Sporun içerisinde ‘Helak olan kavimler’i hatırlatan gerçekler (1)
Sporun insan üzerine fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan yararları olduğu gerçeği herkes tarafından bilinip, dillendiriliyor. Bir de bilinmeyen veya bilinip de dillendirilmeyen-kabullenilmeyen ‘olumsuzluklar’ söz konusu. Günümüzde yaygın olan bu durum, çocuk ve gençler başta olmak üzere, bir neslin ‘milli’ ve ‘manevi değerler üzerinde ‘tahribat oluşturup, süreçle ‘uçuruma-çıkmaza’ sürükleneceği gerçeği var. İçinde yer aldığımız zaman-yaşam diliminde, sporun araç olarak kullanılarak gerçekleşen bu durum, tarih sayfasında ‘helak’ olan kavimlerin, nasıl yok oldukları ‘ibretlik’ gerçeklerini hatırlatıyor bizlere…
HELAK OLAN KAVİMLER
(*) “Yüce Allah, yaratılmışların en şereflisi olan insana akıl ve irade vermiş ve bunun sonucunda ona birtakım sorumluluklar yüklemiştir. Bu sorumlulukları yerine getirebilmesi için de peygamberler ve kitaplar göndermek suretiyle ona rehberlik etmiştir. Kur’ân-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed (a.s.)’e gönderilen son ilahi kitaptır. Bu Yüce Kitabın muhatabı bütün insanlar, gayesi de onların dünya ve ahiret mutluluklarını sağlamaktır. Bu gayeye ulaşabilmemiz için, Kur’an’ı okuyup anlamamız, emir ve yasaklarına uymamız gerekmektedir. Nuh as’ın kavmi, Ad, Semud, Lut ve Firavun’un yaptıklarından örnekler verilerek insanlığın bundan uzak durması gerektiğinin altı çizilir… Kavimlerin helak olma sebepleri; peygamberlerini yalanlamaları, putlara tapmaları, zulüm ve sapkınlık, işledikleri şirk, küfür, isyan ve zulüm gibi günahları sebebiyledir. Geçmiş kavimlerin kıssalarında insanlar için ibretler ve öğütler vardır.” (*https://webdosyasp.diyanet.gov.tr/muftuluk/UserFiles/erzurum…)
KAVİMLER NASIL HELAK OLDU?
(*) “…Âd Kavmi’ni (diyor) Cenâb-ı Hak ne yaptı?” (el-Fecr, 6) diyor. Cenâb-ı Hak Âd Kavmi’ne çok ikramlarda bulundu. Gençleri güçlü-kuvvetliydi. Toprakları münbitti. İrem Bağları vardı. Cenâb-ı Hak verdikçe onlar azdılar. (Allâh’ın verdiği nîmetleri) kendilerine izâfe ettiler: “‒Bizden güçlü kim vardır?” dediler. (Bkz. Fussilet, 15) Cenâb-ı Hak onu da bir rüzgârla helâk etti. Ondan sonra Semud Kavmi geldi. Onlar dedi ki: “‒O kavim mahvoldu ama rüzgârdan, biz temelleri sağlam yaptık, bize bir şey olmaz (dedi). Bizi hiçbir kuvvet yıkamaz.” dedi. Cenâb-ı Hak da o Semud Kavmi’ni, yani Sâlih -aleyhisselâm-’ın kavmini bir sesle, şiddetli gelen bir sesle, ödleri patladı insanların. Yani Cenâb-ı Hak burada isyan edenleri, yoldan çıkan, kibirlenen, gururlanan, Allâh’a kul olmayı unutan bu kavimleri bildiriyor. Arkadan Firavun kavmini bildiriyor; zulmeden bir kavim. Zâlim bir insan, kavmi de zâlim. “Evtâd”. Bağlardı direklere, kollarını ayaklarını, o şekilde değirmen taşı çevirttirirdi. Zulmün en acısını, yahut da ufak bir hücreye zorla sokardı, orada bırakırdı ölümüne. Cenâb-ı Hak: “Bunlar fesâdı artırdılar.” (el-Fecr, 12) buyuruyor. “Onlara azap kamçısı indi.” buyruluyor. (Bkz. el-Fecr, 13) Yine Cenâb-ı Hak Lût Kavmi’ni bildiriyor. Onların nasıl ahmaklaştığını bildiriyor. Hayvanlardan daha öteye giden bir kavim. Maalesef günümüzde bunların hepsi yaşanıyor. Şuayb -aleyhisselâm-’ın kavmi, sahtekâr bir kavim. Kandırıyor devamlı. Velhâsıl bu kavimlere Cenâb-ı Hak’tan ilâhî azaplar indi. Günümüzde de bu kavimlerin aynısı yaşanıyor. Fakat Rasûlullah Efendimiz duâ etti Cenâb-ı Hakk’a ilticâ etti: “‒Yâ Rabbi! (Dedi.) Benim kavmim (dedi) böyle külliyyen batmasın.” dedi. Demek ki durumumuzu bir muhâsebe etmemiz lâzım. Ne kadar -kendime izâfe ederek söylüyorum- ne kadar yaşamamız lâzım? Ne kadar yaşatmanın gayreti içinde olmamız lâzım? Ne kadar emr bi’l-mârûf, nehy ani’l-münkerde bulunmamız lâzım? (*https://www.islamveihsan.com/helak-olan-kavimler.html)
(Devam Edecek)







