Kur’ân’ı yaşamak için okumak
“Biz onu Kur’ân olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (bölüm bölüm) ayırdık; yine onu peyderpey indirdik.” (İsrâ, 106)
Peygamberimiz (s), bu âyet gereği, namazda ve diğer zamanlarda Kur’ân’ı ağır ağır, dura dura okur; hızlı okumaktan kaçınırdı. Öyle ki, onun tertîl üzere okuduğu kısa bir sûre, herhangi birinin daha uzun bir sûre okumasından çok daha fazla sürerdi. Her âyetin sonunda bir miktar durur, beklerdi. Kur’ân’ı üç günde veya haftada bir okuyanın, onu anlamayacağını ihtar buyurdu (İbn Mâce, 1347).
Ashâb da Kur’ân’ı sindire sindire okumaya özen gösterdi, başkalarına da bunu tavsiye etti: “Bir gün Abdullah b. Mesûd’a biri gelip; ‘Bu gece ben bütün mufassalı (Kur’ân’ın 80-90 sayfalık bölümü) bir rekâtta okudum’ dedi. İbn Mesûd; ‘Şiir okur gibi acele acele mi?’ dedi.” (İbn Mâce, 212-213)
Tecrid-i Sarih Tercemesi’nde (Hd. no: 443) bu hadisle ilgili şu açıklama vardır: “İbn Mesûd, Kur’ân’ı ağır ağır okumak ve anlamlarını tedebbür etmek lazım geldiğini ihtar etmiştir. Alimlerin çoğu, Kur’ân’ı anlayıp üzerinde düşünmeye mani olduğu için aşırı hızla okumayı mekruh görür. Ayrıca Müslim’de, “Birtakım kimseler var ki, Kur’ân’ı okurlar da, okudukları boğazlarından ötesine tesir etmez.”; Ahmed b. Hanbel’de, “Ancak kalbe tesir edip de orada kökleştiği vakit faydası olur” ilavesi hatırlatılır.”
İbn Kayyım el-Cevziyye Zâdü’l-Me’âd’da, Rasûlüllah’ın Kur’ân okuma sünnetini özetle şöyle anlatır:
“…Rasûlüllah (s), sûreleri rahat rahat tertibi üzere okumaya dikkat ederdi. Bazan onlardan en uzununu okur, bazan da bir âyetle namaza durur, sabaha kadar onu tekrarlardı…
İbn Abbas (r.a), İbn Mesûd (r.a) ve diğerleri Kur’ân’ı düşünerek yavaş yavaş, az okumanın, hızlı ve çok okumaktan daha faziletli olduğu görüşündedirler. Zira Kur’ân okumaktan amaç, onu anlamak, üzerinde düşünmek ve onunla amel etmektir. Okunup ezberlenmesi, anlamlarının kavranmasına aracıdır. Nitekim selef âlimlerinden bazısı şöyle der: ‘Kur’ân, kendisiyle amel edilmesi için indirilmiştir. Öyleyse biz onu amel etmek için okuruz.’ Bundan ötürü ehl-i Kur’ân, görünürde onu tam olarak ezberlememişlerse de esasında Kur’ân’ı biliyor ve ondaki verilen mesajlarla amel ediyorlardı. Ama onu anlamadan ve içindekilerle amel etmeden ezberleyen kimse gerçekte ehl-i Kur’ân sayılmaz.
Bu âlimler derler ki: Zira iman, amelden üstündür. Kur’ân’ı anlama ve derinlikleri üzerine düşünme imanı doğurur. Ama anlamadan ve üzerinde düşünmeden, salt okuma işini iyi kimse de yapar, kötü kimse de; mü’min de, münafık da. Nitekim Allah Rasûlü şöyle buyuruyor: “Kur’ân okuyan münafık, reyhani (fesleğen) çiçeği gibidir; kokusu hoş tadı acıdır.” (Müslim, hd.no: 798) ... Okuma sırasında Kur’ân üzerine düşünme ve anlama özelliğine sahip olanlar, Kur’ân’ı düşünmeden ve anlamadan hızlı hızlı okuyanlardan daha üstündürler.’ Ve yine derler ki: ‘Bu, Allah Rasûlü’nün yöntemi idi. Zira o, sûreleri gayet ağır okurdu. Öyle ki, uzatır da uzatırdı. Bir âyeti sabahlara kadar tekrarlayıp dururdu.
İbn Abbas (r.a) bir gecede Kur’ân hatmeden kişiye şöyle dedi: ‘Yaptığın gibi bir tek sûreyi okusam, kendi kendime hayret ederim. Kur’ân’ı öyle oku ki, onu kulağın dinlesin, kalbin anlasın ve ezberlesin.’
İbn Mesûd der ki: ‘Kur’ân’ı şiir okur gibi durup düşünmeden okumayın. Heceleri üzerinde durup düşünün, onunla kalbinizi harekete getirin. Bir an önce sûrenin sonuna ulaşmayı düşünmeyin.’
Abdurrahman b. Ebî Leylâ ise şöyle diyor: Hûd Sûresi’ni okuduğum bir sırada huzuruma bir kadın giriverdi; şöyle dedi: ‘Ey Abdurrahman! Sen Hûd Sûresi’ni böyle mi okuyorsun? Allah’a andolsun, altı aydan beri bu sûreyi okumaktayım, hâlâ bitiremedim.’ (İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd, 1/228-230.)
Hâsılı; Kur’ân okumada esas olan, ne anlama geldiğini düşünmeden rüzgâr gibi okuyup bir an önce bitirivermek değil, tertîl üzere; ağır ağır, dura dura ve düşünüp anlayarak okumak ve onun ilkelerini hayata aktarmaktır. Kur’ân’ın, bir kitap halinde bir kerede indirilmeyip bölüm bölüm gelmesinin bir hikmeti de, âyet âyet anlaşılıp hazmedilmesini ve aşama aşama hayata aktarılmasını sağlamaktır.
Görüldüğü gibi; ashab-ı kiram, kadını ve erkeğiyle, Efendimizden aldıkları tarzda, Kur’ân’ı yavaş yavaş, anlaya anlaya, kalplere sindire sindire okur-öğrenir ve yaşarlardı. Peygamberimizin “Hûd sûresi benim saçlarımı ağarttı” buyurması da, ilahî talimatı adım adım uygulama sorumluluğunu yansıtır.
İşte biz, bu mülahaza ile Aşır Aşır (on âyet on âyet) Kur’ân dersimize, dün itibariyle “bismillah” dedik. Rabbim, Kur’ân’ın ‘hayat verici’ ilkelerini hayata ve hayatımıza hakim kılmayı nasip etsin. Amin.
DERS YERLERİ VE GÜNLERİ: Pazartesi FATİH (Saat 19.30) Araştırma-Kültür Vakfı (Horhor cd. Yeşiltekke sk. No: 4). Tlf: 02126311385; Çarşamba KARTAL (Yatsı namazı sonrası) Cumhuriyet mah. Fatih Sultan Mehmet (Kurfalı) Camii salonu (İHL yanı). Tlf: 05324263596; Perşembe ÜSKÜDAR Fatih’in Mahkemesi (Saat 19.30) Hakimiyeti Milliye Cd. Eski Mahkeme Sk. (Kara Davud camii karş.) Tel: 0555 5475603; Cuma SANAYİ MAH. Araştırma-Kültür Vakfı (saat 19.30) Sultan Cd. Bereket Sk. No:2 Kat:5 Kağıthane (Merkez Cami yanı) Tel: 0212 2833328.
Peygamberimiz (s), bu âyet gereği, namazda ve diğer zamanlarda Kur’ân’ı ağır ağır, dura dura okur; hızlı okumaktan kaçınırdı. Öyle ki, onun tertîl üzere okuduğu kısa bir sûre, herhangi birinin daha uzun bir sûre okumasından çok daha fazla sürerdi. Her âyetin sonunda bir miktar durur, beklerdi. Kur’ân’ı üç günde veya haftada bir okuyanın, onu anlamayacağını ihtar buyurdu (İbn Mâce, 1347).
Ashâb da Kur’ân’ı sindire sindire okumaya özen gösterdi, başkalarına da bunu tavsiye etti: “Bir gün Abdullah b. Mesûd’a biri gelip; ‘Bu gece ben bütün mufassalı (Kur’ân’ın 80-90 sayfalık bölümü) bir rekâtta okudum’ dedi. İbn Mesûd; ‘Şiir okur gibi acele acele mi?’ dedi.” (İbn Mâce, 212-213)
Tecrid-i Sarih Tercemesi’nde (Hd. no: 443) bu hadisle ilgili şu açıklama vardır: “İbn Mesûd, Kur’ân’ı ağır ağır okumak ve anlamlarını tedebbür etmek lazım geldiğini ihtar etmiştir. Alimlerin çoğu, Kur’ân’ı anlayıp üzerinde düşünmeye mani olduğu için aşırı hızla okumayı mekruh görür. Ayrıca Müslim’de, “Birtakım kimseler var ki, Kur’ân’ı okurlar da, okudukları boğazlarından ötesine tesir etmez.”; Ahmed b. Hanbel’de, “Ancak kalbe tesir edip de orada kökleştiği vakit faydası olur” ilavesi hatırlatılır.”
İbn Kayyım el-Cevziyye Zâdü’l-Me’âd’da, Rasûlüllah’ın Kur’ân okuma sünnetini özetle şöyle anlatır:
“…Rasûlüllah (s), sûreleri rahat rahat tertibi üzere okumaya dikkat ederdi. Bazan onlardan en uzununu okur, bazan da bir âyetle namaza durur, sabaha kadar onu tekrarlardı…
İbn Abbas (r.a), İbn Mesûd (r.a) ve diğerleri Kur’ân’ı düşünerek yavaş yavaş, az okumanın, hızlı ve çok okumaktan daha faziletli olduğu görüşündedirler. Zira Kur’ân okumaktan amaç, onu anlamak, üzerinde düşünmek ve onunla amel etmektir. Okunup ezberlenmesi, anlamlarının kavranmasına aracıdır. Nitekim selef âlimlerinden bazısı şöyle der: ‘Kur’ân, kendisiyle amel edilmesi için indirilmiştir. Öyleyse biz onu amel etmek için okuruz.’ Bundan ötürü ehl-i Kur’ân, görünürde onu tam olarak ezberlememişlerse de esasında Kur’ân’ı biliyor ve ondaki verilen mesajlarla amel ediyorlardı. Ama onu anlamadan ve içindekilerle amel etmeden ezberleyen kimse gerçekte ehl-i Kur’ân sayılmaz.
Bu âlimler derler ki: Zira iman, amelden üstündür. Kur’ân’ı anlama ve derinlikleri üzerine düşünme imanı doğurur. Ama anlamadan ve üzerinde düşünmeden, salt okuma işini iyi kimse de yapar, kötü kimse de; mü’min de, münafık da. Nitekim Allah Rasûlü şöyle buyuruyor: “Kur’ân okuyan münafık, reyhani (fesleğen) çiçeği gibidir; kokusu hoş tadı acıdır.” (Müslim, hd.no: 798) ... Okuma sırasında Kur’ân üzerine düşünme ve anlama özelliğine sahip olanlar, Kur’ân’ı düşünmeden ve anlamadan hızlı hızlı okuyanlardan daha üstündürler.’ Ve yine derler ki: ‘Bu, Allah Rasûlü’nün yöntemi idi. Zira o, sûreleri gayet ağır okurdu. Öyle ki, uzatır da uzatırdı. Bir âyeti sabahlara kadar tekrarlayıp dururdu.
İbn Abbas (r.a) bir gecede Kur’ân hatmeden kişiye şöyle dedi: ‘Yaptığın gibi bir tek sûreyi okusam, kendi kendime hayret ederim. Kur’ân’ı öyle oku ki, onu kulağın dinlesin, kalbin anlasın ve ezberlesin.’
İbn Mesûd der ki: ‘Kur’ân’ı şiir okur gibi durup düşünmeden okumayın. Heceleri üzerinde durup düşünün, onunla kalbinizi harekete getirin. Bir an önce sûrenin sonuna ulaşmayı düşünmeyin.’
Abdurrahman b. Ebî Leylâ ise şöyle diyor: Hûd Sûresi’ni okuduğum bir sırada huzuruma bir kadın giriverdi; şöyle dedi: ‘Ey Abdurrahman! Sen Hûd Sûresi’ni böyle mi okuyorsun? Allah’a andolsun, altı aydan beri bu sûreyi okumaktayım, hâlâ bitiremedim.’ (İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd, 1/228-230.)
Hâsılı; Kur’ân okumada esas olan, ne anlama geldiğini düşünmeden rüzgâr gibi okuyup bir an önce bitirivermek değil, tertîl üzere; ağır ağır, dura dura ve düşünüp anlayarak okumak ve onun ilkelerini hayata aktarmaktır. Kur’ân’ın, bir kitap halinde bir kerede indirilmeyip bölüm bölüm gelmesinin bir hikmeti de, âyet âyet anlaşılıp hazmedilmesini ve aşama aşama hayata aktarılmasını sağlamaktır.
Görüldüğü gibi; ashab-ı kiram, kadını ve erkeğiyle, Efendimizden aldıkları tarzda, Kur’ân’ı yavaş yavaş, anlaya anlaya, kalplere sindire sindire okur-öğrenir ve yaşarlardı. Peygamberimizin “Hûd sûresi benim saçlarımı ağarttı” buyurması da, ilahî talimatı adım adım uygulama sorumluluğunu yansıtır.
İşte biz, bu mülahaza ile Aşır Aşır (on âyet on âyet) Kur’ân dersimize, dün itibariyle “bismillah” dedik. Rabbim, Kur’ân’ın ‘hayat verici’ ilkelerini hayata ve hayatımıza hakim kılmayı nasip etsin. Amin.
DERS YERLERİ VE GÜNLERİ: Pazartesi FATİH (Saat 19.30) Araştırma-Kültür Vakfı (Horhor cd. Yeşiltekke sk. No: 4). Tlf: 02126311385; Çarşamba KARTAL (Yatsı namazı sonrası) Cumhuriyet mah. Fatih Sultan Mehmet (Kurfalı) Camii salonu (İHL yanı). Tlf: 05324263596; Perşembe ÜSKÜDAR Fatih’in Mahkemesi (Saat 19.30) Hakimiyeti Milliye Cd. Eski Mahkeme Sk. (Kara Davud camii karş.) Tel: 0555 5475603; Cuma SANAYİ MAH. Araştırma-Kültür Vakfı (saat 19.30) Sultan Cd. Bereket Sk. No:2 Kat:5 Kağıthane (Merkez Cami yanı) Tel: 0212 2833328.







