--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hunat Hatun Külliyesi

Hüseyin Öztürk
Hüseyin Öztürk
1

Tarihi geçmişini kaybeden şehirler, şehir olma kimliğini de kaybederler. Tarihi yazılmayan şehirler, başka şehirlerin tarihini öğrenir ve öğretirler.

Bugün ülkemizdeki pek çok tarihi şehirler, Batılı ülkelerin şehirleri kadar tanınmaz ve bilinmez. Çünkü romanlarda Batılı ülkelerin şehirleri anlatılır.

Bizim şehirlerimiz ise romanlara ihtiyaç duymaz. Bizatihi kendisi görülerek, gezilerek, yaşanarak anlatılmaya müsait canlı eserlerdir.

İşte bu tarihi eserlerden birisi de Hunat Hatun Külliyesi’dir. Külliyeyi gezerken tarihini de öğrenmek bir derstir. Uzaktan anlatılarak ne külliye ne tarih öğrenilir.

Yine de görmeyenler için de görenler için de kaynaklara müracaat ederek, külliye hakkında özet bilgi sunalım.

Külliyenin doğu ve batı taç kapıları bile hayranlıkla görülmesi gereken eserlerdir. Kitabesine göre H.635/M.1238 yılında I. Alaeddin Keykubad’ın Hristiyan zevcesi, II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in annesi Mahperi Hunat tarafında inşa ettirilmiştir.

Mahperi Hunat’ın ne zaman Müslüman olduğu bilinmemekle birlikte, I. Alaeddin Keykubad’ın öldüğü ve yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in geçtiğinde, külliyenin yapılmasını emrettiği, 1238 yılında Müslüman olduğu tahmin edilmektedir.


•

Hunat Camii’ne girdikten sonra başka bir âleme yolculuk ediyor ve dünyanın nasıl bir döngü içerisinde olduğunu tasavvur ediyorsunuz.

Cami hakkında teknik bilgiler vererek söze devam edelim:

Hunat Camii, çok destekli, kapalı iç avlulu, mihrap önü kubbeli, medrese açık avlulu, avlusu dört yandan revaklı, iki eyvanlı, tek katlı türbe kare kaideli sekizgen gövdeli ve tek katlı hamam ise dört eyvanlı, dört köşe hücrelidir. Cami merkezli külliyede, türbe ve medrese ile cami-hamam bitişik inşa edilmiştir.

Kayseri, I. Alaeddin Keykubad’ın (1220-1237) dönemleriyle birlikte kültürel, sosyal ve siyasi kimlik kazanmıştır. Yine tarihi kaynaklarda bu husus şöyle izah edilir:

I. Alaeddin Keykubad Sivas’ta tahta çıktıktan sonra, Kayseri’ye uğrayarak tahta çıkışını/cülûsunu burada büyük şenlikle kutlamıştır.

Kayseri bu dönemde; Sultan Alaeddin’in fetihlere hazırlandığı yer olduğu için “Darü’l-Feth” ve Konya’dan sonra Selçuklu başkenti olduğu için “Darü’l-Mülk” ismiyle anılır.


•

Bu arada çok az bilinen bir başka tarihi eserden de söz etmeli.

I. Alaeddin Keykubad, şehri kuşatan surlar haricinde (1224-1226) yıllarında “Keykubâdiye Sarayı’nı” yaptırır ve fetihlere buradan çıktığı bilinir. Vefatı da buradadır.

I. Alaeddin Keykubad, 1228 Erzincan, 1230 Erzurum’u fethinden sonra Kayseri’yi üs olarak kullanır ve Sultan, Keykubadiye Sarayı’nda yemekte iken zehirlenerek ölür.

Caminin batı taç kapısındaki kitabede banisinin Mahperi Hunat olduğu ve 1238 yılında kocasının ölümüne müteakip oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in hükümdarlığının kesinleşmesiyle yaptırdığı anlaşılmaktadır.

•

Ezcümle:

Milletlerin ve devletlerin sonları, hiç dışarıdan olmamıştır. Hep içeriden olmuştur. Ve hiçbir kale, içeriden düşman olmadıkça dışarıdan fethedilmemiştir.

Sanırım meramım anlaşılmıştır.

 

Hüseyin Öztürk Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle