• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
TÜM YAZILARI

Deprem, yerel yönetimler ve siyasal rekabet

11 Mayıs 2026
A


Abdullah Şanlıdağ İletişim: [email protected]

Deprem, yerel yönetimler ve siyasal rekabet

ABDULLAH ŞANLIDAĞ

Demokratik sistemlerin sağlıklı işleyebilmesi için yalnızca güçlü bir iktidarın varlığı yeterli değildir; aynı zamanda etkili, üretken ve alternatif politika geliştirebilen bir muhalefet yapısına da ihtiyaç vardır. Türkiye’de son yaklaşık çeyrek asırlık dönemde siyasal hayatın en dikkat çekici özelliklerinden biri, iktidarın sürekliliği kadar muhalefetin toplumsal güven üretme kapasitesindeki zayıflıktır. Özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik sorunlar, deprem felaketleri ve yerel yönetim performansları üzerinden şekillenen siyasi tartışmalar, bu yapısal sorunu yeniden görünür hale getirmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yerel seçimlerde elde ettiği başarı sonrasında ortaya çıkan tablo, seçmenin önemli bir kısmının ideolojik bir tercihten ziyade “emanet oy” davranışı sergilediğini düşündürmektedir. Seçmen, yerel yönetimlerde başarı gösterilmesi halinde CHP’nin merkezi yönetim için de bir alternatif olabileceğini test etmek istemiştir. Ancak aradan geçen süreçte belediyecilik performansına ilişkin tartışmalar, bu beklentinin tam anlamıyla karşılanamadığı yönünde değerlendirmelere yol açmıştır.

Yerel Yönetimler ve Hizmet Siyaseti

Türkiye’de seçmen davranışını belirleyen temel unsurlardan biri “hizmet üretme kapasitesi”dir. Özellikle büyükşehir belediyelerinde ulaşım, altyapı, çevre temizliği, trafik yönetimi ve sosyal belediyecilik gibi alanlarda ortaya konan performans, seçmenin siyasi tercihlerini doğrudan etkileyebilmektedir.


Muhalefetin yönettiği bazı büyükşehirlerde yaşanan ulaşım aksaklıkları, çöp toplama sorunları, altyapı eksiklikleri, yolsuzluklar ve belediye kaynaklarının etkin kullanımı konusundaki eleştiriler, iktidar cephesinin söylem üstünlüğünü güçlendirmektedir. Çünkü Türkiye’de seçmen yalnızca eleştiren değil, aynı zamanda “iş yapan” bir siyasal aktör görmek istemektedir.


Bu noktada iktidarın özellikle deprem sonrası yürüttüğü konut seferberliği önemli bir siyasi argüman haline dönüşmüştür. 6 Şubat depremleri sonrasında 11 ilde yürütülen yeniden inşa sürecinde yüz binlerce bağımsız bölümün hak sahiplerine teslim edilmesi, devlet kapasitesi ve organizasyon kabiliyeti açısından iktidarın elini güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirilmektedir.

Deprem Sonrası Yeniden İnşa ve Siyasal Meşruiyet

Deprem gibi büyük afetler yalnızca fiziksel yıkım değil, aynı zamanda siyasal meşruiyet testleri de üretir. Devletin kriz anındaki refleksi, koordinasyon gücü ve yeniden inşa kapasitesi toplumun siyasal algısını doğrudan etkiler.

Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya ve İskenderun gibi ağır yıkım yaşayan şehirlerde gerçekleştirilen konut teslimleri, iktidarın “yapabilme kapasitesi” söylemini besleyen önemli bir unsur olmuştur. Muhalefetin “Bu zaten devletin görevi” eleştirisi ise teknik olarak doğru olsa da siyasal iletişim açısından yeterince etkili olamamaktadır. Çünkü seçmen, yalnızca görevin tanımına değil, görevin yerine getirilme başarısına bakmaktadır.



Burada Mehmet Akif Ersoy’a atfedilen ve Mimar Sinan vurgusuyla bilinen sözün siyasette sıkça kullanılmasının nedeni de budur: Yıkmak kolay, inşa etmek ise ciddi bir medeniyet ve organizasyon kapasitesi gerektirir. Türkiye’de uzun yıllardır iktidarın en güçlü siyasi avantajlarından biri, tam da bu “inşa siyaseti” algısıdır.

Muhalefetin Yapısal Sorunu

Türkiye’de muhalefetin temel problemi yalnızca seçim kaybetmesi değildir. Asıl mesele, toplumun geniş kesimlerinde “iktidar alternatifi” duygusu oluşturamamasıdır. Özellikle CHP’nin uzun yıllardır belirli bir seçmen tabanına sıkışmış görüntüsü, partiye yönelik, “iktidar olamaz ama güçlü muhalefet yapar” algısını pekiştirmiştir.

Oysa modern demokrasilerde muhalefetin görevi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir. Aynı zamanda güven veren kadrolar üretmek, uygulanabilir politikalar geliştirmek ve kriz dönemlerinde devlete alternatif yönetim kapasitesi sunabilmektir.

Son dönemde miting siyasetine ağırlık verilmesi, tabanı konsolide etmeye yardımcı olabilir; ancak tek başına toplumsal çoğunluğu ikna etmeye yetmeyebilir. Çünkü Türkiye’de seçmen davranışı yalnızca protesto diliyle değil, icraat kapasitesiyle şekillenmektedir. Özellikle ekonomik sorunların yoğun olduğu dönemlerde seçmen, krizleri çözebilecek yönetim becerisine odaklanmaktadır.

Güçlü Muhalefetin Yokluğu ve Demokratik Sistem



Türkiye’de yaklaşık 25 yıldır aynı siyasi hareketin iktidarda kalması, yalnızca iktidarın başarısıyla açıklanamaz. Aynı zamanda muhalefetin dağınık yapısı, liderlik sorunları ve stratejik tutarsızlıkları da bu sonucun önemli nedenleri arasındadır.

Ancak bu durum uzun vadede demokratik sistem açısından bazı riskler de barındırmaktadır. Güçlü muhalefetin olmadığı sistemlerde siyasal rekabet zayıflar, denetim mekanizmaları yetersizleşir ve toplumdaki kutuplaşma derinleşebilir. Bu nedenle Türkiye’nin yalnızca güçlü bir iktidara değil, aynı zamanda nitelikli ve proje üreten bir muhalefete de ihtiyacı vardır.

Türkiye siyasetinde bugün ortaya çıkan temel tablo şudur: İktidar, özellikle hizmet siyaseti ve kriz yönetimi üzerinden toplumsal desteğini korumaya çalışırken; muhalefet ise eleştiri siyasetini güçlü bir alternatif modele dönüştürmekte zorlanmaktadır. Dolayısıyla, bu kafayla CHP, önümüzdeki dönemde de iktidara gelmesi mümkün gözükmüyor.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23