Kesin İnançlı Hareketlerin Anatomisi
Eric Hoffer’in “Kesin İnançlılar – Kitle Hareketlerinin Anatomisi” kitabının Türkçe çevirisini (1978, Tur Yay., İst.) 1979 yılında almış ve çize çize okumuştum. 15 Temmuz Darbe girişimi sonrasında bütün dikkatlerin üzerinde yoğunlaştığı “Paralel Din Hareketi” FETÖ’nün gizemli örgüt yapısı (cemaat değil), fanatik taraftarlarını nasıl kendine bağlayıp, motive ettiği vs. anlaşılmaya çalışılıyor. Keza; DAEŞ, PKK, PYD vb. örgütlerin, sıkı bağlılarını nasıl gözünü kırpmadan ölüme gönderdiği de... Bu bağlamda, Eric Hoffer’in Kesin İnançlılar’ından altını çizdiğim bazı satırları, kısa yorum ve vurgularla paylaşıyorum.
“Bütün kitle hareketleri, müfritliği, gayreti, parlak ümitleri, nefreti ve hoşgörmezliği körüklerler...; taraftarlarından körü körüne bir inanç, sadakat ve ölümü göze almayı isterler” (s. 9). “Lenin ve Bolşevikler Marksist doktrinin her şeye muktedir olduğuna, Naziler de yanılmaz liderekörü körüne inanmışlardı” (21). Mesela, FETÖ fanatikleri de Gülen’in “yanılmazlığına” körü körüne inandırıldılar...
“Bir kitle hareketinin en kuvvetli çekiciliği kişilerde geleceğe bağlı ümit yaratmasıdır” (29). “Parlak bir gelecek düşüncesinin ortaya koyduğu ümit, cesaret verici ve kendini unutturucu bir kaynaktır” (98). FETÖ örneğinde görüldüğü üzere, geleceğe dair ümitler, “sabredin”, “az kaldı”, “dişinizi sıkın” gibi ifadelerle sürekli canlı tutulur. Bu örgütlerin üyeleri, şartlar olumsuz gitse de kolay isyan etmezler:
“Bir kapalı grubun üyesi olan ferdin “isyan noktası”, bağımsız yaşayanınkinden daha uzaktadır” (54).
Peki, bu tür örgütlerin üyeleri, nasıl gözünü kırpmadan ölmeye hazır hale getiriliyor? İşte Hoffer’in açıklaması: “Bir kimseyi savaşmaya ve ölmeye hazır hale vaziyete getirme tekniği, o kimsenin kişiliğini bedeninden ayırmaktan ibarettir – diğer bir deyimle, onun kendi gerçek kişiliğine sahip olmasını önlemektir. Bu işlem, o kimsenin kapalı kolektif bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla yapılır” (87). “Bir şahsı nefsinden fedakârlık yolunda geliştirmek için, ferdi kimliğinden ve şahsına özel başkalıklarından ayırmak gerekir” (89). Böyle bir topluluk içinde eritilmiş bir üyenin, artık bağımsız bir kişiliği de, kendine özgü bir hayatı da, hayalleri de, ufku da kalmamıştır: “Kolektif bir topluluğa tam bağımlı bir kişinin o topluluktan ayrı bir amacı, değeri ve kaderi yoktur” (89), olamaz.
Örgüt bağlılarının kişilikleri o kapalı hareket içinde tam eritilip kişiliksizleştirilmeleri için; “kişisel başkalıkları tam olarak yok edilmeli... bu kimsenin mutluluğu ve mutsuzluğu, övünmesi ve güvenmesi, kendi görüş ve yeteneklerinden değil fakat bağlı olduğu grubun kaderinden doğmalıdır. Her şeyden önce, asla bu kimse kendini yalnız hissetmemeli; bir ıssız adada tek başına olsa bile, örgütün gözlerinin kendi üstünde olduğunu hissetmelidir” (90). Mesela, dini liderin onu her an gördüğüne(!) inanmalıdır.
Böylece ‘kesin inançlı’; “kendi kendisi olmaktan vazgeçerek ölümsüz bir şeyin bir parçası olur” (91). Kendisi olmaktan vazgeçmiş birinin, ölmek ve öldürmek için örgüt liderlerince görevlendirilmesi artık çok kolaydır. Bu bağlamda, “başarılı bir liderin en önemli işlerinden biri, taraftarlarında muhteşem bir görev yaptıkları hayalini yaratmak suretiyle ölmenin ve öldürmenin acı gerçeğini maskelemektir” (94).
Kesin inançlı gerçekleri görmez. Zira örgüt, “inanan kişinin, inanmayan kimseyle temasını önlemek için her çareye başvurur” (137). “Kitle hareketleri, taraftarları ile dünya gerçekleri arasına, gerçekleri örten bir perde koymaya uğraşırlar. Bunu, mutlak ve son gerçeğin kendi doktrinleri olup başka bir gerçek ve kesinlik bulunmadığını telkin ederek yaparlar. Kesin inançlı kişi, inançlarına dayanak olan gerçekleri..., işte bu kutsal telkinden çıkarır. Luther demişti ki: ‘İncil’in dünyasına öyle sarılmalıyız ki, eğer Tanrı’nın bütün meleklerinin bana inancımdan farklı şeyler söylemek üzere geldiğini görsem, inancımın bir hecesinden bile şüphe etmeyi aklımdan geçirmeyeceğim gibi, gözlerimi kaparım ve kulaklarımı tıkarım” (108). Gülen’in “Cebrail gelse... Peygamber temessül etse...” söyleminin aynısı!
‘Görülmeye ve duyulmaya değmeyen’ gerçeklere karşı ‘gözlerini kapamak ve kulaklarını tıkamak’, kesin inançlı adamın ‘özel yeteneğidir ve bu, onun eşsiz cesaret ve azminin kaynağıdır’ Hoffer’e göre.
“Yegâne ve ebedi gerçek olarak kabul edildikleri sürece, ilkel maskaralıklar, uydurma saçmalıklar veya yüce gerçekler, insanlara nefsinden fedakârlığı göze aldırmakta aynı derecede etkilidirler” (110).
Örgütüne ve liderine aklını ve iradesini teslim eden “Kesin inançlı kişi şaşırmaz ve tereddüt etmez; onun şaşmaz doktrini dünyanın bütün problemlerinin çözüm yolunu bilir... Akla gelecek bütün soruların cevabı hazırdır; bütün kararlar verilmiştir ve bütün ihtimaller önceden görülmüştür” (111).
Böyle bir “teslimiyetin gerçekleştirilmesi için körü körüne itaat alışkanlığını öğretmek ve bunu övmekten daha kestirme bir yol yoktur denebilir... Bütün kitle hareketleri, itaati en yüksek meziyet kabul ederler ve onu iman ile aynı seviyede tutarlar... Sebep sormamak cesur bir ruh işaretidir.” (151).
İmdi, iradelerini FETÖ-DAEŞ-PKK’ya sorgusuz teslim eden kesin inançlıları kimler üretti? Soru bu!







