“İnkârcılardan Pek Çok İncitici Söz İşiteceksiniz”
Geçen haftaki yazımızda; inkârcıların “küfür yarışı” karşısında yüce Rabbimizin kutlu elçisini (s) Âl-i İmran sûresinin 176-179. âyetleri ile teselli buyurduğunu hatırlatmıştık: “(Ey Muhammed!) Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar, Allah’a hiç bir şekilde zarar veremezler…” Her fırsatta İslâm’a ve müminlere saldırmayı, zarar vermeyi, onları üzmeyi bir yarış konusu yapanların o günden bugüne Allah’a ve Allah’ın salih kullarına hiçbir zarar veremediklerini ve zarar veremeyeceklerini görmüştük.
Bugün de Allah’a, Rasûlüllah’a ve İslâm’a hakaret kampanyalarının sürdüğü bir ortamda, bunların bir imtihan olduğunu, sabır-sebat, direnç ve takvâyı kuşanmayı gerektirdiğini görelim, inşaallah.
“Mallarınız ve canlarınız konusunda kesinlikle imtihan edileceksiniz. Gerek kitap ehlinden, gerekse müşriklerden pek çok incitici söz işiteceksiniz. Eğer (bunlara karşı) sabreder ve Allah’tan korkarsanız bu tutum azimliliğinizin, kesin kararlılığınızın bir belirtisidir.” (Âl-i İmran, 186)
Akidelerin ve davetlerin kuralı budur. İmtihan kaçınılmazdır. Mal ve can hususunda eziyet çekmek zorunludur. Sabır, direnç ve kararlılıktan başka seçenek yoktur.
Cennet’e giden yol budur. Kuşkusuz Cennet tuzaklarla çevrilmiştir, nitekim ateş de şehvetlerle...
Davaların kuralı budur: Kararlı ve güçlü kimselerin belirlenmesi… Zorluklara sabretmek, acı sarsıntılar esnasında Allah’tan korkmayı sürdürmek… Haksızlık etmekten ve haktan uzaklaşmaktan yüz çevirmek… Allah’ın rahmeti hususunda ümitsizliğe kapılmamak, zorluklarla karşılaşırken Allah’ın yardımından ümitsiz olmamak... Bütün bunları kararlı ve güçlü kimselerden başkası gerçekleştiremez.
“Allah’tan korkarsanız bu tutum azimliliğinizin, kesin kararlılığınızın bir belirtisidir.”
Medine’deki Müslüman kitle, kendisini bekleyen fedakârlık ve acıları çevrelerindeki ehl-i kitaptan ve düşmanları müşriklerden görecekleri can ve mala gelecek musibeti böyle öğreniyordu. Buna rağmen yoluna devam ediyordu. Dağılmadan, kararsızlık göstermeden, ökçelerinin üzerinden geriye dönmeden... Çünkü onlar her nefisin ölümü tadacağını ve ücretlerin ödeneceği zamanın kıyamet günü olduğunu, o gün ateşten uzaklaştırılıp Cennet’e sokulanın kurtulacağını, üzerinde durdukları şu katı ve belirgin yeryüzündeki ve yürüdükleri şu amaca ulaştırıcı ve açık yoldaki `hayatın aldatıcı bir metadan başka bir şey olmadığını, çok iyi biliyorlardı.
Yeryüzü dava adamlarının gözünde her zaman katı ve belirgindir. Amaca ulaşmak için tutulacak yol, her insanın görebileceği şekilde açıktır. Bu davanın düşmanları asırlar ve nesiller boyu süregelen düşmanlardır. Asırlar ve nesillerden beri ona karşı tuzaklarını kurmaya devam ediyorlar. Kur’an da o Kur’an’dır. Zamanın değişmesiyle, imtihan ve fitne araçları, Müslüman kitleye karşı başlatılan propaganda yöntemleri, kişiliklerine, hedeflerine ve gayelerine ilişkin duyup çektikleri eziyetlerin şekli değişir, ancak, kural birdir: “Mallarınız ve canlarınız konusunda kesinlikle deneneceksiniz. Gerek kitap ehlinden gerekse müşriklerden birçok incitici söz işiteceksiniz.”
Âl-i İmran sûresi, ehl-i kitap ve müşriklerin birçok tuzaklarını ve bazen davanın temelleri ve hakikati bazen de inananlar ve önderlerine ilişkin karışıklık ve kuşkulandırma amacıyla yaydıkları birçok propaganda şekillerini içeriyor. Bu propaganda şekilleri zamanla değişir. Yeni propaganda araçlarının icadıyla renklenir. Ancak hepsi de İslâm’a, inanç temellerine, Müslüman kitleye ve onun önderliğine yöneltilir. Yüce Allah’ın ilk Müslüman kitleye gösterdiği ve onlar için yolun özelliğini ve yolda pusuya yatmış düşmanlarının niteliklerini ortaya çıkardığı bu kuralın dışına çıkmamıştır hiç biri.
Bu Kur’anî direktif; bu akideyle hareket etmeye ve yeryüzünde Allah’ın metodunu gerçekleştirmek için çaba sarf etmeye başlayan ve böylece hedeflerini şaşırtmak ve bağlarını koparmak için aleyhlerinde hile, fitne ve propaganda yöntemleri ile bir araya gelenleri öğretmek ve Müslümana fonksiyonunu nasıl yerine getireceğini öğretmektedir. Bu direktif; davanın, davayı gerçekleştirme yönteminin ve yol boyunca pusuda bekleyen düşmanlarının tabiatını gözler önüne getirmeye ve Allah’ın bu vaatleriyle yüz yüze geldiklerinde kalplerine güven duygusunu serpmeye devam etmektedir. Böylece eziyet etmek için üzerine kurtların üşüştüğü, propagandalarıyla havladıkları ve imtihan ve fitneye maruz bıraktıkları zaman bu yolu takip ettiklerinin belirtisi ve gördükleri şeylerin yoldaki işaretler olduğunu bilirler... Sabır ve takvanın, yol azığı olduğunu da bilirler. O zaman tüm hile ve kargaşalar onların yanında boşa çıkar. İmtihan ve işkenceler çok küçük kalır. Vaat edilen yolda belirlenen hedefe doğru yol alırlar. Sabır ve takva ile... Kararlılık ve sebat ile... (Seyyid Kutub, Fî Zılâli’l-Kur’ân)







