--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Paralel çete İslâm’ı sadece bir motif olarak kullandı

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

15 Temmuz darbe girişiminde şer odakların maşa olarak kullandığı Paralel Gülen Çetesi’nin nasıl bir hareket olduğu, bu hareketin İslâm algısı, diğer İslâmî cemaatlerle ilişkisi vb. gibi konular etrafında www.on5yirmi5.com sitesinde yayınlanan söyleşimizin bazı bölümlerini kısaltarak paylaşıyorum:

“Gülen hareketi, bilinen anlamdaki İslâmî cemaat ve tarikatlarla görünüşte benzerlikler arz etse de gerçekte bir “İslâmî cemaat” değil, gizli ajandası olan, oldukça gizemli masonik bir örgüttür. Çoğu elemanları kendilerini kod isimleriyle gizledikleri gibi amaçlarını da hep gizlediler. Gizliliği bir yöntem olarak benimsemeleri, gizlenecek ilişki biçimlerinin ve diğer yönlerinin varlığına işaret ettiği gibi, açıklanması halinde izah edilemeyecek veya savunulamayacak çeşitli yanlarının da varlığına bir anlamda delil teşkil eder. Gülen’in, İslâm’ı sadece bir motif ve motivasyon unsuru olarak kullandığı bugün ayan beyan ortaya çıkmış bulunuyor. Ne yazık ki, bu süreçte Gülen hareketinin en çok aşındırdığı ve kirlettiği kavramların başında “cemaat” ve “imam” gibi kutsal İslâmî terimler geliyor…

Öte yandan, Gülen örgütü ciddi manada modern ögeler taşısa da, 17-25 Aralık sürecinde isabetle tesmiye olunduğu gibi, Hasan Sabbah’ın fedaileri “haşhaşîler”e benzetilebilir. Müntesiplerini adeta hipnotize ederek körü körüne kendine bağımlı hale getiren, hatta Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” kitabında hikâye ettiği Mankurt efsanesinde anlatıldığı gibi, kendisine inananları adeta “mankurtlaştıran” (hafızasını silerek köleleştiren) bir örgütle karşı karşıyayız. Yakın tarihte (1978’de), ABD’de binlerce müridini Hollanda Guyana’sına göç ettirip, FBI’ın takibiyle sıkışınca da 1000’e yakın kişiye tek tek siyanür içirip hep birlikte intihar eden Jim Jones’in “Halkın Tapınağı” örgütü de bu bağlamda hatırlanabilir. Fanatik, -Eric Hoffer’in tanımlamasıyla- “stereotipleştirilmiş” (doldurulmuş) ve “kesin inançlı” müntesiplerini gözünü kırpmadan ölüme, intihara, cinayete sürükleyebilen ve maalesef motivasyon kaynağını kendinden menkul hurafeci İslâmî anlayıştan devşiren, sosyologlar ve psikologlarca da ciddi manada incelenmesi gereken esrarengiz bir örgütle karşı karşıyayız. 

Ayrıca, Gülen örgütü (FETÖ), kendi dışındaki tüm İslâmî cemaatleri hiç dikkate almayan, hatta yok sayan bir tavır ve anlayışa sahipti. Ama Müslüman cemaat ve tarikatlar genelde örgüt hakkında hüsn-ü zan etmiş; en azından hareketin ‘göz boyayıcı’ çalışmalarının da etkisiyle nötr kalmışlardır. Bu bağlamda Müslümanlar, onları uyarıp ikaz etmek yerine çoğu zaman bu mülahazalarla sessiz kalmayı tercih etmişlerdir. Elbette son yıllarda, güçlendikçe bulundukları alanlarda kendilerinden başkalarına hayat hakkı tanımayan bu örgütün şerrinden çekinme olgusu da bu tepkisizlikte etkili olmuştur…

İmdi, F. Gülen’in, şahsına ve grubuna körü körüne bağladığı müntesiplerinin aklını, iradesini, hatta imanını nasıl teslim aldığını ve onları nasıl “kurşun askerler” haline getirdiğini 15 Temmuz’da gördük…

Peki, bu sapkın örgütün 15 Temmuz’da bize yaşattığı korkunç badireden ne gibi dersler almalıyız?

En başta hatırlatalım ki; her İslâmî cemaatin, hareketin veya tarikatın hocalarının, mensuplarına şu temel bilinci vermeleri gerekir: Hz. Ebu Bekir (r.a) ve Hz. Ömer (r.a) efendilerimiz halife seçilince, halka; “Kur’ân ve sünnete uydukları sürece kendilerine itaat etmelerini, değilse kendilerini düzeltmelerini” söylediler; halk da onlara şöyle cevap verdiler: “Kur’ân ve sünnete uyduğun sürece sana itaat ederiz; yok eğer Kur’ân ve sünnete aykırı davranırsan, seni kılıçlarımızla düzeltiriz.”

Diğer taraftan, bir hadis-i şerifte buyurulduğu üzere, Müslümanın Müslümana bakışı şu olmalıdır: “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olmazsınız; iman etmeyince de Cennet’e giremezsiniz.” Burada sözü edilen, sadece kendi grubunu, cemaatini sevmek değil, ülkenin ve dünyanın neresinde kıbleye dönen bir Müslüman varsa, onu gerçekten sevebilmektir. Bizce var olan eksiklerine, kusurlarına, ayıplarına rağmen, yine bir başka hadis-i şerifte buyurulduğu üzere, “kendi nefsi için istediğini mümin kardeşi için de isteyebilmek”tir. Ama bizler, genelde önce başkalarının hatalarını görmeye, kendi hatalarımızı ise görmemeye, hatta kapatmaya eğilimliyizdir. Oysa hepimiz önce kendimize, kendi cemaatimize bakıp kendi ayıbımızı, kusurumuzu görmeli ve düzeltmeliyiz… Bu arada FETÖ çetesinin haklı tasfiyesini fırsat bilip diğer sevmediklerimizi de hedef gösterme ucuzculuğuna düşmemeliyiz…

Son olarak: 15 Temmuz gecesi kendi kaderine el koyan milletimiz, yaklaşık 300 yıllık suskunluğuna son vermiş ve uzun soluklu tarihi yürüyüşünü kadim mecrasına oturtacak bir adım atmıştır. Bu adımın arkasını getirmek ve millet olarak “büyük tarihi dönüşümümüzü” gerçekleştirmek asıl görevimizdir.”

(Söyleşinin tamamı için: http://www.on5yirmi5.com/haber/guncel/olaylar/199847/abdullah-yildiz-feto-gizli-ajandasi-olan-masonik-bir-orgut.html)

 

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle