Venezuela’da neler oluyor?
Venezuela’da neler oluyor?
ARZU ERDOĞRAL
Nicolas Maduro bugün artık yalnızca Venezuela siyasetinin değil, küresel güç mücadelesinin de sembol isimlerinden biri hâline geldi. 3 Ocak 2026’da ABD’nin Venezuela’ya yönelik gerçekleştirdiği geniş çaplı hava operasyonu ve ardından Maduro’nun yakalanarak ülke dışına çıkarılması, Latin Amerika’da son on yılların en büyük jeopolitik kırılmalarından biri olarak kayda geçti.
İşte tam bu noktada mesele yalnızca Maduro değildir. Mesele, Washington’un “rejim değiştirme” siyasetini yeniden açık biçimde sahaya sürmesidir.
Operasyonun adı “Absolute Resolve” yani “Mutlak Kararlılık”tı. Amerikan savaş uçakları ve özel kuvvetleri gece saatlerinde Caracas ve çevresindeki askeri hedefleri vurdu. Ardından ABD Başkanı Trump, Maduro’nun ve eşi Cilia Flores’in yakalandığını açıkladı. Amerikan kaynakları operasyonun “uyuşturucu kaçakçılığı ve narko-terör soruşturması” kapsamında yapıldığını savundu.
Fakat dünyanın büyük bölümü bunu bir hukuk operasyonu değil, doğrudan egemen bir devlete yapılmış askeri müdahale olarak gördü.
Birleşmiş Milletler’de operasyonun meşruiyeti yoğun biçimde tartışıldı. BM Genel Sekreteri António Guterres, müdahalenin uluslararası hukuk açısından “tehlikeli bir emsal” oluşturabileceği uyarısında bulundu.
Latin Amerika ülkelerinin önemli kısmı da operasyona sert tepki verdi. Çünkü bölge halkı için bu görüntü yeni değildi. Şili’den Panama’ya, Küba’dan Nikaragua’ya kadar ABD müdahalelerinin tarihi hafızası hâlâ canlıydı.
Bugün gelinen noktada Maduro’nun ABD kontrolünde olduğu ve New York’ta federal suçlamalarla karşı karşıya bulunduğu belirtiliyor. Amerikan yönetimi onu “narko-terör” suçlamalarıyla yargılamak istiyor. Maduro ise suçlamaları reddediyor.
Ancak asıl kritik mesele, Maduro’nun fiziksel olarak nerede olduğundan çok, Venezuela devlet yapısının ne hale geldiği.
Çünkü operasyon sonrası ülkede büyük bir güç boşluğu oluştu.
Venezuela yönetimi, anayasal düzenin sürdüğünü savunsa da fiili olarak ülkede olağanüstü hâl atmosferi oluştu. Başkan yardımcısı Delcy Radriguez geçici yönetimi üstlendi ve ordu desteğini açıkladı.
Bu tablo, Venezuela’nın artık yalnızca ekonomik kriz yaşayan bir ülke değil, aynı zamanda parçalanma riski taşıyan bir devlet olduğunu gösteriyor.
ABD’nin Venezuela’ya ilgisini yalnızca “demokrasi” söylemiyle açıklamak mümkün değil.
Çünkü Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerinden birine sahip.
Yıllardır yaptırımlarla boğulan Caracas yönetimi, Çin, Rusya ve İran’la geliştirdiği ilişkiler nedeniyle Washington’un hedefindeydi. Özellikle Ukrayna savaşı sonrası enerji jeopolitiğinin yeniden şekillenmesi, Venezuela’yı tekrar stratejik merkezlerden biri hâline getirdi.
Trump yönetiminin müdahale sonrası yaptığı açıklamalarda enerji güvenliği vurgusu dikkat çekti.
Bu nedenle operasyon, yalnızca Maduro’yu hedef alan bir askeri hamle değil; aynı zamanda Çin ve Rusya’ya “Batı yarımküre hâlâ benim etki alanım” mesajıydı.
Bir başka ifadeyle, Monroe Doktrini yeniden sahaya sürüldü.
Venezuela halkı şimdi ne yaşıyor?
Asıl trajedi burada başlıyor.
Yıllardır hiperenflasyon, göç, işsizlik ve siyasi baskıyla yaşayan Venezuela halkı şimdi bir de savaş psikolojisiyle karşı karşıya.
Başkent Caracas’ta elektrik kesintileri, iletişim sorunları ve güvenlik krizleri yaşandığı bildiriliyor. Bazı askeri tesislerin ağır hasar aldığı belirtiliyor.
Sokakta ise iki farklı duygu aynı anda var:
Bir kesim Maduro döneminin sona ermesini umut olarak görüyor.
Diğer kesim ise ülkenin Irak benzeri bir kaosa sürükleneceğinden korkuyor.
Çünkü tarih gösteriyor ki dış müdahaleler diktatörleri devirebilir; fakat çoğu zaman geride parçalanmış toplumlar bırakır.
Irak bunun örneğiydi.
Libya bunun örneğiydi.
Şimdi dünya aynı soruyu Venezuela için soruyor:
“Maduro sonrası düzen kurulabilecek mi, yoksa Venezuela uzun süreli bir istikrarsızlığa mı sürüklenecek?”
Yeni dünya düzeninin Latin Amerika cephesi
Bu kriz aslında tek başına Venezuela krizi değildir.
Bu, ABD ile yükselen çok kutuplu dünya arasındaki mücadelenin Latin Amerika cephesidir.
Washington artık yalnızca ekonomik yaptırımlarla değil, doğrudan askeri güçle yeniden sahaya inmeye başladığını gösteriyor. Bu da uluslararası sistem açısından yeni ve tehlikeli bir dönemin habercisi olabilir.
Çünkü bugün Venezuela’da olan şey, yarın başka bir ülkede de yaşanabilir.
Ve dünya artık şu gerçekle yüzleşiyor:
Soğuk Savaş bitmiş olabilir.
Ama büyük güçlerin nüfuz savaşları hiç bitmedi.