--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hayat “İman ve Salih Amel”

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Aziz Mahmud Hüdâî merhum der ki: “Yalancı dünyaya aldanma yâhû! / Bu dernek dağılır, dîvân eğlenmez. / İki kapılı bir viranedir bu! / Bunda konan göçer, konuk eğlenmez.”

Evet, akıllı insan geçici dünya hayatına aldanmaz.  Zira bu hayat, Aliya İzzetbegoviç’in ifadesiyle, “İnanan ve salih ameller işleyenler dışında hiç kimsenin kazanamadığı bir oyundan ibarettir”. 

Kazanmanın yolu; iman edip salih ameller işlemeye ek olarak, “takvâ”dan yani “Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olmak”tan geçiyor. Ayrıca inkârcılara ve münafıklara itaat etmemek, onların eziyetlerine de aldırmamak, yalnız Allah’a tevekkül edip güvenmek gerekiyor; zira “Vekil olarak Allah yeter”. (Ahzab/1 ve 48) Ve zira Hz. Ali’nin (r.a) ifadesi ile, “insanların imanca en güçlü olanı, Allah’a en çok tevekkül edenidir” (Gurerü’l-Hikem). Elbette vekil ve kefil olarak Allah Teâlâ yeter! Hz. Ömer’in (r.a) vurguladığı üzere (bk. Tamâvî, Ömer b. El-Hattab), Allah Teâlâ özellikle şu üç şeye kefildir: “Allah muhsinlerin (iyilerin) ecrini zayi etmez” (Tevbe/120); “Allah fesatçıların (bozguncuların) işini düzeltmez” (Yunus/81); “Allah hainlerin tuzağına başarı vermez” (Yusuf/52). 

Bu yolda inişler, çıkışlar, aşılacak sarp yokuşlar, tepeler, tümsekler ve dağlar elbette olacaktır. Mevlana Celaleddin Rumi der ki: “Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış; oysa önünde yüzlerce dağ var.”

İşte bu zorlukları aşma cehdi ve insanlarla İslâm arasındaki engelleri kaldırmak demek olan cihad elden bırakılmamalı, asla terk edilmemelidir. Zira Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) harika tespitiyle; “Bir toplum Allah yolunda cihadı bırakırsa, Allah o toplumu alçaltır.” (Edebü Hulefâ-i Râşidîn, Tuhfetü’s-Sıddîk) Asr-ı Saadet neslini diri tutan da Allah yolunda cihad bilinci idi: Ashab-ı kiram, bu bilinçle Bedir Savaşı öncesi şöyle demişlerdi: “Ya Rasulallah! İsrailoğullarının Musa’ya dediği gibi ‘Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız’ demeyiz. Seninle birlikte savaşırız...” (Buhari, Tefsir 5/4) Kur’ân-ı Kerim’in övdüğü nesil de işte onlardı: “Müminlerden o erler Allah’a verdikleri ahde sadık kaldılar: kimi adağını ödedi kimi de gözetiyor ve hiçbir suretle sözlerini değiştirmediler.” (Ahzab/23) Ve “Onlar, Allah’ın gönderdiklerini tebliğ ederler; Ondan korkarlar; Allah’tan başka kimseden korkmazlar…” (Ahzab/39) Cihad’ın diğer boyutu ise, nefisle ve şeytanla mücadeledir. Bu sebeple Hz. Ali (r.a), Gurerü’l-Hikem’de der ki: “En güçlü insan: nefsine hakim olandır; heva ve hevesini yenendir; hilmi ile öfkesini yenendir.” 

Bütün bunlar, insanın kendisinden başlayarak hayatı Allah’ın rızasına uygun hale getirmek için sürekli bir değişim ve devinim içinde olmasını gerekli kılar. Ne ki, Tolstoy’un dediği gibi; “Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendisini değiştirmeyi düşünmez.” Oysa Shakespeare’in deyişiyle, “Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatının gidişini değiştirmek istiyorsan, düşüncelerini değiştirmelisin.” Bu değişimin Müslümancasını Muhammed İkbal şöyle şiire döker: “Kur’an kalplere girince değişir insan, / İnsan ki; o değişirse değişir cihan.” 

İşte bütün mesele, Kur’ân’ın kalplere girmesi ve “Allah’ın Zikri” olan kelamını okuyup-düşünerek Rabbimizi unutmamaktır. “Ey iman edenler, Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah-akşam tesbih edin.” (Ahzâb, 33/41-42)Zira Hz. Ali’nin ifadesiyle, “En iyi insan; Allah’a en yakın olan, O’na en çok itaat eden, O’ndan en çok korkan, O’nu görüyormuş gibi ibadet edendir.” (Gurerü’l-Hikem)

Allah Teâlâ’yı en güzel zikir ve tesbih edip arınmanın, iyi insan olmaya yönelik değişimin yolu ise namazdan geçer. Efendimiz (s) buyurur ki: “Beş vakit namaz; sizden birinizin kapısının önünden akıp giden ve her gün içinde beş defa yıkandığı bir ırmak gibidir.” (Müslim, Mesacid 284) Abdest de öyledir: “Kim güzelce abdest alırsa, o kimsenin günahları tırnaklarının altına varıncaya kadar bütün vücudundan çıkar.” (Müslim, Tahâret 33) İnsanı insanlıktan çıkaran kötülükleri de namaz engeller. Aksi halde, Hz. Ali’nin ifadesiyle “Hışım, şehvet ve hırs rüzgârı, namaz ehli olmayan kişiyi silip süpürür.” (Mesnevi) Ancak, bu değişimi sağlayan namaz, şuurla ve huşû ile kılınan namazdır. Efendimiz buyurur ki: “Kulun namazında elde ettiği şey, sadece (namazda oluşunun) şuurunda olduğu anların sevabıdır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned 2/373) İşte bu huşû dolu ve şuurlu namazlar, cemaatle ve camide kılınanlardır. Efendimiz buyurur ki: “Camiye gitme niyetiyle evinden çıkan kimseye, attığı her adımdan dolayı bir sevap yazılır ve bir günahı silinir.” (Nesâî, Mesacid 14) “Müezzini işitip de kendisini engelleyen bir özrü olmadığı halde cemaate gitmeyenin tek başına kıldığı namaz (kamil bir namaz olarak) kabul edilmez.” (Ebu Davud, Salat 46) Bu yüzden, namazı evde kılmak isteyen âmâ İbn Ümmü Mektum’a (r.a) Rasulüllah (s): “Ezanı duyuyorsan namaza koş; sana ruhsat bulamıyorum” der. (Müslim, Mesacid 255)

“Rabbimiz, nefsimize zulmettik; bizi bağışlamaz ve acımazsan ziyan edenlerden oluruz.” (Ârâf/23)

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle