--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tâğût Yasaları Değil İlâhî Fıtrat Yasaları

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Son günlerde Yeni Anayasa ve Sistem tartışmaları bağlamında, İsviçre, Fransa, İtalya gibi Avrupa ülkelerinden alınıp uygulanmakta olan ve insan fıtratına da, bin yıldır İslâm’la yoğrulmuş insanımızın manevi değerlerine de ters düşen yasaların yerine kendi değerlerimize uygun yasalar yapma konusu gündeme gelmiş bulunuyor. Bu bağlamda, bizi bizden daha iyi tanıyan Yüce Rabbimizin (c.c.) Kur’ân-ı Kerim’in Nisa suresinin 60-63. âyetlerinde yer alan konuya dair talimatlarını hatırlatmakta fayda var:

“Sana indirilen ve senden öncekilere indirilen kitaplara inandıklarını ileri sürenleri görmüyor musun? Tağut’u tanımamakla emredildikleri halde onun yargısına başvurmak istiyorlar. Şeytan onları koyu bir sapıklığa düşürmek istiyor. ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e geliniz’ dendiğinde o münafıkların senden yüz çevirdiklerini görürsün. Peki, nasıl oluyor da kendi elleri ile işledikleri kötülük yüzünden başlarına bir musibet gelince sana koşarak ‘Biz sadece iyilik yapmak, uzlaşma sağlamak istemiştik’ diye Allah adına yemin ederler. Allah onların kalplerindeki kötü duyguları iyi bilir. Onlara aldırış etme, öğüt ver, kendileri hakkında içlerine işleyecek etkili sözler söyle.” 

Âyette geçen Tâğût; ilâhî olmayan yasalar koyup buna göre kararlar veren otorite anlamına gelir; Allah’ı tek hâkim ve Rasûlünü (s) nihaî otorite kabul etmeyen hüküm sistemidir (Mevdudi, Tefhimü’l-Kur’ân). 

Bu ayetlerde imanın şartı ve İslâm’ın şartı tam, kesin ve net bir şekilde sınırlandırılıyor. Yüce Allah “Tanımamakla emredildikleri Tağut’un yargısına başvurmak isteyenler”in mümin olmadıklarına, imanları olmadığına bizzat tanıklık ediyor. Yine bizzat yüce Allah, aralarındaki meselelerin çözümünde Peygamberinin hakemliğine başvurup, O’nun vereceği kararı gönüllü, istekli ve arzulu olarak kabul etmeyenlerin iman çerçevesi içine giremeyeceklerine, mümin sayılamayacaklarına yemin ediyor: 

“Sana ve senden öncekilere indirilen kitaplara inandıklarını ileri sürenleri görmüyor musun? Tanımamakla emredildikleri Tağut’un hakemliğine/yargı sistemine başvurmak istiyorlar...”

Bunlar mümin olduklarını iddia ediyorlar, sonra da kendi iddialarını yine kendileri çürütüveriyorlar. Bunlar bir yandan “Sana ve senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara inandıklarını söylüyorlar” sonra da bu kitapların hakemliği yerine başka bir kaynağın, sistemin ve hüküm merciinin yani Tâğût’un hakemliğine başvurmak istiyorlar. Sana ve senden önceki peygamberlere indirilen kitaplara dayanmayan; ölçüsünü, kriterini vahiyden almayan bir hüküm kaynağının yargısına boyun eğiyorlar. Böyle bir hüküm kaynağı, hem ilâhlığın başta gelen yetkisini kendisine yakıştırdığı için ve hem de hiçbir değişmez kritere bağlı olmadığı için “tâğût”tur, yani azgınlık ve taşkınlıktır (tuğyân).

Ve bu işin arkasında saptırıcı şeytan vardır: “Şeytan onları koyu bir sapıklığa düşürmek istiyor.”

Nisa/61.âyette, “Onlara ‘Allah’ın indirdiğine ve Peygamber’e geliniz’ dendiğinde o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün” buyuruluyor ki, bu münafıkları ele veren bir tutumdur. 

Fıtratın yalın iman mantığı insanın, inandığı kaynağın ve otoritenin hakemliğini benimsemesini gerektirir. Allah’a, Peygamber’e ve O’na indirilen kitaba inandığını ileri sürenlerin Allah’ın emri, yasası ve sistemi uyarınca yargılanmaya çağrılınca fıtratın yalın mantığına göre bu çağrıyı tam bir gönül rızası ile kabul etmeleri gerekir. Bu çağrıya sırt çevirmek onu reddetmek fıtratın yalın mantığına ters düşer…

62. ayette ise bunların, Allah’ı ve Peygamberi benimsemeleri için kendilerine yapılan çağrıyı kabul etmemeleri ve Tağut’un yargı sistemine başvurmaları sebebiyle başlarına musibet ve felâket gelince birtakım münafıkça bahaneler ileri sürerek kendilerini mazur göstermeye kalkışmaları anlatılıyor: “Peki, nasıl olur da kendi elleri ile yaptıkları kötülük yüzünden başlarına bir musibet gelince hemen sana koşup, ‘Biz sadece iyilik yapmak, uzlaşma sağlamak istemiştik’ diye Allah adına yemin ederler?”

Allah’ın yargı sistemine uymamaları sebebiyle başlarına musibetler gelmişken, tağutun yasalarına başvurmalarının amacını ‘iyilik yapmak ve uzlaşma sağlamak’ diye açıklamak ne komik ve zavallıdır!

Bu iddialar yüce Allah’ın sistemini ve yasalarını bir yana bırakıp tâğût’un hakemliğine başvuranlar tarafından her dönemde ileri sürüle gelmiştir. Böyleleri kargaşa ve sıkıntıya yol açmaktan kaçındıkları için yüce Allah’ın şeriatının hakemliğine başvurmadıklarını söylerler ve bu tutumları ile farklı unsurları, çeşitli görüş ve inançları uzlaştırmak istediklerini sözlerine eklerler ki bu apaçık bir çelişkidir.

63. âyet, onların içlerinde gizli tuttukları niyetleri Allah’ın bildiğini haber veriyor ve onları, sapık yol ve sistemden dönmeye çağırıyor: “Allah onların kalplerindeki kötü duyguları iyi bilir. Onlara aldırış etme, öğüt ver, kendileri hakkında içlerine işleyecek etkili sözler söyle onlara.” (S.Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân)

Evet, bize düşen, ilahi öğütleri ve etkili nasihatleri hatırlatmaktır. Hiç şüphesiz tevbe kapısı açıktır. 

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle