--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ramazan Ayında Takvâ’yı Kuşanmak

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Orucun farziyetini belirleyen âyette Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki ittikâ edersiniz.” (Bakara 2/183)

İslâm’da ibadetler belli hikmetlere, illetlere ve maksatlara mebnidir. Orucun illeti ve en büyük hikmeti, farz olduğunu bildiren bu ayette gösterilen hedeftir: “İttikâ etmek / takvâ sahibi olmak”. 

Ramazan ayında tuttuğumuz oruçla gerçek anlamda “takvâyı kuşanmak” için, “takvâ” (ittikâ, muttaki) kavramını çok iyi tanımak, bütün boyutlarıyla derinlemesine inceleyip anlamak zorundayız.

İttikâ etmek ve muttaki olmak; dilimize genelde ‘Allah’tan korkmak’ diye çevrilir. Ayrıca, Allah’ın emirlerine ve yasaklarına riayet etmek, onun yasaklarını çiğnemekten sakınmak, günah işlemekten ve haramlardan sakınmak anlamını da içerir. Ancak, merhum Muhammed Esed, Kur’ân Mesajı’nda “ittikâ/takvâ” kavramına daha kuşatıcı bir anlam yükler: “Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşımak”. Esed’e göre; “muttaki”nin “Allah’tan korkan” şeklindeki alışılagelen çevirisi, bu ibarenin olumlu içeriğini yeterli biçimde yansıtmaz -yani, O’nun her zaman ve her yerde hazır olduğunun farkında olmayı ve kişinin bu farkında oluşun ışığı altında kendi varlığını biçimlendirme arzusunu... “Kötülükten sakınan” vb. çeviriler de, İlahî sorumluluk bilinci (takvâ) kavramının sadece belirli bir yönünü yansıtır. 

Din ıstılahında ittikâ ve takvâ; imân edip emir ve yasaklarına uyarak, Allah’a karşı gelmekten sakınmak; dünya veya âhirette insana zarar verecek, ilâhî azaba sebep olabilecek inanç, söz, fiil ve davra-nışlardan ve her türlü günahtan sakın-mak anlamına gelir. Takva sahibine “muttakî” denir. Takvâ/ittikâ; vikâyeyi kabul etmek yani vikâyeye girmektir. Vikâye ise aşırı korumacılık, yani acı ve zarar verecek şeylerden sakınıp kendini iyice korumak, bir şeyi başka bir şeyle tehlikelere karşı korumaya almak demektir. O halde lügat açısından ittikâ veya onun ismi olan takvâ, kuvvetli bir himayeye girerek korunmak, özetle kendini iyi sakınıp korumak demek olur. Bunun gereği olarak korkmak, kaçınmak, sakınmak ve çekinmek mânâlarına da kullanılır (Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB). Takvâ’nın dilde asıl olarak, ‘az söz söylemek’ demek olduğu söylenmiştir. Keza, ‘Takvâ sahibi gemlenmiştir (fazla konuşmaz)’ denir. Tevakkî (çekinme) deyiminde yorgunluğa katlanma, ittikâda sadelik vardır. En kapsamlı ve en kuvvetli koruma ise ancak Allah’ın korumasıdır. Bayezid Bestami: “Takva sahibi; konuştuğu zaman Allah için konuşan, amel ettiği zaman Allah için yapandır” der (Kurtubî Tefsiri). 

Elmalılı, şer’î takvânın, yalnız olumsuz ve soyut perhizkârlıktan ibaret olduğunu zannetmenin yanlış olduğunu söyler ve ittikâ’nın; “Kur’ân’da korku, iman, tevbe, itaat, günah işlemeyi terketmek, ihlâs mânâlarından her birinde kullanıldığı yerler vardır” der ve ekler: “Kur’ân’da ittikâ/takvâ üç derece üzerine zikrolunmuştur: 1. Ebedî azabdan sakınmak için Allah’a şirk koşmaktan kaçınmak ile iman. “Ve onları takvâ kelimesine bağladı.” (Fetih 48/26) gibi. 2. Büyük günahları işlemekten ve küçük günahlarda ısrar etmekten sakınıp farzları eda etmektir ki, İslâm’da bilinen takvâ budur. “O ülkelerin halkı iman edip Allah’ın azabından korunsalardı.” (A’râf 7/96) 3. Kalbinin sırrını Allah’tan meşgul edecek her şeyden kaçınmak ve bütün varlığı ile Allah’a yönelmek ve çekinmedir ki, bu da “Ey iman edenler! Allah’tan, O’na yaraşır biçimde korkun.” (Âl-i İmrân, 3/102) emrindeki gerçek takvadır. Bu mertebe, o kadar geniş ve derindir ki, bu mertebedeki insanların derecelerine göre farklı tabakalara ayrılır ve peygamberlerin ulaştığı derecelere kadar çıkar. “İnanıp salih ameller yapanlara bundan böyle (Allah’a karşı gelmekten) korundukları ve inanıp salih ameller yaptıkları, sonra yasaklardan sakınıp (bu yasaklara) inandıkları ve yine korunup iyilik ettikleri takdirde daha önce yediklerinden ötürü bir günah yoktur.” (Mâide 5/93) âyeti ise takvanın üç derecesini toplar. “Allah adaleti, ihsanı... emreder” (Nahl 16/90) âyetinin de takvayı topladığı bir hadiste geçer. Kur’ân’ın hidayeti tüm bu takva derecelerini kapsar…”

Kur’ân’ın “muttakilere hidayet/rehber” olduğunu belirten Bakara suresinin ilk âyetleri, kurtuluşa eren muttakilerin/takva sahiplerinin şu beş vasfını sıralar:  1) Gayba iman etmek, 2) Dosdoğru namaz kılmak, 3) Allah’ın verdiklerin-den bir kısmını O’nun rızâsı için harcamak, 4) Kur’an’a ve peygamberlere gönderilen diğer kitaplara da inanmak, 5) Ve âhiret konusunda kesin inanç (yakîn) sahibi ol-mak. 

Son olarak, Ebû Hüreyre’nin(veya Ubey b.Kab’ın) “takvâ” tarifine kulak verelim: “Yolda yürürken dikenler görürsen ya yolu değiştirirsin ya da dikene dokunmadan geçmenin bir yolunu arar ve bulur-sun; işte takva da budur; hayatı Allah’ın yasakladığı kötülüklere bulaşma-dan yaşamaya çalışmaktır.” (Kur’ân Yolu)

(Geniş bilgi için bakınız: Abdullah Yıldız, Aşır Aşır Kur’ân-ı Kerim Dersleri-1, Pınar Yayınları)

İmdi, Ramazan; bütün bu boyutları ile “takvâyı kuşanmayı”; yani yolumuz üzerindeki günah dikenlerinden/mayınlarından sakınarak ve haramlara bulaşmadan hayatı yaşamayı bize öğretiyor.

AKİT TV ekranında, her Ramazan akşamı saat: 19.00 – 20.00 arası yayınlanan Sağlıklı Ramazanlar programında buluşmak duası ile...

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle