İslâm’ı Doğru Temsil ve Tebliğ Etmek
23-24 Mart 2018 tarihleri arasında 78 dekanın katılımıyla Malatya’da gerçekleştirilen “24. İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri Dekanlar Toplantısı”nda yapılan değerlendirmeler sonucunda aşağıdaki hususların kamuoyu ile paylaşılması uygun görülmüş;-bazı vurgularla ve kısaltarak paylaşıyorum:
“(…) İslam dünyasını zayıflatmaya yönelik maksatlı ve planlı projelerin bulunduğu açıktır.(...)
Modernitenin meydan okumaları karşısında sahip olduğu yetkin bilim insanlarıyla İlahiyat ve İslami İlimler Fakültelerine, tarihimizin derinliğinden gelen ilmi ve kültürel mirası değerlendirmek, sosyal hayatta karşılaşılan problemlere çözüm üretmek, toplumun inanç, ibadet, ahlak ile örf ve adetlerini İslam’ın sahih kaynakları ışığında tutarlı bir yöntemle yorumlamak, temsil etmek ve toplumu bilgilendirmek gibi önemli görevler düşmektedir.
(…) İslam’ın temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim, insanın yaratılış gayesini Allah’a iman etmek ve O’nun rızasını kazandıracak amellerde bulunmak şeklinde açıklamış ve bu süreçte akıl, bilgi, istişare, emanete riayet, ehliyet ve adalet gibi rehberlik edici ilkeler ve değerler ışığında çalışmayı ve sorumluluk üstlenmeyi öğretmiştir. Sünnet ise genel anlamda Kur’an’ın beyanı olup onun ahkâmının Hz. Peygamber örnekliğinde bireysel ve toplumsal ölçekte hayata aktarılmasıdır. Bu sebeple İslam’ın Hz. Peygamber tarafından ortaya konulmuş örnekliğini yansıtan sünnet mirasını kategorik olarak reddetme çabalarını bilimsellikle izah etmek mümkün değildir. Buna karşılık Hz. Peygamber’e nispetle nakledilen bütün rivayet malzemesini ortaya çıkış bağlamına, metin içi tutarlılığına, genel ilkelerle uyumuna, insan fıtratı ile ilişkisine ve nihayet dinin temel maksatlarıyla örtüşme düzeyine göre değerlendirmek gerekir. Bu sebeple genellemeci ve parçacı yaklaşımlardan kaçın(ılmalıdır).(…)
…Kur’an ve Sünnet… getirdiği ayrıntılı hükümlerin yanı sıra, evrensellik ve süreklilik özelliğinin gereği olarak temel ilkeler koymuş ve içtihada açık geniş bir alan bırakmıştır. Bu alan, dinin ilke ve hedeflerine aykırı olmamak şartıyla… içtihat yoluyla düzenlenebilecek… zaman ve mekânın şart ve ihtiyaçlarına göre farklı yaklaşımlar ortaya çıkabilecektir. Bunları ayrışmaveçatışmasebebi kılmak yerine İslam ümmetinin bir zenginliği kabul edip saygıyla karşılamak gerekir. Bu doğrultuda tekfirci, dışlayıcı, dayatmacı ve ötekileştirici yaklaşım ve üsluptan titizlikle uzak durulmalıdır.(…)
Kur’an-ı Kerim İslam’ın hükümlerini anlatma noktasında; hikmeti, güzel öğüdü, eğitimi, öğretimi, yumuşak ve yapıcı bir üslupla davet etmeyi daima öncelemiştir. (…) Takip edilen üslubun “bu bizim görüşümüzdür, en doğrusunu ise Allah bilir” ölçüsünü aşarak nihai ve mutlak doğruluk iddiası taşımasının İslam ilim geleneğiyle uyuşmayacağı ve kardeşliği zedeleyeceği bilinmelidir.(…)
Son iki asırda İslam toplumları, kutsalı hayatın merkezinden çıkaran modernizmin ve sekülerizmin meydan okumaları ile karşı karşıya kalmıştır. İslam düşüncesi bir yandan bu meydan okumalara cevap vermeye çalışırken diğer taraftan da kendi içinde, tutarsız yeni yorumlara muhatap olmuştur. Bunun sonucu olarak Müslümanlar kendi gündemlerini oluşturmak yerine modernitenin dayattığı gündemlerle meşgul olmuşlardır. O halde İslam toplumu, geçmişin ilmî birikiminden de yararlanarak günümüzü iyi analiz edip karşı karşıya olduğu sorunlara bilimsel çözümler üretmelidir. Bu çerçevede İlahiyat ve İslamî İlimler Fakülteleri(nin), (…)Diyanet İşleri Başkanlığı hizmetlerine katkıda bulunmaları ve vaaz, irşat, cami dersleri, manevi danışmanlık ve rehberlik faaliyetleri gibi çalışma alanlarına fiilen destek sunmaları önem arz etmektedir.(...)”
İslâm’ın -maalesef- doğru temsil ve tebliğ edilemediği bir süreçte, İlahiyat dekanlarının bu çıkışı önemli ve anlamlıdır. Sahada çok dolaşan bir kardeşiniz olarak söylemeliyim ki; insanımız ilmi ile âmil yetkin âlimlerimizin İslâm’ı tebliğ ve temsil noktasında daha etkin olmalarını bekliyor.
Son yıllarda gençliğimizi ateizm ve deizm çıkmazına sürükleyen nedenlerden birinin de, İslâm’ın gereğince temsil ve tebliğ edilemeyişi, İslâm adına insanımıza hikmet ve güzel öğüt yerine spekülatif ve uç yorumların yansıması olduğunu söylemeliyim. Gençlerimiz aslında, doğru tanıyamadıkları İslâm’ı değil, İslâm adına işittikleri yanlış ve eksik “dinî yorumları” reddediyorlar.
İslâm’ın hayat verici ilkelerini, usûl ve erkânına uygun olarak “asrın idrakine” sunma ve hayatımıza hâkim kılma görevimiz, her zamankinde daha önemli ve öncelikli hale gelmiş bulunuyor, vesselam.







