--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ramazan irfan mektebidir

Abdullah Büyük
Abdullah Büyük

Geriye dönüp baktığımızda zamanın bizden neleri alıp gittiğini daha iyi anlarız. Rüzgârın ve sellerin toprağı erozyona uğrattığı gibi modern hayatta şahsiyet olamamış bireyi erozyona uğratmaya devam ediyor. İşte mazimiz yaşadığımız bu erozyonlarla dolu. Fark etmeksizin birçok güzel hasletimizi hazlarımıza kurban ediyoruz. Modern hayat bütün zevklerimizi ve mutluluk vesilelerimizi değişim ve dönüşüme uğrattı. Değerlerimizi bize çaktırmadan elimizden çaldı. Allah’ın şaheseri olan insanı alınıp satılabilinen bir meta haline getirdi. Aileler ve okullar artık şahsiyet yetiştirip irfan ve hikmeti öğretemiyor. Öğrenciler artık bilginin hikmetini değil, faydasını talep ediyor. Herkes öğrendiği ile ne kazanabileceğini hesap ediyor. Hikmete talebe olmak isteyenler yok denecek kadar az. Hoş, talebe olsa da hikmeti talim ettirecek Üstatlarda yok denecek kadar azaldı. Bir zamanlar kadim medeniyetimizin büyük mimarlarının ders halkalarında olmak, onlardan hikmeti okumak, övünülecek en ayırıcı vasıf olarak görülürdü. Basra’da Hasan Basri’nin, Kufe’de İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin ve Medine’de İmam Malik’in İrfan Mekteplerinde hikmet okumak talebeler için Allah’ın en güzel lütfu ve mutluluk vesilesiydi. Buralarda bilgi, irfan ocağında pişirilip hikmetiyle servis edilirdi. Böylece birey kendini ve Rabbini bilip şahsiyet olur, vakar ve tevazu kazanırdı. Buralarda öğrenilen ilme fiyat biçilemezdi. Hiçbir talebe ilmini dünyalık bir meta karşılığında satışa çıkarmazdı. Bu irfan ocaklarında talebeler, Mevlana’nın o veciz ifadesiyle “ hamdım, piştim, yandım” merhalelerini yaşarlardı.

Adam olmak istiyorsak kendimize dönmekten, içimize bakmaktan başka çaremiz yoktur. Egolarımızı ve egoistliğimizi yenmeden hamlıktan, çiğlikten kurtulamayacağımızı bilmeliyiz. Pişeceğimiz irfan ocakları aramalıyız. Heyhat ki günümüzün entelektüel hikmet yolcuları dumanaltı nargile cafelerinde hikmeti arıyorlar. Yazık ki hikmeti, nargile dumanıyla içimize çekebileceğimizi zannedecek kadar basite indirip, anlam kaymasına uğrattık. Bırakın hikmete talebe olmayı, kendimizi hikmetin anlamını anlamaktan dahi aciz bıraktık. Kaçımız “hiçbir ateş aşkı yakamaz” mesajı veren Hz. İbrahim gibi her duamızda (Şuara suresi- 83) Rabbimizden hikmet dilendik. Ramazanın irfan mektebinden nasiplenip-nasiplenmediğimizi anlamak için kendimizi şu sorularla kısaca murakabe edelim:

           - Oruç ibadetiyle geçirdiğimiz bir ay, Allah ile olan ilişkimizin her daim canlı olmasına vesile oldu mu?

-Yeryüzündeki özgürlüğün ve güvenin adresi olarak imanı seçip, Allah’a kayıtsız şartsız teslim olabildik mi?

-İnandığımız dini kendimiz için bir yaşam biçimi kabul edip sonuna kadar bu yaşam biçimini savunabiliyor muyuz?

- Hayatlarımızın merkezine Allah’ı yerleştirip hayatlarımıza Allah ile anlamlandırabiliyor muyuz?

-Yaptığımız hiçbir Salih amelin reklamcısı olmayıp, ücreti- takdiri yalnızca Allah’tan bekleyebiliyor muyuz?

-Allah rızası için verilen hiçbir görevi küçümsemeden yaptığımız işe değil, o işi kimin için yaptığımıza bakıyor muyuz?.

- Nimeti değil, külfeti önceleyip, sıkıntıda en önde, nimet paylaşımında en arkada kalmayı tercih edebiliyor muyuz?

Kendimizi murakabe etmemiz gereken bu hususlar, Efendimizin çağındaki müşrik Mekke toplumunun önüne kendi öz elleriyle terbiye ederek koymuş olduğu numune şahsiyetlerin hasletleriydi. İnsanlar, inandıkları zaman nasıl bir değişim ve dönüşüme uğrayacaklarını hayatlarını imanlarına şahit kılan bu modellerden canlı olarak izleyebiliyorlardı. Bu örnek neslin her biri adeta bir çekim merkeziydi. Hayatları İslam’ın en güzel tebliğ- tefsir ve temsiliydi.

Hepimiz Hz. İbrahim’in çağlar aşan duasıyla hikmet yolculuğuna başlayıp, Rabbimizin bizlere lütfettiği ramazan aylarında hikmete talebe olmadıktan sonra şu gök kubbede hoş bir seda bırakamayacağımızı unutmayalım.

 

Abdullah Büyük Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle