• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

18 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
18 Ekim 2026: Günün Ayet ve Hadisi

Bu sözler kulaklarımıza küpe olsun. Sizler için hazırladığımız, Günün Ayet ve Hadisi ile Günün Sözünü, Günün Karikatürü istifadelerinize sunuyoruz... (18 Ekim 2026)

ÂYET - VAHYİN DİLİNDEN:



(١٠) وَاَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ یَاْتِیَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ فَیَقُولَ رَبِّ لَوْلَٓا اَخَّرْتَنٖٓی اِلٰٓى اَجَلٍ قَرٖیبٍۙ فَاَصَّدَّقَ وَاَكُنْ مِنَ الصَّالِحٖینَ

Esirgeyen, bağışlayan Allah'ın adıyla  

(10) Her birinize ölüm gelip, “Rabbim! Ne olur bana azıcık daha süre tanısan da gönüllü yardımlarda bulunsam ve iyi kişilerden olsam!” diye yalvarmadan önce size verdiğimiz rızıklardan başkaları için de harcayın.

(Nisâ Suresi, 63/10)         (Meâl Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı)


 TEFSİRİ:

Kur’an’da, yer yer dünyaya aşırı düşkünlük göstermenin tehlikelerine ve dünya hayatının varlık sebebi olan sınavın icaplarından olarak insana bazı şeylerin câzip gösterildiğine sık sık değinilir. 9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye yol açacak bir sapmaya yol açmamasıdır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/14; Enfâl 8/28; Sebe’ 34/37; Tegåbün 64/14).

İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır. Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir (bu konuda benzer bir tasvir için bk. Mü’minûn 23/99-100; “ecel” hakkında bk. En‘âm 6/2; A‘râf 7/34). 7. âyette münafıkların başkaları için ve Allah yolunda yapılan harcamalar (infak) konusundaki hasis tutumları kınanmıştı; burada ise insanı lâyık olduğu yerde tutacak olan iki temel davranışa vurgu yapılmaktadır:

1. Allah’ı anmayı yani O’nun kulu olduğunu unutmamak,
2. Sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri, bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar.

İnsanlık tarihindeki çekişmelerin ve geliştirilen sosyal düzenlerin özü de bu iki noktadan bağımsız değildir (infak hakkında bk. Bakara 2/245, 254, 261).

Kaynak: Kur'an Yolu Tefsiri  


 

KUDSİ HADİS - ALLAH RESÛLÜ'NDEN (Sallellahu Aleyhi ve Sellem)   

“Yarım hurma ile de olsa, cehennemden korunmaya bakın! Bunu da bulamayan, güzel bir sözle kendini korusun.”

Kaynaklar: Buhârî, Müslim, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce
 

GÜNÜN SÖZÜ:





GÜNÜN KARİKATÜRÜ:


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Saim genç

Diyanet vakfı Gazze'ye yardım için toplanan paraları FON'A yatırmış ve paralar fon da erimiş not Almıştınız bizler adına ayet yazmaya önce Kendi adınıza yazın ve yaşayın

Recep Aydın /Sosyal Bilimci

Zihnin Kendi Yarattığı Hapishane: Yalanın Anatomisi ve Zihinsel Çöküş! Her şey, günü kurtarmak ya da küçük bir mahcubiyetten kaçınmak için dile dolanan o "masum" yalanlarla başlar. İnsan, ilk yalanı söylediğinde içinde bir yerlerde hafif bir sızı hisseder ancak tehlike de tam olarak burada gizlidir. Psikolojide sahtekarlık sarmalı olarak bilinen o görünmez kural devreye girer ve söylenen her küçük yalan, arkasından gelecek daha büyük bir yalanın zeminini sessizce hazırlar. Beyin, zamanla bu duruma alışır; ilk başta hissedilen o suçluluk ve korku duygusu körelmeye başlar. Bir kar topunun çığa dönüşmesi gibi, yalanların boyutu ve sıklığı önü alınamaz bir hızla büyür. Sürecin en ürkütücü kırılma noktası ise patolojik yalan söyleme evresidir. Uzun süre bu sarmalın içinde yaşayan insan, kurguladığı senaryoları o kadar çok tekrar eder ki, bir süre sonra kendi yarattığı alternatif gerçekliğe kendisi de canıgönülden inanmaya başlar. Artık ortada bilinçli bir aldatma eyleminden ziyade, zihnin gerçeği bütünüyle çarpıtması söz konusudur. İşte tam bu anda beyin, muazzam bir enerji tasarrufu yapmak adına "Hakikat İllüzyonu" moduna geçer. Bir kurgu ne kadar çok tekrarlanırsa, beyin onu o kadar "tanıdık" bulur ve tanıdık olan her şeyi "doğru" olarak etiketler. İnsan hafızası sabit bir video kaydı gibi değil, her hatırlandığında yeniden yazılan esnek bir hamur olduğundan; sahte hikayeler zamanla orijinal anıların üzerine yama yapılır. Gerçek hatıralar solar, silinir ve yerini bütünüyle o uydurulmuş senaryolara bırakır. Beyindeki korku ve vicdan merkezi olan amigdala da bu duruma karşı tamamen duyarsızlaştığı için, kişi artık söylediği devasa yalanlar karşısında en ufak bir pişmanlık veya yabancılık hissetmez; çünkü onun dünyasında sahte olan artık tek gerçektir. Çevresindeki insanların şüpheci bakışlarını veya açık açık inanmadıklarını fark ettiğinde ise savunma mekanizmaları hırçınlaşır. Muhataplarını ikna edebilmek için kutsal değerler üzerine büyük yeminler etmeye, abartılı dürüstlük vurguları yapmaya başlar. Ne var ki bu yemin takviyeleri, inandırıcılık sağlamak bir yana, çevresindeki güven kırıntılarını da tamamen yok eder. Yalanlarına inanılmadığını görmek, kişide ciddi bir narsisistik yaralanmaya ve öfke patlamalarına yol açar. Kendisine inanmayan, şüphe duyan dostlarını dürüst olmamakla suçlar; en yakın arkadaşlarıyla, ailesiyle kavgalara tutuşur. Güven bağları bir kez koptuğunda, etrafındaki insan çemberi hızla daralır. Çevresini darmadağın eden bu insan, yüzleşmelerden ve yalanlarının ortaya çıkmasından kaçmak için zamanla kabuğuna çekilir. Bu kaçınılmaz yalnızlık, sadece sosyal bir izolasyon değil, aynı zamanda zihinsel bir yıkımın da başlangıcıdır. Sürekli yalan söylemek, beyin için inanılmaz derecede maliyetli ve yorucu bir bilişsel yük anlamına gelir. Kişi; kime, hangi yalanı söylediğini, gerçeğin ne olduğunu ve hangi açığı kapatmak için hangi hikayeyi uydurduğunu sürekli aklında tutmak zorundadır. Beynin karar verme ve hafıza merkezi olan prefrontal korteks, bu aşırı yük altında yıllarca ezildiğinde, salgılanan kronik stres hormonları beyin hücrelerine geri dönülmez zararlar verir. Üstelik sosyal çevresini kaybeden ve yalnızlığa gömülen bireyde zihinsel uyarıcılar neredeyse tamamen biter. Gerçeklikle bağı kopan, sürekli kurgular dünyasında yaşayan ve yalnızlığın karanlığına gömülen bu zihin, yaşlılık döneminde bir Alzheimer adayı haline geliverir. Başkalarını aldatarak başlanan bu yolculuk, nihayetinde kişinin kendi zihnini, anılarını ve kimliğini kaybetmesiyle sonuçlanan ağır bir bedelle son bulur. Nihayetinde insan, dürüstlüğü başkalarına duyduğu saygıdan ötürü değil, en çok da kendi zihin sağlığını ve varlığını korumak için seçmelidir. Çünkü dilden dökülen her yalan, aslında kişinin kendi yarınına fırlattığı bir el bombasıdır. Başkalarını kandırmanın verdiği o geçici zafer hissi, zamanla insanın kendi hakikatini yutan devasa bir kara deliğe dönüşür. Hayatı kurgular üzerine inşa edenlerin trajik sonu, gerçeğin yükünden kaçarken kendi zihinlerinin labirentinde kaybolmaktır. Unutmamak gerekir ki, insanı ayakta tutan şey sadece aldığı nefes değil, geçmişiyle, anılarıyla ve sevdikleriyle kurduğu dürüst bağlardır; bu bağları koparanlar, eninde sonunda kendi gölgesinden bile şüphe eden birer yabancıya dönüşmeye mahkumdur. Selâm duâ ve basiretle...
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23