“Toplulukları bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar!”
Yüce Rabbimiz inkârcı zalimlerin kaçınılmaz akıbetlerini Kitâb-ı Kerim’inde böyle beyan buyurur.
Kur’ân-ı Kerim’in Kamer suresinde; kıyamet gününü ve ilahi mucizeleri yalanlayıp kendi hevâlarına uyan, büyük hikmetler içeren ilahi mesajdan yüz çevirip ikazları dinlemeyen toplulukların nasıl azaba uğrayıp yok olduklarını hatırlatan Aziz ve Celil Rabbimiz, bu kavimlerin helâkinden bazı örnekler verir:
Nuh Peygamberin (a.s) kavmi, O’nun peygamberliğini ve getirdiği mesajı yalanladığı gibi, kendisini delilikle itham ettiler; dahası Hz. Nuh’u (a.s), Allah’ın dinine davet etmekten vazgeçmeye zorladılar. Sonunda Nuh (a.s) Rabbine yalvarıp: ‘Yenik düştüm, bana yardım et!’ dedi. Ve Allah göğün kapılarını açtı; yeryüzünde de kaynaklar fışkırttı. Nuh (a.s) ve inananlar Allah’ın (c.c) ödülü olan tahtalar ve çivilerden ibaret gemiyle tufandan kurtulurken, kavmi ise ibretlik birazapla yok olup gitti (54/9-16).
“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?” (54/17)
Âd kavmi de peygamberleri Hz. Hûd’u (a.s) yalanladılar. Bunun üzerine ilahi azabın ve tehdidin ne olduğunu gördüler. Ve Allah Teâlâ (c.c) onların üzerlerine uğursuzluğu devamlı bir günde dondurucu bir rüzgâr gönderdi ve o rüzgâr, insanları, sökülmüş hurma kütükleri gibi yere serdi (54/18-21).
“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?” (54/22)
Semûd kavmi de uyarıcıları olan Hz. Salih’i (a.s) yalanladı: ‘İçimizden bir beşere mi uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık etmiş oluruz. Vahiy aramızda ona mı verildi? Hayır, o yalancı ve şımarığın biri’ dediler. Allah (c.c) onları imtihan etmek için bir dişi deve gönderdi; Salih peygamber de (a.s) suyun aralarında paylaştırıldığını ve sırayla içilmesini haber verdi. Azgınlık eden kavmin en şaki (eşkıya) ve ahmak olanı ayaklanıp (Şems 91/12-13) kılıcını kaptı ve deveyi kesti. Allah da (c.c) onlara korkunç bir ses gönderdi ve bir anda hayvan ağılındaki kuru ot gibi oluverdiler(54/23-31).
“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Ondan öğüt alan yok mu?” (54/32)
Lût Peygamberin (a.s) kavmi de uyarıcı peygamberleri yalanladı. Onlar dünyada daha önce hiçbir ferdin ve kavmin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorlardı (Ârâf 80). Hz. Lût’un misafirlerine bile kötülük yapmayı planladılar. Allah Teâlâ da onların gözlerini silme kör etti ve “Haydi, azabımı ve ikazlarımı tadın!” buyurdu. Ve bir sabah vakti, üzerlerine taş yağdıran bir fırtına gönderdi. Hz. Lût’a (a.s) iman edenler, Allah katından bir nimet olarak kurtuldular; inkârcı sapıklar ise helak oldular (54/33-39).
“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Ondan öğüt alan yok mu?” (54/40)
Firavun’un kavmine de uyarıcı peygamberler gelmişti. Lâkin onlar da Allah’ın bütün âyetlerini ve mucizelerini yalanladılar. Allah Teâlâ da onları güç ve kudretine lâyık bir şekilde yakaladı (54/41-42).
Aziz ve Muktedir olan Rabbimiz, bu beş inkârcı kavmin taşkınlıklarını ve bu sebeple uğradıkları azabı misal olarak verdikten sonra 43. âyette, Mekke müşrik zalimleri hakkında şöyle buyuruyor:
“Şimdi sizin kâfirleriniz onlardan daha mı üstündürler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berât mı var?”
Yani Ey Mekke kâfirleri ve kıyamete kadar gelecek inkârcılar! Sizler, yukarıda sayılan Âd ve Semûd kavminden ve Nuh’un, Lût’un ve Firavun’un toplumlarından güç ve imkânca daha mı üstün, daha mı hayırlısınız ki, size azap edilmesin. Yoksa önceki kitaplarda, sizin için dokunulmazlık sözü mü verildi?
Yoksa onlar buna dayanarak, “Biz, intikam almaya gücü yeten bir topluluğuz” mu diyorlar(54/44)?
İşte Yüce Rabbimiz, kendilerini güçlü zannedip Hz. Peygamber’den (s) ve Müslümanlardan intikam almak için terör estirip saldırı düzenleyen Mekke müşriklerinin yakın akıbetlerini şöyle haber veriyor:
“Onların toplulukları yakında bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.” (54/45)
Kutlu Peygamberimiz (s), zorba Mekke müşriklerinin Mekke’de yaptıkları işkence ve baskılara karşı ashabı ile birlikte kahramanca direnmiş, Medine’ye hicret ettikten sonra da İslâm’ı yok etmek üzere harekete geçen yaklaşık 1000 kişilik müşrik ordusunu Bedir’de yaklaşık 300 kişi ile karşılamış, bütün tedbirleri aldıktan sonra da Kamer/45. âyeti okumuştu: “Seyuhzemu’l-cem’u ve yuvellûne’d-dubur!”
Evet, geçmişteki zalim toplumlar da, zorba müşrik Kureyş toplumu da Allah’ın yardımı ile bozguna uğratıldı ve arkalarını dönüp kaçtılar. Elbette Aziz ve Celil Allah’ın bu vaadi, kıyamete dek geçerlidir. Yani bugünün dünyasında da Müslümanlara zulmeden ve eşkıyalık yapan tüm güç odakları kesinlikle bozguna uğrayacaklardır. Âd ve Semûd zorbaları, Lût ve Nûh Peygamberi reddeden sapkın ve hayâsız kavimleri ve zalim Firavun rejimi nasıl helâk oldularsa, bugün gerek ülkemizde ve gerekse dünyada bu toplumların yol ve yöntemlerini adım adım izleyip, sırf bunlara karşı durdukları için Müslümanlardan intikam almak isteyen zorba eşkıyalar da elbette bozguna uğrayacak, arkalarını dönerek kaçacaklar.







