Aklı ve Dini Yok Eden Öfke
Geçen yazıda vurguladığımız üzere, birbirlerinin velileri olmaları gereken Müslümanlar, yazık ki derin ihtilaflar ve çekişmeler anaforunda birbirleri ile mücadele eder hale gelmişlerdir. Üzülerek görüyoruz ki, ümmetin bir bölümü, kendileri gibi düşünmeyen “kardeşlerini” boğazlayıp yok ediyor; İslâm düşmanlarına yöneltmeleri gereken maddi, manevi, psikolojik ve medyatik silahlarını “düşman kardeşlerine” yönelterek birbirlerini tüketiyorlar. Böylece Enfal/46’da dikkat çekilen “feşel”e yani zaafa düşüp korkuya kapılıyor, rüzgârlarının gitmesiyle de güç ve enerjilerini, devletlerini yitiriyorlar.
Bu ihtilaf ve çekişme ortamında ne yazık ki ölçüler kaçıyor, itidal kayboluyor ve nefisler, meşrepler öne çıkıyor. Böyle olunca da öfkeler kabarıyor, husumetler artıyor ve dedikodular, suizanlar, yalanlar, gıybetler, itham ve iftiralar, yakıştırmalar, hakaretler, lânetler ve beddualar havalarda uçuşuyor…
Peygamberimiz (s.) buyuruyor ki; “Âdemoğlunun vücudunda, dört şey tarafından yok edilen dört cevher vardır: Akıl, Din, Hayâ ve Salih Amel. Gazap (öfke), aklı yok eder. Haset, dini yok eder. Tamah (açgözlülük) hayâyı yok eder. Gıybet, sâlih ameli yok eder.” (İbn Hacer, Münebbihât)
İşte, hadiste beyan edildiği üzere, öfkenin akl-ı selimi, gıybet ve dedikoduların da -Allah muhafaza- salih amelleri iptal ettiği bir süreçte Müslüman kardeşlerimizin birbirleriyle ilişkilerinde ve özellikle de söylem ve eylemlerinde dikkat etmeleri gereken edepleri hatırlatmak kaçınılmaz bir görev oluyor…
Öncelikle Peygamber Efendimizin (s) şu hadis-i şerifini hep birlikte önümüze koyup düşünelim:
İbn Hacer, Münebbihât’ında Rasûlüllah’ın (s) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Şu iki hasletten daha üstün bir şey yoktur: Allah’a iman etmek; Müslümanlara yararlı olmak.
Şu iki hasletten de daha çirkin bir şey yoktur: Allah’a şirk koşmak; Müslümanlara zarar vermek.”
Yazık ki bugün, aralarına kin ve nefret tohumları ekilen müminler, mümin kardeşlerine yarar değil zarar vermekte ve “düşman kardeşler” birbirlerinin kuyularını kazmaktadırlar. Efendimiz buyuruyor:
“Mümin, kardeşinin aynasıdır. Onda bir ayıp gördüğü zaman onu düzeltir.” (Buhari, Edebü’l-Müfred, 238)
Ama kimi müminler, birbirlerinin ayıplarını düzeltmek yerine fâş edip, onların helâkine yol açıyor.
“Mümin müminin kardeşidir; onun helâkini önler, bulunmadığı yerde onu savunur.” (Ebû Dâvûd, 4918)
Ama kimi müminler, mümin kardeşlerini savunmak ve mümin kardeşlerine şefkat ve merhamet göstermek yerine birbirlerine öfke ve kin duyuyor ve intikam ateşi içinde birbirlerini yakıyorlar. Peygamberimiz (s), kin ve nefret ateşinin neleri, nasıl yakıp helâk ettiğini şöyle beyan buyurur:
“…Kin beslemekten sakının; çünkü o tıraş edip kazıyandır. Size ‘kin beslemek saçları tıraş eder’ demiyorum; ancak o, dini kazır.” (Müslim, İman 93; Ebû Dâvûd 5193; Tirmizî 2510; Ahmed, 1/167)
Ebu’l-Hasen el-Maverdi, “Edebü’d-Dünya ve’d-Din” isimli eserinde der ki:
“Öfke intikam doğurur; tasa ve kaygı ise, dert ve zahmetleri.”
Öyleyse; müminleri yakıp kavuran bu öfke ve intikam ateşini ne yapıp edip söndürmek, iman ve din kardeşlerimiz arasındaki sevgi bağını, af ve merhamet duygularını pekiştirmek zorundayız. Ama elbette, bu öyle kolay bir iş değildir; aksine oldukça zordur. İbn Hacer el-Askalânî bu bağlamda der ki:
“Dört işi başarmak çok zordur: Kızgınlık ânında affetmek, yoklukta cömertlik, halvette iffetli olmak, korktuğu veya bir şeyler umduğu kişiye hakkı söylemek.” (İbn Hacer, Münebbihât)
Kızdığı kimseleri affetmek kadar, kendilerinden bir şeyler umulan zevâta doğruları söylemenin de çok zor olduğunu İbn Hacer’den öğreniyoruz. Bizim kardeşlerimizden umduğumuz ise sadece duadır.
Evet, müminler arasındaki bu öfke ateşini söndürmek ve aralarını düzeltmek görevimizdir. İlk adım ise öfkeyi yenmektir. Maverdi, “Edebü’d-Dünya ve’d-Din”de, öfkeyi önlemenin yollarını şöyle sıralar:
1. Öfke kabarınca Allah’ı hatırlayarak O’nun razı olmadığını düşünüp korku ve ürperti duymak.
“Unuttuğun zaman Rab’bini an” (Kehf/24) âyetindeki “unutma”yı İkrime, “öfke” olarak açıklar.
2. Öfkelenenin bir halden diğerine geçmesi. Hadis: ‘Fitne vaktinde, oturanlar ayaktakilerden, ayaktakiler yürüyenlerden, yürüyenler koşanlardan daha hayırlı olacaklar.’ (Buhari, Tefsir; İbn Mace 3961)
3. Öfkenin, insanı içine iteceği intikam duygusu ile sonundaki pişmanlık ve rezilliği düşünmek.
4. Affetmek; iyilik olmakla sevap, kötülükten alıkoymakla iki cihan saadeti sağlar; hilm’i davet eder.
5. Öfkeli şahsın kazandığı bunca teveccühü, hiddeti sebebiyle nefrete çevireceğini düşünmesi.
Birbirlerine öfkelenen müminler, kardeşleri nezdinde itibar kaybedip nefretlerini kazanacaklarını bilmeli, Allah’ın hükümlerini hatırlayıp tevbe etmeli, aksi halde bu dünyada ve ebedi âlemde pişman olacaklarını düşünmelidirler. Efendimizin (s); “Sizden birisi öfkelendiği zaman sussun, konuşmasın.” (Edebü’l-Müfred, 245) emrine uymalı ve öfkenin “saçı değil, dini tıraş edip kazıyacağını” unutmamalıdırlar.







