--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mağfiret ve Takva Yarışı

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

“Ramazan’ın evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem’den kurtuluştur.” (İbn Huzeyme, Sahîh)

Bu hadis-i şerifin mesajını iyi anlamak ve yaşamak için, özellikle Ramazan ayında tefekkür ederek okumamız gereken Kur’ân-ı Kerim’in Âl-i İmran suresinin 130-136. âyetlerini birlikte teemmül edelim:

“130-Ey iman edenler! Kat kat ribâ/faiz yemeyin. Allah’tan sakının (takvâyı kuşanın) ki kurtu­luşa eresiniz. 131-Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının. 132-Allah’a ve Resulüne itaat edin ki merhamet olunasınız. 133-Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış olup gökler ve yer kadar geniş olan cenne­te girmek için yarışın! 134-İşte onlar bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar, öfkelerini yenerler, insanları affederler. Allah ihsan edenleri sever. 135-Onlar çirkin bir şey yaptıkları veya kendilerine kötülük ettikle­ri zaman Allah’ı hatırlarlar da hemen günahlarının bağışlanmasını dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki? Onlar, yaptıklarında bile bile ısrar etmezler. 136-Onların amellerinin karşılığı rableri tara­fından bir bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar ora­da temelli kalacaklardır. Böyle amel edenlerin ecri ne güzeldir!”

“Kat kat ribâ (faiz) yeme”yi yasaklayan 130. âyette geçen ribâ; borç verilen bir parayı belli bir süre sonunda belirli bir fazlalıkla geri almayı veya bir borç ilişkisiyle doğan ve süresinde ödenmeyen bir ala­cak için ek vade tanıyıp vade sonunda bu alacağı fazlalıkla tahsil etmenin yahut bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Türkçe’de faiz kelimesi yaygınlık kazan­mış olup genelde ribâ ile eş anlamlı kullanılır. 

Faiz/ribâ konusunda son olarak inen Bakara/275-281’de ise faiz kesin ve sert üslûpla yasaklanır; fa­izde ısrar edenlerin de Allah ve Resulüne savaş açmış olacakları belirtilir (Kur’ân Yolu). 

131. âyette “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının!” buyurularak faiz yi­yen ve diğer haramları işleyenlerin âhirette kâfirler için hazırlanan cehennemde cezalandı­rılacakları, buna karşılık takvâ’yı kuşanıp Allah’ın himayesine girerek haramlardan korunanların, 132. âyette ise Allah ve Resulünün emir ve yasaklarına itaat edenlerin Allah’ın rahmet, merhamet ve bereketine erebileceği vurgu­lanır. 

133-135. âyetlerde; -özellikle Ramazan orucunu tutarak kuşanmamız gereken “takvâ”nın (2/183) ve- İslâm ahlâkının bir gereği olarak yapmamız gereken güzel davranışların bir özeti verilir: 

133. âyet­te Rabbimizin mağfiretine/affına, gökler ve yer genişliğindeki cennetine kavuşmanın, bütün ahlâkî davranışlarımız için temel gaye olduğu bildirilir; birtakım dün­yevî çıkarlar için değil de sırf Allah için; takva ve ahiret saadeti uğruna iyiliklerde ve hayırlarda yarışmak gerektiği hatırlatılır. 

“Mağfiret” terimi, ‘Al­lah Teâlâ’nın, kulların suç ve günahlarını affetmesi’ anlamında kullanılır. 

134 ve 135. âyetlerde ise İslâm’da ideal ahlâk tipi olan “takva sahibi (muttaki) insan”ın temel ahlâkî nitelikleri sayılır: cömertlik, öfkeyi yenmek, insanları affetmek, kendi hatasını kabul etmek.

a) Bollukta ve darlıkta Allah yolunda infak ederler, yani mallarını iyilik yo­lunda harcarlar. Her iki durum da onların davranışlarını değiştirmez: Bolluk, ken­dilerini bencilleştirip aldatmadığı gibi darlık da onlara Allah yolunda harcamayı unutturmaz. Bilirler ki; “Sadaka malı eksiltmez…” (Müslim, Birr 69).

b) Öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını bağışlarlar. Âyette, insanlardaki takvâ duygusunun bu konularda da etkili olup, insanların olaylar karşısında öfkeyi yenmelerini ve insanları bağışlamalarını sağladığı vurgulanır. Nitekim âyette ge­çen kâzım (çğl: kâzımîn) kelimesi ‘öfkesini yenen, gücü yettiği halde, zarar gördüğü kimselere karşı intikama kalkışmayan, sabreden’ anlamlarına gelmekte­dir. 

c) Bir kötülük (fahşâ) veya kendilerine zulmetme manasında bir günah (zulm) işlediklerin­de hemen Allah’ı anar ve günahlarına tövbe eder, yaptıklarında ısrar etmezler. Yarattığı insanı en iyi bilen Allah, şefkat ve merhameti ge­reği, günahkâr bir mümini -büyük günah da işlese- mümin safından çıkarmaz; Allah’a tövbe edeni cennete girecek takva sahiplerinden ayırmaz. Takva özelliklerini taşıyıp gereğini yapanlar Al­lah katında sevilen kimselerdir. Allah âhirette onların ödülünü verecektir (Ebû Dâvûd, Edeb 2-3). Efendimiz buyurdu: “Asıl pehlivan güreşte rakibini yenen değil kızdığı zaman öfkesine hâkim olan kimsedir”(Buhârî, Edeb 76,102; Müslim, Birr 107, 108). Ancak şahsî konularda öfkeyi yenmek Allah’ın emri olup övülen bir davranış ol­makla birlikte kötülüklerin yayılmasına yol açacak durumlarda ödün verilmez.

135. âyet: Rasûlüllah (s): “Hiçbir adam yoktur ki, bir günah işlesin sonra da kalkıp temizlensin, namaz kılsın. Da­ha sonra da, Allahtan kendisini affetmesini istesin de Allah da onu affetmesin” buyurdu; sonra “Onlar Allah’ı anar ve tevbe ederler...” (3/135) âyetini okudu (Tirmizî, Tefsirü’l-Kur’ân, Sure 3).

136. âyette; Allah bu özellikleri taşıyan takva sahiplerinin geç­miş günahlarını affedeceğini ve onları cennetlere yerleştireceğini vaat ediyor. Bu Allah’ın bir lütfudur (Kur’ân Yolu, Tefhimü’l-Kur’ân, Hak Dini Kur’ân Dili).

Ramazan’ı fırsat bilip takvâyı kuşanmak ve mağfirete ermek için yarışma zamanı! Mübarek olsun!

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle