• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Ahmet Can Karahasanoğlu
Ahmet Can Karahasanoğlu
TÜM YAZILARI

Elbisenin yokluğu ve gerçek devrimciler

04 Temmuz 2026
A


Ahmet Can Karahasanoğlu İletişim: [email protected]

Elbisenin yokluğu ve gerçek devrimciler

AHMET CAN KARAHASANOĞLU

Her türlü bahaneyi kullanıp kitap okumayanlar… Sürekli yakınanlar… Hayatın anlamsızlığına vurgu yapıp olduğu yerde sayanlar… Başkalarını eleştirirken aslında kendi hiçbir şey üretmeyen insanlar… Siz eksiklikle başlayan bir hayatın acı şamarını tatmadığınız için bu kadar şımarıksınız. 

Bazı insanlar bir sıfır yenik başlarlar serüvenlerine. Gerçekten de birçok imkândan mahrumlardır. Ve o mahrumiyet onları öyle bir kamçılar ki, insanüstü bir gayretle çalışırlar. Çünkü tek çare direnmek ve bir yere gelmektir. İşte tam bu noktada bir psikiyatr edasıyla düşünürüm. İnsanın farkındalığını kamçılayan süper etki sahip oldukları mı, yoksa hiç sahip olamadıkları mı?

Tevafuken karşıma çıkan bir kahraman, Dr. Dilek Gürsoy… Yazının giriş bölümünde bahsettiğim yakınma psikolojisine inat gerçek, örnek bir insan… Küçük olayları büyütmeyen, var olanla yetinen insana bahşedilen bir mükâfat var. Feraset. Cerrah Dilek Hanım, nev’i şahsına münhasır bu iltifata mazhar olmuş.

Düşünsenize, çok başarılısınız ama kendi mezuniyet töreninize giyecek bir elbiseniz olmadığı için gidemiyorsunuz. Bu küçük bir ayrıntı değil. Büyük bir hüznün tetikleyici etkisinin ilk başladığı yerdir. 

İnsan hayatı her zaman büyük kırılmalarla değil, bazen çok ufak ayrıntılarla şekillenir. Kimsenin farketmediği ufak bir detay tüm hayatı şekillendirir. Bugün dünya çapında bir doktor olan Dilek Hanım’ı belki oraya götüren en önemli kırılma noktasıydı o mezuniyet… Kimseye duyurmadan yaşanılan yoksulluğu çok şanlı ve karakterli bir duruş olarak görüyorum.


“Annem çalışıyordu. Böyle organizasyonlara gidecek elbisemiz de yoktu.”

Bu cümleyi okuduğumda hüzünlendim. Aklıma ne ameliyathaneler, ne de yapay kalpler geldi. O an sadece çocukluğunu cebinde taşıyan bir kız gördüm. Fakir ama onurlu bir kız. İnsan çocukluğunu hiçbir zaman geride bırakamıyor. Sadece onu daha derin bir yere gömüyor. Zamanı geldiğinde o gömüyü kazıp oradan çıkarmak için…

Dilek Gürsoy ne lise mezuniyetine gitmiş, ne tıp fakültesi törenine, ne de doktora diplomasını almaya... Üstelik bunu dramatik bir hikâyeye dönüştürmüyor. “Bir an önce okulu bitirip işime bakmak istedim.” diyor.

Ne kadar sade bir cümle.



Ve belki de tam bu yüzden çok ağır.

Bugün gösterişli başarı hikâyeleri anlatmayı seviyoruz. Fotoğraflar, ödüller, alkışlar...

Gerçek başarı o şımarık fotoğraflarda değil. Sabahın köründe çalışmak için yollara düşmüş emekçi bir annenin gözlerinde. Kızını okutabilmek için direnen o anne, işte en büyük devrimci.

Bir öğrencinin “Buna para vermeyelim.” diye vazgeçtiği küçücük bir istekte... Kimsenin bilmediği utançlarda...

Belki de insanı güçlü yapan şey tam olarak budur.

Çünkü yokluk, bazı insanları intiharın eşiğine bile götürebilir. Bazı insanları ise daha da bilgeleştirir.


Dilek Gürsoy’un hayatına bakınca bunu hissediyorum. Avrupa’nın ilk kadın yapay kalp cerrahı olmak elbette olağanüstü bir başarıdır. Fakat beni daha çok etkileyen, yıllar sonra Almanya’nın en saygın üniversitelerinden birinin onu mezuniyet konuşmasını yapmak üzere davet etmesi değil.

Asıl etkileyen ayrıntı şu:

Kendi mezuniyetlerine gitmeyen kadın, başkalarının mezuniyetine umut olmak için koşarak gidiyor.


Hayat böyle paradokslarla güzelleşir. İşte yıllar önce toprağa gömdüğü çocukluğunu şimdi o konuşmada kazıyor Dilek Gürsoy. Gençliğinde yaşadığı tüm zorlukları hiç komplekse girmeden paylaşıyor insanlarla. Başarı sadece kariyer demek değildir. O kariyere hangi kıstaslarla geldiğinizle ilgilidir. Bu yüzden Dilek Hoca, o elbiseyi giyemediği için kinlenmemiş, aksine direnmiş. 

Genç doktorlara ahlaklı olmanın önemini anlatıyor. Keşke Acun gibi sadece belaltı işler yapan insanlar, böyle değerli hocaların hayatıyla ilgili programlar yapsalar. Ama bugünün dünyasına ait Acun gibi yapımcılar için ahlak, etik kelimeler çok önemsiz. Çünkü satmıyor, paraya dönüşmüyor.

Dilek Hoca yapay kalp yapabiliyor ama yapay vicdanı kimse yapamayacak. Vicdanlı olmak insanın içinden gelmeli. 

Hoca’nın hikâyesi sadece tıbbın değil, insan olmanın da hikâyesi.

Ordu’nun bir ilçesinden çıkıp Avrupa’nın en saygın kürsülerine uzanan yol, yalnızca zekâyla açıklanamaz. O yolun taşları arasında sabır, sükûnet, merhamet, ahlak, direniş ve vazgeçmemek vardır.

Bir hatırlatma: 2019’da Almanya’nın en saygın ödüllerinden Victress Ödülü’ne ve Alman Tıp Ödülü’ne (German Medical Award) layık görülen Dilek Gürsoy, yılın doktoru seçilmişti. 

Hoca Almanya’nın en prestijli üniversitelerinden LMU Münih’te genç hekimlere konuşurken işte Müslüman devrimci ruh budur dedim. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23