--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ticaret ahlakımız nasıl olmalı

Abdullah Büyük
Abdullah Büyük

Müslüman, yaşadığı her ortamda gücünün elverdiği ölçüde, inandığı İslam’ın kurallarına göre hareket etmek zorundadır. İslam açısından ortam ne kadar müsait ise, inancına göre yaşamak o kadar kolay olacak, nâmüsait ise güçleşecektir.

İslamca düzenlenmeyen bir toplumsal yapıda müslümanın, tüm sosyal ve ekonomik ilişkilerini İslam’a göre düzenleme arzusunun çok kolay gerçekleşmediği ve gerçekleşmeyeceği de muhakkaktır. Çünkü bâtıllarla kuşatılmış bir yapı içinden, İslamî olanı seçip almak gibi bir zorluk söz konusudur. Müslüman, önce bir inanç savaşı, ondan sonra da hayat savaşı verme güçlüğü ile karşı karşıyadır.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen yine de müslüman, inancının gereği ticaretinde/ekonomik faaliyetinde İslam kurallarına uymak zorundadır. Ticaret ahlakına uygun davranmalıdır. Hz.Ömer (r.a.) valilerine şu genelgeyi göndermiştir: “Yapacağı ticaretin İslami esaslarını bilmeyen kimse bizim çarşı ve pazarlarımızda alış-veriş yapmasın.” (Tirmizi, vitr, 21)

Doğumundan ölümüne kadar hayatın bütününe bakan, iyi-kötü, acı-tatlı, hayır-şer gibi her yanı için düzenlemeler getiren İslam, ticaret ve ekonomik hayatı da ilgi alanı dışında bırakmamıştır. Geniş anlamıyla ele alındığında ibadet; Yüce Allah’ın hoşnut ve razı olduğu bütün fiil ve davranışları kapsamına alır. Kişinin yoldan bir taşı kaldırması veya yoldaki bir çukuru onarması, yükünü sırtına alamayan kardeşine destek vermesi veya araca binmeye çalışan hasta ve yaşlıya yardımcı olması bir ibadet olduğu gibi, kazancın helal yoldan İslami ahlak ve fazilet ölçüleri içinde elde edilmesi de bir ibadettir. (Hamdi Döndüren, Delilleriyle Ticaret ve İktisat İlmihali, sh.8)

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir gıda maddesini satın alır ve günün rayiç bedeli üzerinden satarsa, sanki onu yoksullara sadaka olarak dağıtmış gibi sevap alır.” (İbn Mace, Ruhûn, 16)

“Gönül hoşnutluğu ile ve elindeki büyük paraları emanet bilerek yerinde sarfeden/harcayan veznedar, emanetçi veya muhasebeci, Allah rızası için sadaka vermiş gibi mükâfat kazanır.” (Buhari, Zekat, 25)

Öyleyse helal-haram inancına bağlı kalarak alış-veriş yapan bir tüccarın, işinin başında geçirdiği ve geçireceği dakikalar da ibadet sayılır.

Birçok kazanç yolları vardır. Fakat bunların içinde en karlı olanı ve insanlar arasında en çok hukuk cereyanına sebep olanı ticarettir. Hz. Ömer (r.a.)’in de altını çizdiği gibi ticaret hayatına atılacak müslümanların, İslam şeriatına göre alış-veriş etmesini bilmeleri ve bu bilgiyi öğrenmeleri farzdır. Farz olan bu bilgiyi öğrenmezlerse kazançlarına haram karıştırmaları ihtimali olur. İmam Muhammed’e göre, rızkın temin edildiği iktisadi faaliyetler dört ana başlık altında toplanabilir. Bunlar; işçilik, ticaret, ziraat ve sanattır. Bunlar arasında fazilet açısından bazı farklılıkların bulunduğu ileri sürülmüşse de bu görüş pek isabetli görülmemiştir. Mübahlık noktasında aynı seviyededir. Bunların her birisi ile meşgul olanların bulunması farz-ı kifayedir. Bunlardan hiç biri de ihmal edilmemelidir. (İmam Muhammed, Kitabu’l Kesb, Trcm. Mustafa Baktır, sh.35)

İktisab/kazanç; helal olan yollarla mal elde etmektir. Kazancı araştırıp elde etmek, ilim öğrenmenin farz olduğu gibi her müslümana farzdır. Çünkü Rasülullah (s.a.v.) “Kazancı aramak her müslümana farzdır” buyururlar. (Suyuti, Camiu’s Sağır, 4/270; Hindi, Kenzu’l Ummal, 4/9)

Farzları işlemek ancak rızık temini ile mümkün olur. Kendisiyle farzın yerine getirildiği şey de aynen farz gibidir. Namaz farz olduğu gibi, namaz için gerekli olan abdestin alınması nasıl farz ise, rızık temin etmek de diğer farzları yerine getirmek için farzdır. (İmam Muhammed, Kitabu’l Kesb Terc. sh.33)

Bu farz olan ticaret işiyle meşgul tüccarlarımızda bulunması gereken bir takım hususlar vardır: Ticarete başlarken güzel bir itikada ve niyete sahip olmalıdır. İslam itikadına sahip bir tüccar, kazanacağı para ile iffet ve şerefini korumasının yanında insanların elinde olan servetlere tamah etmeyerek, borcundan ve ihtiyacından dolayı yardım isteyenlere yardım etmeyi, müslümanlara yapılacak hizmetlerin ifasına katkıda bulunmayı şiar edinmelidir.

Müslüman tüccar, dünya çarşısını ahiret çarşısına engel kılmamalıdır. Ahiret çarşısı cami, mescid ve ilim meclisleridir. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurur: “Bir kısım erler vardır ki, alış-verişleri onları Allah’ı zikretmekten, namazlarını kılmaktan, zekâtlarını vermekten mahrum etmez.” (Nur, 24/ 37)

Müslüman tacir, mal ve şöhret duygusuna kapılarak ihtiraslı olmamalı, komşularının yaptığı ticareti kıskanmamalıdır. Bu haller, korkunç manevi hastalıklardır. “Yalnız ben kazanayım” zihniyetinde olmamalıdır. Bu hastalığa tutulan bir tüccar ne kadar çok kazansa ve zengin olsa, yine gözü başkalarının malında olur, hayatında huzur bulamaz. Rasülullah (s.a.v.) bu konuyla ilgili şöyle buyurur: “İki aç kurdun bir koyun sürüsüne dalıp verdiği zarar, mal ve şöhret hırsına kapılan kişinin dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.” (Tirmizi, Şerhi Tuhfe, Ebvabu’z Zühd, 7/46)

Bir müslüman tacir, yalnız haramlardan kaçınmakla kalmayıp, şüpheli olanlardan da kaçınmalıdır. Helal ile haram arasında, helal ve haram olduğu kesin olarak bilinmeyenler vardır ki, bunlara şübehat/şüpheli olanlar denir. Takva derecesine yükselmek için, bu şüpheli olanlardan da kaçınmak lazımdır.

Allahu Teâlâ’dan, ticaretinizde helal kazançlar dileklerimle.

 

Abdullah Büyük Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle