi.
“Tutmak” fiilinin on mânâsı üzerinde durabildik. Oruç ibâdetini edâ etmeye “oruç tutmak” diyen atalarımıza rahmet olsun.
Şu husûsu da gözden kaçırmayalım: Orucun bizi bu kadar sıkıca tutabilmesi için bizim onu sıkıca tutmamız da elzemdir.