Kavgasız futbol/derbi olur mu?
Sporun önemli bir kolu olan futbolun da ne kadar ‘ranta/menfaate’ dönüştüğünü Galatasaray-Fenerbahçe maçında bir kez daha gördük. Doksan dakikada neler yaşanacakların ‘fitili’ maç öncesi çekildi. Taraftar ve her iki takım arasındaki sürtüşme, hakem düdüğü çalmadan başladı. Bu bir erken uyarıydı aslında. Sahadaki futbol mücadelesini Fenerbahçe kazanırken, spor dışı olaylarda her iki takım da kaybetti. Yaşanan futbol dışı olaylar, bu galibiyeti gölgeledi. Sahi olaylar olmasa ne olacak, kimin menfaat/rant/çıkarına ‘çomak’ sokulacaktı?.
Galatasaray-Fenerbahçe maçında sportmenlik dışı olaylar yaşanmasa, ülke insanının yararına üretim veya ihtiyaç aracı olarak bir kazanımımız olacak mıydı? Hayır! Kendi kendimize düşünmüyor/sormuyor değiliz; Öyle ise futbolun bu kadar konuşulduğu ortam neden var? İspanyol diktatör Franko’nun ‘uyku tulumuna’ benzettiği stadyumlar, beşik göreviyle vatandaşı ‘uyutma’ aracı uygulamasından çıkarak, adeta kabuk değiştirmiş durumda. Kulüpleri yönetenler için şimdi tam bir menfaat, siyasi veya ideolojik rant aracı olmuş vaziyette. Bunu apaçık sergilemekten geri kalmıyorlar. Bir kulübe başkan seçilip başarısız olan o koltuğu bırakmak istemediği gibi, daha önce başkan olup ‘jübile’ yapan, tekrar eski görevine, koltuğu kapma peşine takılıyorlar. Neden acaba? Futbol denen oyunun temsil edildiği Kulüplerle gönül birliği oluşturan milyonlarla, sözde temsilci kimliğine bürünmek varken, neden bur fırsat geri çevrilsin ki!.!
Meydanı boş bulan, oynayacağı oyunun da senaryosunu yazma hakkını da kendinde buluyor. Ülke futbolunu kim yönetiyor? Türkiye Futbol Federasyonu (TFF). Federasyon başkanı seçiminde birinci derecede kim rol oynuyor? Kulüpler Birliği. Kulüpler Birliği de seçimde birinci derecede rol oynuyorsa, suçluyu/sorumluyu dışarıda aramaya ne gerek var! Ali Koç’un başkanlığını yaptığı Kulüpler Birliği’nin tek aday olarak gösterip, 2023 yılında yeniden göreve getirdiği Mehmet Büyükekşi için bir yılını dolduramadan, temmuz ayını beklemeden seçim kararı alınmasının nasıl bir izahı olabilir ki? Türk futbolu özerk deyip gerekli yasa ve kanunlar gözden geçirilip sahip çıkılmadan birilerin/kişilerin eline bırakıldığında, futboldaki mevcut durumu yaşamamakta imkânsız oluyor. Bizim izah etmek istediğimiz; ne her defasında tekrara düşmek, ne de bağcıyı dövmek yerine, üzüm yemek, üzüm! Peki, bu nasıl olacak?. Devam edelim…
Süper Lig kulüplerinin tarihine bakın, bir de kendi aralarında oynadıkları sayısız karşılaşmalara. Üstadın stadyumlardan yükselen ‘gol’ sesinin, ‘Allah’ sesine dönüşmesi, ülke gençliğinin kurtuluşuna vesile olacağına dikkat çekerken, bizler bırakın tribündeki taraftar taşkınlığını, Kulüpleri yönetenlerin taşkınlıklarını konuşuyoruz. Biz bu yazıyı yazarken İstanbul Valiliği’nden yapılan ‘Stat müdürünü darp eden 5 kişi hakkında adli işlem başlatıldı’ açıklamasını görüyoruz. O görüntüleri izleyin, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır…
Tüm bu yaşananlar bir kez daha futbolun sadece futbol olmadığı sözüne canlı/somut bir örnek olurken, futbolun kişisel rant/çıkara malzeme edildiği yaklaşımının abartılarak söylenmiş bir söz olmayacağını yaşayarak-yaşlanarak görmüş oluyoruz. Bu bağlamda akla hemen şu soru gelebilir; ‘Kim haklı, kim haksız?’ Bu sorunun cevabını bulmak için, bir kere üzerimizdeki, tuttuğumuz takımın formasını çıkarıp, düşüncemizi vicdan-insanlık sesinin ‘süzgecinden’ geçirdikten dinlememiz gerekiyor. Öyle ya toplum olarak madem bunlara layık değiliz, bu sürecin ‘çarkı’ kimler tarafından döndürüldüğünü sorgulamamız gerekiyor! Kulüplerin mali ve idari yönetimlerindeki zafiyetleri birlikte, harekete ve söylemlerinden dolayı sezonun başlamasından bugüne kadar aldıkları cezalara bakıldığında, kafalardaki ‘sis’ perdesi aralanacaktır. Tüm bunları düşünüp/yazarken, Ali Karahasanoğlu Abimizin ‘19 Mayıs’ın yıldönümünde Atatürk istismarı?!’ (www.yeniakit.com.tr/yazarlar/ali-karahasanoglu/19-mayisin-yildonumunde-ataturk-istismari-45441.html ) başlıklı yazısı, fazla söze ‘hacet’ bırakmıyor…