--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Her şeyin cevabını ararken sessizliğin gücünü unuttuk

Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
8

Her şeyin cevabını ararken sessizliğin gücünü unuttuk

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

Göz temasından korkar olduk. Belki de alıştık; başka yöne bakmaya, doğrudan kaçmaya. Artık kimse kimseye uzun uzun bakmıyor. Belki utanıyor, belki de bakacak bir şey bulamıyor. Çünkü göz göze gelmek sadece bir bakış değil; çıplak kalmak demek. Gözler bir zamanlar duyguların penceresiydi; şimdi ise yorgunlukla kısılmış, ekran ışığında donmuş, derinliğini yitirmiş puslu camlar gibi. Görüyoruz ama bakmıyoruz. Duyuyoruz ama anlamıyoruz.

Büyük sofralar kuruluyor şehirlerde. Masalar dolup taşıyor. Konuşmalar çok ama kelimeler yorgun. Herkesin tabağı önünde, bakışı aşağıda. Lüks, belki de bu kadar çok şeye sahip olup hâlâ başkasına tahammül edememektir. İçimizdeki boşluk büyüyor. Doymuş midelerimiz var ama aç kalmış gözlerimiz.

Tam da burada, yüzyıllar öncesinden gelen bir Zen hikâyesi var. Sessizce gelip gözlerimizin içine bakıyor.

Zen bilgelerinden Hakuin… Sıradan bir adam değil. Sessiz, sade, dingin. Köylüler ona akıl danışır, güvenirmiş. Hakuin’in köyünde bir gün, bir genç kız hamile kalır. Suçlama Hakuin’e yöneltilir. Şaşkınlık, dedikodu, hayal kırıklığı… Herkes ondan bir cevap bekler. Oysa Hakuin yalnızca bir cümle kurar: “Öyle mi?”

Ne savunur, ne kızar. Ne hesap sorar, ne açıklama yapar. Bebeği alır, büyütür. Aylar geçer. Kız sonunda gerçeği itiraf eder. Bebeği almaya gelirler. Hakuin yine aynı sözü söyler: “Öyle mi?”

Bu iki kelimelik yanıt, bütün fırtınaları dindirir. Ne öfke bırakır ne utanç. Hakuin’in tavrı olana değil, akışa odaklıdır. Olanı olduğu gibi kabul eder. Ne egosu konuşur ne kibri. Zen budur işte: Olanı değiştirmeye çalışmadan, anlam yüklemeden var olmak. İçindeki sessizlikle dış dünyanın gürültüsünü boğmak.

Modern insan için, hatta kurumsal dindarlar için de bu hikâye rahatsız edici. Çünkü biz savunmayı seviyoruz. Bir fikrimiz var, bir duruşumuz, bir tarafımız… Ve her şeyden çok, haklı olmayı önemsiyoruz. Biri bize haksızlık ettiğinde, cevap verme ihtiyacı duyuyoruz. Karşı çıkıyoruz. Anlatıyoruz. Savunuyoruz. Hakuin hiçbirini yapmıyor. Çünkü o haklı olmayı değil, dingin kalmayı seçiyor.

Belki de en zor olan bu: Kendine yüklenen anlamlardan soyunmak. Sana söylenenle değil, kendi iç sesinle var olmak. Ruhani yaşamın temel taşlarından biri de bu zaten: Ne övülmek yüceltir, ne de yerilmek küçültür. Çünkü sen, sen olmaya devam edersin.

Hz. Mevlana “Kötülük edenin kötülüğüne sabrediyorsan, iyilik edenin iyiliğine de kapılma. Kendi merkezinde kal” demişti.

Hakuin’in “Öyle mi?”sinde yatan mânâ, zamanla yarışmayan saf zihin. Anlam aramak yerine kabullenen sahici yürek. O yüzden biz o iki sihirli kelimeye şaşırıyoruz. Çünkü günümüz insanında her şeyin bir cevabı olmak zorunda. Onda hiçbir şeyin olmaması bir cevap.

Bakmak, en az konuşmak kadar büyük bir eylem. Ama artık onu bile yapamıyoruz. Belki de bakmaya yeniden başlamak gerek. Önce bir yüzün çizgisine, sonra bir sözün altındaki sessizliğe… Belki bir gün biz de, Hakuin gibi bir suçlamayı “Öyle mi?” diyerek karşılayabiliriz.

Yorumlar

(8)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

KİMMERYALI

21 Temmuz 2025 12:54

Öldürecek bu hüzün bizi.. Yazılarında taa ruhunun derinliklerinde saklı bir hüzün var, çırpınıp duruyorsun, tıpkı tüm devrimcilik lerine rağmen Panait İstrati ve Viktor Serge gibi..

Faruk Arslan

19 Temmuz 2025 18:21

abi yazının ekonomi sayfasında yayınlanmasının haricinde her şey çok güzel ya

Hakan Korkmaz

19 Temmuz 2025 18:17

Çok beğendim yazınızı kaleminize sağlık... Dinginlik, başına ne gelirse gelsin kabulleniş bir bakımdan tasavvufi bir yön gibi seyretmeye geçmek gibi bakalım Mevlam ne eylerse güzel eyler inanışı gibi

Prof Mustafa Erdoğan Sürat

19 Temmuz 2025 18:07

Ahmet Can, başlıkta "sessizliğin gücü"nden bahsediyorsun. Senin edebi donanımını bilirim: orada bahsettiğin "tecahül-ü arifane" tamamlamasıdır fakat bilerek kullanmıyorsun. Çünkü ülkemizdeki en büyük münevver her kimse, sen bunun aslını yazsan o, onu ilaç markası-hadi abartmayalım-gıda takviye hikayelerinde marka sanır. Malumun, sözünü ettiğim tamlama alimce cehalete bürünebilme halinin tanımıdır. Tekellüm faslına geçmişken hatırlatmama izin ver: Bildiğin üzere benim konuşma dilim Türkçe, yazma dilim, İngilizce, okuma dilim Fransızcadır. Aktualite takibimi Rusça; ibadetimi, Semitik lugatte İbranice'nin temelde tıpatıp aynı fakat gelişimde onun fersah fersah üstünde Arapça yapma sıdkımı anımsatmama ayrıca gerek yok... Hiçbirinin işlevini diğeri ile karıştırmam. Şimdi, güçlü ilkeme karşın-yaranma lisanım kurbağaca olduğu vechiyle, rağmene karşın diyorum, tövbeler olsun-üstüme vazife olmadığı halde senin edebiyat başarılarına-ana dilde-temel değerlendirmemi sunmama da müsaade eyle: Yaklaşık yüz yıl öncesinde bölgemizin-bizimki dahil-tüm ülkeleri, muhaberat devleti olarak kurulmasaydı, adını yanlış bilmiyorsam Kelav Halatlı'ya-mesela- verilen gizli, saklı, aleni resmi desteğin çok azıyla sen ülkemizin yaşayan en büyük edebiyatçısı konumuna çoktan gelmiştin...derken apaçık umudumu yazayım: Türki edebiyat severlerin yarınki dünyasında yıldız misali parlayacağın besbelli.

Kemal

19 Temmuz 2025 15:51

Super bir Hikaye saf zihin ve anda kalmak Bu yazdiklarinizi Tolle söyle anlatiyor ,Evren insan bilincinin bunlari anlamasini heyecanla bekliyor!

Orhan

19 Temmuz 2025 13:53

O özgüven , insanlardan ve dünyadan öylesine kopuş zor ..Hele bugünün insanı şu azgın nefsine birazcık hakim olabilse yetecek.

FARMAKOS

19 Temmuz 2025 10:48

Topraktan yer çalınmamış bir yazı, gayet güzel.. Modern ahlak denilen şey kendi döneminin standartlarının benimsenmesinin ahlaksızlığıdır. Bütün cezbedici günahlar zenginlere has ayrıcalıklardır, bu yüzden, "öyle mi!? " demeye zamanları olmaz. Bize kalan tek zaman parçası ise, "öyle mi!? " dir..

Ne Bakıyon Bilader!

19 Temmuz 2025 09:08

Göz temasından çekinmek ya da istemek genelde gençlikten orta yaşa kadar olur. Yaş kemale erdikten sonra Ö. Özel’e bile baksan pek bi şey fark etmez. 70’li yılları incelerseniz birbirlerinin gözlerine bakmak çoğunlukla kavgaya çağrıdır. Aynı zamanda da sevgiye çağrı olabilir. Köy, ilçe gibi sakin toplumlarda kimse göz temasından pek çekinmez çünkü oralarda yaşlanmış bir sakinlik vardır. Şehirlilerde lüks, kendini beğenmek ve bi şey sanmak başkalarına tahammülü yok eder. Hakuin gibi Mevlana için de bazı şeyler söylendi fakat O, Hakuin’in müthiş kelimesini hiç söylemedi.

Ahmet Can Karahasanoğlu Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle