--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Küfürde yarışanlara cevabımız: Peygamberimizi doğru anlamak ve anlatmak

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Geçtiğimiz hafta Fransa’da bir dergi merkezine düzenlenen kanlı baskınla başlayıp el-ân devam etmekte olan ve bir yandan “İslâm terör dinidir” algısını beslemeyi, diğer yandan da “İslam Peygamber’i Hz. Muhammed’e (s) hakaret etmek düşünce özgürlüğüdür” dayatmasını meşrulaştırmayı amaçlayan küresel ve yerel ölçekli İslâm karşıtı “küfür yarışı”, duyarlı her Müslümanı üzüyor ve elbette üzmelidir de. Müslümanlar olarak, bu şeytanî operasyon karşısında ağırbaşlı tepkimizi ortaya koyarken, üzerimize düşen İslâmî görev ve sorumluluklarımızı da en güzel ve en etkili biçimde yerine getirmeliyiz. 

Bu görev ve sorumluluklarımızın neler olduğunu hatırlatmadan önce, bugün müminleri üzen “küfür yarışı”nın Efendimiz (s) döneminde daha dehşetli ve çok yönlü biçimde gerçekleştiğini görmeliyiz. Allah Teâlâ, kutlu Peygamberini (s) söz konusu “küfür yarışı” karşısında şöyle teselli buyuruyor (Âl-i İmran 176-179):

“(Ey Muhammed!) Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler. Allah onlara ahirette bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır. İman karşılığında inkârı satın alanlar Allah’a hiç bir zarar veremezler. Onlar için acı bir azap vardır. Kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin, şahısları için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Biz onlara bu mühleti, ancak günahlarını artırsınlar diye veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır. Allah, müminleri içinde bulunduğunuz şu durumda bırakacak değildir; pisi temizden ayıracaktır…” 

Bu âyetlerin, Müslümanlara saldırmak amacıyla Kureyşli müşriklerin askeri hazırlıklara başlamaları, Medineli münafıkların Efendimizin (s) şahsını hedef alan propaganda ve dedikodular yapmaları, İslâm dinine giren kişilerin tekrar küfre dönmeleri (irtidad) ve Yahudilerin küfürlerini artırmaları üzerine nazil olduğuna dair rivayetler aktarılmış; âyetteki “küfürde yarışanlar”dan maksadın da; küfre iyice dalanlar, küfrünü açığa vur­makta tereddüt etmeyenler, fırsat düştüğünde küfrün gereklerini yerine getirenler, her fırsatta İslâm’a ve müminlere saldırmayı, zarar vermeyi, onları üzmeyi bir yarış konusu yapanlar, diğer insanların da inkârcı olmaları için gayret gös­terenler olduğu söylenmiştir. 

Yukarıdaki âyetlere dair bu rivayetler ve tefsirler, tarih boyunca kesintisiz olarak devam eden Hak-batıl mücadelesinin değişmeyen yasalarına işaret ettiği gibi, bugün kutlu Peygamberimize (s) hakaret etmeye kalkışanların da Allah’a ve Allah’ın razı olduğu yegâne din olan İslâm’a asla ve kat’â en küçük bir şekilde zarar veremeyeceklerini ortaya koymaktadır. Efendimize hakaret içeren sözde karikatürleri iki yıl önce yayınlayanlar da, önceki hafta o malum dergi merkezine meşkûk saldırıyı düzenletenler de, saldırının hemen ardından tüm Avrupa ülkelerinde “İslâm karşıtı” kampanyalar başlatanlar da, hatta Türkiye’de bu karikatürleri yayınlayanlar da aslında hem “küfürde yarış” yapmakta, hem “imana karşı inkârı” satın almakta ve hem de bu dünyadaki ve ahiretteki “azaplarını” artırmaktadırlar. Ayrıca bu şeytani kampanya vesilesi ile inançları, niyetleri, yaşam biçimleri ve karakterleri “habis (pis)” olanlar ile “tayyib(temiz)” olanlar birbirlerinden ayrışmış olmaktadırlar ki, bu da bir rahmettir. 

Hiç şüphe yok ki, Aziz ve Celil olan Allah, bu tür olumsuz gelişmeler karşısında vakar, sabır ve metanetlerini muhafaza eden, umutlarını kaybetmeyen ve üzerlerine düşen görevleri gereğince yerine getirmeye gayret eden Müslümanların durumunu, -Uhud yenilgisi sonrasında yaşadıkları sıkıntılı günlerdeki gibi- olumsuz bir konumda bırakmayacak, onları kendi izni ve yardımı ile başarıdan başarıya koşturacaktır. Rabbimizin, zafer ve yenilgi (Bedir ve Uhud) günlerini hatırlattığı Âl-i İmran sûresinde müjdelediği gibi;

“Eğer Allah size yardım ederse, artık size karşı galip gelecek (hiçbir güç) yoktur!..” (Âl-i İmran 160) 

Yüce Rabbimizin biz Müslümanlara yardım ve zafer ihsan etmesi için üzerimize düşen görevler ise; tüm insanlığa bir “hidayet rehberi” olmak üzere indirilen Kur’ân-ı Kerîm’i, gerçek “barış dini” olan İslâm’ı ve “âlemlere rahmet” olarak gönderilen Peygamber Efendimizi (s) doğru olarak anlamak, anlatmak ve ilkeleri doğrultusunda yaşamaya gayret etmektir. Efendimize (s) ve İslâm’a yönelik karalama kampanyaları karşısında vakur tepkimizi ortaya koyarken, Siret-i Nebi’yi tekrar tekrar okuyup okutmayı ve O’nun sünnet-i seniyyesine sımsıkı yapışmayı önemsemek, bugünlerin öncelikli görevi olarak karşımızda durmaktadır, vesselam.

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle