Allah yolundan alıkoyanlarla saf tutan safdiller
Receb, Zilkade, Zilhicce ve Muhar-rem, cahiliye Araplarının İbrahimî bir gelenek olarak kan dökmeyi yasak saydıkları ve ateşkes ilân edip fiilî savaşa son verdikleri ‘haram’ aylardı. İslâm da bunu onayladı..
Hz. Peygamber hicretin 2. yılının Cemâziyelâhir ayının son günlerinde, Abdullah b. Cahş liderliğinde 8 kişi-lik bir müfrezeyi, Mekkeli müşriklere ait bir kervanın üzerine göndermişti. Ker-vanın başında Amr b. Hadrami vardı. Birlik kervana hücum edip reisini öldürdü; iki kişiyi de esir alıp ganimetlerle beraber Medine’ye döndü. Olay haram aylardan Receb’in 1. gününde olduğu halde on-lar henüz, önceki ayın son gününde olduklarını sanıyorlardı. Bunun üzerine Kureyş ve gizli müttefikleri Yahudiler ile Medineli münafıklar, Müslümanlar aleyhine karşı propagandaya giriştiler: “Haram ayda kan döküyorlar!” diye Rasûlüllah ve Müslümanlar aleyhinde kara propaganda (güncel tabirle ‘algı operasyonu’) başlattılar...
Yanıltıcı propaganda ortalıkta kol gezmeye başladı... Bu karalama kampanyası Peygamberimizi ve arkadaşlarını ‘Arapların kutsal değerlerini çiğneyen, işine gelince bunları hiçe sayan bir saldırgan’ olarak tanıtıyordu! Nihayet aşağıdaki ayetler inerek bütün bu söylentileri, söyleyenlerin ağzına tıktı:
“Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaş büyük bir günahtır. Fakat insanları Allah’ın yolundan alıkoymak, O’nu inkâr etmek, Mescid-i Haram’ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır. Fitne ise adam öldürmekten daha beterdir. Onlar, güç yetirebilseler, sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, onların bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara 2/217)
Yahudi ve münafıklarla ittifak eden müşriklerin algı operasyonuna bu ayetle verilen cevap, günah listeleri kapkara olan zalimlerin, bu meselede itiraz hakkına sahip olmadıklarını açıkça ortaya koydu.
Bu olay Hz. Peygamber’in (s) izni olmaksızın gerçekleşmişti. Müfreze, ganimet ve esirlerle birlikte Medine’ye geldiğinde Rasulüllah (s): “Ben size savaş izni vermemiştim” buyurmuştu. O, ganimetten Beytülmal’ın payı olan beşte biri de kabul etmemişti. Yani olay kural dışı olup emirlere aykırı bir hareket idi. Müslümanların çoğu da, bu olaydan sorumlu olarak arkadaşlarını suçlamışlardı. Ancak yukarıdaki âyet gelince, Peygamberimiz ortada kalan iki esir ile ganimet mallarını teslim aldı...
Bazı Müslümanlar ise, müşrik-Yahudi-münafık ittifakınca yönetilen algı operasyonuna kanarak söylemlerini haklı görmeye, eleştirilerinin samimi olduğunu ve bu anlaşmazlığın ortadan kaldırılması halinde eleştiricilerin tatmin olacağını ve onlarla barış yapılabileceğini düşünmeye eğilimli idiler. İşte bu ayet, Müslümanları onlar hakkında bu tür fikirler beslememeleri için uyardı. Çünkü onlar, gerçeğin ortaya çıkması için değil, Müslümanlara karşı propaganda yapmak için itiraz etmişlerdi. Müslümanlara karşı çıkmalarının asıl sebebi onların İslâm’ı kabul etmeleri ve tüm dünyayı da İslâm’a çağırmalarıydı. Bu nedenle âyette Müslümanlara düşmanları hakkında safdil düşünceler beslememeleri söyleniyor ve kendilerini inançlarından döndürmeye çalışanların en büyük düşmanları olduğu hatırlatılıyor. Müminleri inançlarından döndürmeye çalışanlarsa, ebedî ahiret hayatlarını mahvetmek isteyenlerdi.
İnsanları Allah yolundan alıkoyanlar, Allah’ı ve Mescid-i Haram’ın saygınlığını inkâr edenler onlardı. İslâm’ı engellemek için her yola başvuran, bütün büyük suçları işleyen onlardı. En başta yüce Allah’ı inkâr eden ve başkalarını da O’nu inkâr etmeye zorlayan onlardı. Mescid-i Haram’ın dokunulmazlığını hiçe sayanlar, saygınlığını çiğneyenler; Hicretten önce 13 yıl boyunca müminlere, sırf dinî inançları yüzünden her türlü işkenceyi ve baskıyı yapan onlardı. O halde, Mescid-i Haram civarındaki halkı yurtlarından sürüp fitne çıkarmak, Allah katında yasak ayda savaşmaktan çok daha büyük bir suçtu...
“Onlar güç yetirebilseler sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler.”
İmdi, bazı tefsirlerden (Tefhimü’l-Kur’ân, Fî Zılâli’l-Kur’ân..) istifade ile anlamaya çalıştığımız Bakara 217. âyeti, günümüz Müslümanlarına da dipdiri mesajlar veriyor. İslâm düşmanları, insanları Allah’ın yolundan alıkoyup geri döndürmek için onlara her türlü baskıyı, zulmü, işkenceyi yaptıkları halde, -bu ayetin iniş sebebi olan olayda görüldüğü gibi- görev hatası yapan müminler üzerinden tüm inananları ‘yegâne suçlu’ göstermeye yönelik bir algı operasyonu yürütüp bazı safdil Müslümanları da ikna edebiliyorlar. Bugün dünyada ve de ülkemizde, işleri güçleri İslâm düşmanlığı olan ve İslâmiyet’in yeniden tarihin aktif öznesi olmasını önlemek için bütün imkânlarını seferber eden şer odaklar ve işbirlikçileri ile aynı safta yer alan, -bilerek ya da bilmeyerek- beyanlarıyla onların ekmeğine yağ süren, hatta onlara fiilen destek olan safdil, hatta gâfil bazı Müslümanların varlığı bizleri ziyadesiyle üzüyor. Rabbim, tüm iman kardeşlerimize hidayet, basiret, feraset versin; ‘amellerini boşa çıkaracak’ hatalar yaptırmasın! Amin!







