--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Zikrimiz ve Şükrümüz Nasıl?

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Önceki haftalarda Bakara/78. âyetten hareketle, Müslümanların büyük çoğunluğunun Kur’ân’a iman ettiği halde “Kitab’ı bilmeyen ümmiler” konumunda olduğunu ve bu sebeple de bâtıl anlayışlar, kuruntular ve zanlar peşinde sürüklendiğini vurgulamıştık. Bu durumda bize düşen, elbette Kur’ânî hakikatleri doğru olarak öğrenmek ve müminlere aktarmaktır. Bugün Bakara/151 bağlamında, zikir ve şükrün hakikatine dair Elmalılı Hamdi ve Fahruddin Razi tefsirlerindeki bilgileri özetle paylaşalım:

“Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin de nankörlük etmeyin.”(Bakara, 2/151)

“Allah’ı zikretmek; ya dille, ya kalble veya bedenle olur.

Dil ile zikir; Allah Teâlâ’yı en güzel isimleriyle anmak, hamd etmek, tesbih ve tenzih etmek, Kitab’ını okumak ve dua etmektir.

Kalb ile zikir; gönülden anmaktır ki, başlıca üç çeşittir:

1- Allah’ın varlığını gösteren delilleri düşünmek, şüpheleri atarak Allah’ın isim ve sıfatlarını tefekkür etmektir.

2- Allah’ın koyduğu hükümleri, kulluk vazifelerimizi, yani Allah’ın bildirdiği sorumlulukları, onlarla ilgili hükümleri, emir ve yasakları, Allah’ın vaadini, tehdidini ve bunların delillerini düşünmektir.

3- Maddi ve manevi varlıkları, bunlardaki yaratılış sırlarını seyredip düşünmekle zerrenin kutsal âleme bir ayna olduğunu görmektir. Bu aynaya, gereği gibi bakanların gözüne, o güzellik ve büyüklük âleminin nurları yansır. Bir anlık hisle bundan alınacak olan müşahede zevkinin bir göz kırpacak kadar süren parıltısı bile dünyalara değer. Bu zikir makamının hiç sonu yoktur…

Bedenle zikir: Bedenin organlarından her birinin görevli bulundukları vazife ile meşgul ve dopdolu olması, kendilerine yasaklanan şeylerden boş ve uzak bulunmasıdır.

Şükür de bu kademelerin her biriyle yerine getirilir. Ancak bunların şükür olması için, şükredenin, kendisine ulaşmış olan nimeti hissedip bunları o nimete karşılık bir saygı görevi olarak yapması şarttır. 

Zikir ise, nimetin ulaşmasına bağlı olmaksızın genel olarak bir muhabbetin, bir olgun aşkın eseridir.

Şu halde şükrün, zikre atıf yoluyla bağlanması, esasen “atfü’l-hâs ale’l-âm” özel bir şeyi daha genel olana atfedip bağlama demektir. Ve ulaşan nimetlerin hepsini, yaratılış gayesine uygun olarak harcamak esastır. Buna göre her ilerleme adımında zikir başlangıç, şükür bir sonuçtur. Sonsuz yolculukta bunlar peşi peşine birbirlerine girift olarak giderler.

Allah Teâlâ, bu zikir çeşitlerinden hangisiyle zikredilirse, o da ona layık bir şekilde kendisini zikreden kimseyi, zikredip anacaktır. Bu noktayı anlatmak için, bu âyet çeşitli tabirlerle açıklanmıştır. Bu cümleden olarak:

1- Beni, bana itaatla zikrediniz, ben de sizi rahmetimle zikredeyim; size rahmet edeyim.

2- Beni dua ile, muhsin olarak davetime icabetle zikrediniz, ben de sizi duanızı kabul ve ihsanla zikredeyim. Yani “Bana dua ediniz ki, duanızı kabul edeyim.” (Mümin, 40/60).

3- Beni övgü ve itaatla zikrediniz, ben de sizi övgü ve nimetle zikredeyim.

4- Beni dünyada zikrediniz, ben de sizi ahirette zikredeyim.

5- Beni gizli yerlerde zikrediniz, ben de sizi kimsesiz yerlerde zikredeyim; yalnız bırakmayayım.

6- Beni bolluk zamanınızda zikrediniz, ben de sizi bela ve musibete uğradığınız zaman zikredeyim.

7- Beni ibadet etmek suretiyle zikrediniz, ben de sizi yardımımla zikredeyim.

8- Beni, benim uğrumda cihadla zikrediniz, ben de sizi hidayetimle zikredeyim.

9- Beni sadakat ve ihlâsla zikrediniz, ben de sizi kurtuluşla ve kendime yaklaştırarak zikredeyim.

10- Beni önceden Rab olduğumu kabul ile zikrediniz, ben de sizi sonunda rahmetime ve kulluğuma kabul ile zikredeyim ve mükâfatlandırayım.

Kısaca kulluğun başı zikir, sonu ise şükürdür. “Onların dualarının sonu âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun.” (Yunus, 10/10) demektir.” El-hamdü lillahi Rabbi’l-Âlemîn.

•

Hayalî “Selâm Örgütü” listesinde ismimin geçtiği ve telefonumun üç yıldır dinlendiği malumunuz. 2010’da ortaya çıkan “Balyoz Darbe Plânı”nda da tutuklanması öngörülen 36 yazardan biri idim. Yazdıklarının ve konuştuklarının çoğu İslâm, Kur’ân ve be-tahsis namaz üzerine olan bu kardeşiniz için “şer odaklar”ın kara listesinde olmak, sadece hamd’e vesiledir. Ancak, Allah’ın haram kıldığı iftirayı, yalanı, tecessüsü, insanların gizli yönlerini araştırıp dinlemeyi, müminlere kaşı İslâm düşmanları ile işbirliği yapmayı İslâm adına meşrûlaştıranlara tanık olmak esef verici! Allah cümlesine hidayet etsin!

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle