--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Emaneti ehline vermek

Abdullah Yıldız
Abdullah Yıldız

Türkiye fiilen seçim sürecine, eski ifade ile “seçim sath-ı mâiline” girdi. Bu vesile ile “emanet”i ehil olanlara yani onu taşıyabilecek olanlara vermeyi ve insanlar arasında “adalet” ile hüküm vermeyi emreden Nisâ/58. âyet hakkında, tefsir kitaplarında yer alan bilgiler ışığında birlikte teemmül edelim:

“Allah size, emanetleri ehil olanlara vermenizi, insanlar arasında hüküm verirken de adaletle hüküm vermenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah işiten ve görendir.”

Tefsir ve hadis kitaplarında bu âyetin iniş sebebi şöyle anlatılır: Peygamberimiz (s), Mekke’yi fethettiğinde, Kâbe’nin anahtarlarını Osman b. Talha’dan alıp yeni bir düzenleme yapmak ister. Amcası Abbas da anahtarların kendisine verilmesini ister. Bunun üzerine bu âyet nazil olur. Osman b. Talha da olup bitenler üzerine Müslümanlığı kabul eder. (Müslim, Hac 390)

Bu sebeple “emanet” kavramı; “adalet”le birlikte zikredildiği için öncelikle yönetim sorumluluğu olarak anlaşılır. Seyyid Kutub ise, meseleye daha geniş açıdan bakar. Ona göre bu iki görev Müslüman cemaatin hem yükümlülükleri hem de ahlak kurallarıdır: “emanetler”i, onları taşıyabilecek yetenekte olanlara yüklemek ve “insanlar” arasında Allah’ın sistemi ve direktifleri uyarınca adil hüküm vermek.

I) Emanetler, “en büyük emanet”le başlar; “göklerin, yeryüzünün ve dağların yüklenmekten kaçınmalarına” rağmen “insan”ın omuzlarına aldığı emanet (Ahzab 33/72). Bilinçli, iradeli, istikametli bir çaba ile Allah’ı bulma, bilme ve O’na inanma emaneti. İnsan fıtratına has bu emaneti insan yüklendi.

Yüce Allah’ın yerine getirilmesini emrettiği diğer emanetler, bu “en büyük emanet”in dallarıdır.

a) Bu ikinci derecedeki emanetlerin biri; bu dini tanıtma, onun için tanıklık etme görevidir. 

b) Bu ikinci derecedeki emanetler arasında şunları sayabiliriz: İnsanlar arasında sağlıklı ilişkiler kurma, hiç kimsenin hakkını çiğnememe emaneti; alışverişlerde, sözleşmelerde, verilmek üzere alınan her türlü eşyada güveni bozmama emaneti; yönetenlere ve yönetilenlere yönelik nasihat, doğruyu söyleme emaneti; ailede ve toplumda çocuklara bakma, onları iyi yetiştirme emaneti; toplumun dokunulmaz haklarını, mallarını ve sınırlarını kollama-gözetme emaneti; kısacası hayatın bütün alanlarında ilahi sistemin insanlara yüklediği görevleri yerine getirme emaneti. 

II) “İnsanlar arasında adalete uygun hükümler verme” görevini; Allah tüm “insanları” içerecek biçimde kayıtsız, yaygın ve geniş kapsamlı tutuyor. Yani İslam’ın istediği adalet sadece Müslümanlar arasında geçerli olan ve diğer insanları kapsamı dışında tutan sınırlı bir adalet değildir. İslâm’a göre adalet, her insanın, sırf “insan” olmasından kaynaklanan doğal hakkıdır; adalet hakkının tek gerekçesi insanın “insan” olmasıdır. İnsan niteliği olduğuna göre insanlar arasında adalet dağıtılırken mümin-kafir, dost-düşman, siyah derili-beyaz derili, Arap-Arap olmayan ayırımı yapılamaz.

Müslüman ümmet, insanlar arasında hüküm verme görevini üstlendiğinde, adaletle hükmetmekle yükümlüdür. Adaletin ayırımsız ve kayırmasız uygulamasını insanlık sadece Müslümanların egemenlik dönemlerinde, insanlığa önderlik ettiği yerlerde ve zamanlarda görebilmiştir. 

İslâm’da toplumsal hayatın temelini nasıl -geniş kapsamı ve bütün anlamları ile- emanet oluşturuyorsa egemenliğin, hükümranlığın temelini de adalet oluşturur.

“Allah size ne güzel öğüt veriyor!” cümlesi, bize bu ilkelerin Allah’ın öğüdü ve direktifi olduğunu, O’nun ne güzel öğütler ve direktifler verdiğini hatırlatır: Âyetin cümle yapısında “Allah” kelimesi başa alınarak özne yapılıyor ve diğer kelimeler bu özneye bağlanıyor. Böylece verilen öğütle Allah arasında çok güçlü bir bağ kuruluyor. Ayrıca burada “öğüt” değil, “emir” söz konusu; ama “emir” denmiyor da “öğüt” deniyor. Çünkü öğüt, emr’e göre kalbi daha çok etkileyen, vicdana daha çabuk işleyen gönüllü, arzulu bir uygulamaya daha elverişli bir mesaj türüdür. “Şüphesiz Allah işiten ve görendir” cümlesi de, ayetin içeriğini Allah’a, O’nun yönetimine, O’nun korkusuna ve O’na yöneltilen umuda bağlıyor. 

Bu alan insanların kendileri tarafından ortaya konacak ölçülere, kriterlere bırakılamaz. İnsanlar mutlak, değişmez, sağlam bir ölçeğe muhtaçtırlar. Yüce Allah bu değişmez ölçüyü şöyle beyan ediyor:

“Ey müminler, Allah’a itaat ediniz; Peygambere itaat ediniz, sizden olan emir sahiplerine de. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanmışsanız bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde onu Allah’a ve Peygamber’e havale ediniz. Bu size daha hayırlı ve en iyi akıbet vaad eden bir tutumdur.”(Nisa 59)

Bu ayet; Allah’a ve Peygamber’e itaati temel ve asıl görev sayarken, emir sahiplerine itaati Allah’a ve Rasûl’üne itaat etmeye bağlı bir görev sayıyor. Cümlenin söz dizilişinde “Allah”tan ve “Rasûl”den önce “itaat ediniz” emri geldiği halde, emir sahipleri’nden önce bu emir kelimesi yer almıyor da, burada emredicilik anlamı “ve” bağlacı ile ifade ediliyor ve “sizden” vurgusu yapılıyor… (Fi Zılâli’l-Kur’ân)

Abdullah Yıldız Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle