--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Merhamet Seferberliği

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Merhametsiz bir dünyada yaşıyoruz. Dünyaya merhameti öğreten ve merhamet örnekliği teşkil eden bir medeniyetin mirasçıları olan Müslüman toplumlar da maalesef son yıllarda merhameti ciddi anlamda kaybetmeye başladığı gibi, ülkemizde de can yakıcı merhametsizlik örnekleri görülür oldu...

Daha geçenlerde dört aylık bir bebeği çalanlar, sıkışınca onu gözlerini kırpmadan dördüncü kattan apartman boşluğuna atabildiler... Neyse ki, Allah’ın lütfu ve inayeti ile bebek yaralı kurtuldu... Aynı günlerde dört yakınını öldüren biri, sonra kendini de öldürdü... Keza her gün ya eşini, ya ana-babasını, evladını veya öz kardeşini yahut mümin kardeşini vahşice öldürenlerin haberleri düşüyor medyaya...

Ne oluyoruz? Düşmanlarına bile merhamet eden ama özellikle “kendi aralarında merhametli” (Fetih 48/29) olmaları gereken Müslüman insanımız neden bu kadar merhametsiz hale gelebildi?

Merhamet; mümin bir toplumun ayrıcalıklı bir vasfıdır. Onlar katı kalpli, merhametsiz ve zalim bir toplum değildir. Aksine müminler, insanlık içinde merhametli, şefkatli ve birbirinin dert ortağı olan bir toplumdur. Şahıs olarak bir mümin Allah’ın merhametinin bir gölgesidir (Tefhimü’l-Kur’ân). Toplum olarak da müminlerdeki bu özelliği Rasulüllah (s) temsil eder ki, Kur’an-ı Kerim onu şöyle tasvir eder: 

“Biz Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik” (Enbiya 21/107).

Beled suresinin 17. âyetinde; “iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhameti tavsiye edenlerden olmak”la “sarp yokuş”u aşmanın mümkün olabileceği beyan edilir ve 18. âyette de; “İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene)” buyurulur.

“Merhamet/Rahmet”; ‘acımak, esirgemek, korumak, affetmek, bağışlamak, nimet vermek’... anlamlarına gelen “r-h-m” kökünden türemiştir. İsim olarak; hayır, iyilik, ihsan, nimet ve kalp inceliği demektir. Kur’ân’da 114 ayette “rahmet” kelimesi geçerken; bir âyette de (Beled, 90/17) “merhamet” geçer. Allah’ın “erhamu’r-rahimin”, “rahman”, “rahîm” ve “zü’r-rahmeti” sıfatları da aynı kökten gelir (Dini Kavramlar Sözlüğü, D.İ.B.Y.). Dilimize asli anlamıyla yerleşmiş odak bir kavram olan rahmet ve merhamet terimleri; insan, toplum ve aile ilişkileri bağlamında daha bir anlam ve derinlik kazanır. 

Özellikle aile kurumu, meveddet (Allah için sevme) ve merhametle beslenerek ayakta kalır:

“Kendileri ile sekinete (huzura) ermeniz için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir meveddet/sevgi ve rahmet/merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir.” (Rûm 30/21) 

Anne rahmi, merhamet ve rahmetin yatağıdır. Çocuklar da, ailedeki sevgi ve merhamet bağını pekiştiren asli unsurlardır. Bir bedevî Hz. Peygamber’e (s.) gelip: 

-‘Çocuklarınızı öper misiniz? Biz onları öpmeyiz’ deyince, O (s.) buyurdu:

“Allah senin kalbinden merhameti çıkarmışsa ben ne yapabilirim?” (Buhari, Edeb 18; Müslim, Fedail 64.)

Benzer bir durumda yine Rasûlüllah’ın (s.) ifade buyurduğu, “İnsanlara merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.” (Buhari Edeb 18; Müslim Fedail 65; Tirmizi 1911; Ebu Davud 5218; Ahmed 2/241.)hadisinde de; aile hayatından tüm ilişkilere kadar egemen kılınması gereken merhamet ilkesi ile karşılaşırız.

Mutlak ve izafi merhameti bir temsille anlatan şu hadis-i şerif ise; kâinatın “merhamet” ile ayakta durduğundan hareketle tüm insan ilişkilerinin merkezine merhametin konulması gereğini işaret eder.

“Aziz ve Yüce Allah merhameti yüz parça etti de doksan dokuzunu kendine alıkoydu ve yeryüzüne bir tek parça indirdi. Bu bir parçadan yaratıklar birbirleriyle merhameti paylaştılar da; at, yavrusuna zarar verme korkusundan dolayı ayağını kaldırır, onu korur.” (Buhari Edeb 19; Müslim, Tevbe 17; İbn Mace 4293.)

Beled/17’de vurgulandığı üzere, özellikle yetime ve yoksula sahip çıkma konusunda “birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye eden” müminler, toplumsal hayatın her alanında ve özellikle aile hayatı içinde meveddet ve merhameti ayakta tutmak için ısrar ve sabır göstermek durumundadırlar.

Allah Rasulü’nün (s.) en fazla üzerinde durduğu şey, ümmeti arasında yaymaya çalıştığı yüksek ahlâkî meziyetti ki, bu rahmet/merhamet özelliğidir. Peygamberimizin (s.) irşatları incelendiğinde anlaşılacaktır ki, bu mesele onun önünde en önemli mesele idi (Tefhimü’l-Kur’ân, Beled suresi). Abdullah b. Amr b. As (r.a) şöyle dedi: ‘Rasulüllah (s.); “Merhamet edenlere Rahman da merhamet eder. Yeryüzündekilere merhamet edin ki gök sahibi de size merhamet etsin” buyurdu.’ (Tirmizî, Birr 16). İbn Abbas, ‘Rasulüllah (s.) şöyle buyurdu’, dedi: “Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklere ilgi göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr 15; Ebû Dâvûd, Edeb 66.)

İmdi, bu âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler ışığında, Müslümanların ayırt edici özelliklerinden biri olan “merhamet”i yeniden kuşanmak için hep birlikte külli bir “merhamet seferberliği” başlatmalıyız.

 

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle