• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Rüyalarla yaşayan adamın günlüğü

05 Temmuz 2025
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Rüyalarla yaşayan adamın günlüğü

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

Bazı anlar vardır ki insanı, dipsiz bir kuyu gibi içine çeker. Hiçbir hazırlığınız yoktur; sessizce, ağır ağır çekilirsiniz içeri. Her düşüşte aynı sorular yankılanır zihninizde:

Anlamın peşindeki bir arayış mı bu?

Yoksa sadece derin bir yalnızlık mı?

Bitmek bilmeyen kaçış planları mı?

Bu bir hâlettir; içine girenin bile nedenini tam olarak kestiremediği...

Ve işte o an fark edersiniz:

Sizi dipsiz kuyulara sürükleyen şey zaman değildir.

Siz zaten hep o kuyunun içindesinizdir.

Gündüzün kalabalığında anlamazsınız belki; ama gece olup da kendi sessizliğinizle baş başa kaldığınızda, o karanlığın çoktan içinize yerleştiğini hissedersiniz.

Belki de siz, o kuyunun ta kendisine dönüşmüşsünüzdür.

Böyle aksak ruhlar için uyku, cepte saklanan mistik bir geçittir.

Gündüzün kapılarını yumruklayan bilinçaltı, gece tüm engelleri aşar.

Ve insan, ruhani zindanlara benzeyen o tuhaf yolculuğa sürüklenir.

Bunu fark edenler vardı. Bir de hiç fark edemeyenler. Fark edemeyenler, başını yastığa koyar koymaz savrulurlar bilinçsizlik gecesine. İşte, geceyle gündüz arasında bir yerde, zihninizin kıyısında beliren o an…

Şehrin terk edilmiş bir tramvay durağında karşılaştığınız ebedi yabancı… Önünde eski bir defter durur. Yazı, zamanın ipiyle anlamı yabancıya bağlamıştır.

Bir açabilseniz o defteri, ne çok kırık dökük terk ediliş, ne çok ihanet, ne çok düş kırıklığı çıkar karşınıza...

“Nedir bu notlar?” diye sormak istersiniz…

Yabancı cevap verir:

“Gördüğüm rüyaları not alıyorum.”

“Neden?”

“Uyandığımda hatırlamak için değil… Yeniden o rüyalarda yaşayabilmek için yazıyorum.”

Rüyaya dönebilmek için yazan birini tanımak, içinizde bir şeyleri kıpırdatır.

Sanki bilinçaltının kapılarını içeriden aralayacak bir sırla karşılaşmışsınızdır.

Defteri okumak için izin istersiniz.

Ama yabancı başını bile kaldırmadan, kesin ve sessiz bir dille karşılık verir:

“Hayır. Bu rüyaları okursanız ben de yok olmaya başlarım.

Bunları seri şekilde görüyorum. Araya asla başkası giremez.”

Yabancı, gece gördüğü rüyaları defterine eklerken, kayıp bir yapbozun parçalarını birleştiriyor gibidir.

“Lütfen,” diye ısrar edersiniz.

O an, yabancı başını kaldırır ve şöyle der:

“İnsan, gündüz devlete; gece kendi karanlığına teslim olur.”

“Ama,” dersiniz, “bazısı teslim olmaz. İçeride gizlice başka bir ülke kurar.”

Yabancı, bir an durur. Deşifre olabileceğini hisseder.

Sesi bu kez daha alçak ama daha kararlıdır:

“Gündüzün haritasında yeri olmayanlar, yalnızca ruhun bildiği rüya ülkesinde tanınırlar.”

Sonra ansızın uzaklaşmaya başlar.

Peşine düşersiniz.

Peşine düşeriz.

Belki hep peşindeydik…

Ardından köhne bir binaya girersiniz.

Ne penceresi vardır ne perdesi.

Yerde yalnızca bir karton, başucunda ise bir bardak su durur.

“O suyun bir anlamı var,” der yabancı, “ama ne olduğunu söyleyemem.”

Sonra susar.

Duvara yaslanır.

Defterini kapar.

Gözlerini yavaşça kapatır.

O an sorarsınız:

“Kimdin sen?”

Yabancı önce susar, gözlerini tavana diker.

Ardından yavaşça, fısıltı gibi konuşur: “Bir zamanlar ben de sıradan bir insandım. Herkes gibi uyanıyor, işe gidiyor, akşamları televizyon izliyordum.

Ama bir rüya gördüm… Sonra bir tane daha. Her biri devam ediyor, hayatımı yeniden yazıyordu.

Rüyalarımın izinde kayboldum. İlk gördüğüm bir kelebekti.

Sonra her şey karıştı: Ben mi kelebeğin rüyasında yaşıyordum, kelebek mi benim rüyamdaydı, bilemedim. Bazen hâlâ sayıklıyorum Zhuangzi’nin kelebek rüyasını…”

“Bir sabah uyandım ve artık evime dönmedim. Dönseydim… belki rüyada ölmüş olabilirdim. İşimi, evimi, kimliğimi bıraktım. Defterdeki her rüya, oraya açılan bir kapı. Ama okuyamazsın.

Çünkü kapılar bir kere açıldı mı, bir daha geri kapanmaz.”

İçinizden ‘Belki ben de bir gün, başka birinin rüyasına saplanıp kalırım’ diye geçer.

İşte bu tip insanlar vardır:

Şehre uyum sağlayamamış, deli sanılan ruhani ajanlar. Gerçek haritayı, rüyalarda ararlar. Ve sonra bir anda yok olurlar. Hep böyle oldu.

Ya da… Ben hep böyle gördüm. 

Uyku bir taşkındır; Yatağı dar gelirse başka yönlere taşar. Tıpkı hayaller gibi. Tıpkı bu insanlar gibi… Nereye akacakları belli olmayan bir rüya belki de onlar.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Silivri'de Bir Akşam

Hayat mıydı rüya yoksa ölüm müydü uyku? Rüyasını not alan adam üzerinden iyi bir metin. Rüya, hayat, ölüm, uyku.. Soru sorma dışında neyi bilebiliriz ki?

DENEME

Kendi karanlığımda, aksak uykularımın YEMYEŞİL rüyalarıyla mistik bir geçitten sonra gözlerimi açtığımda; sabahın aydınlığında devletin gözaltına aldığı 2 CHP’li belediye başkanını daha görüyorum. Kutudaki çikolataların altında olan bir kutuda YEMYEŞİL EURO’ların desteleri parlıyor. Özgür Özel (tabiki ‘’çiko’ları siz yiyin, euro’ları bize gönderin’’ demiycek ya) oralara derhal 2 muhakkik göndermiş. Eh artık sanırım sıra, Saraçhane’de eylem yapmaya gelecek: C. Başkanı’na, Hâkim’lere hakaretlerle ortalığı çınlatacaklar.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23