--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dini Hizmet ve Dine Hizmetin Önemi

Abdullah Büyük
Abdullah Büyük
Bu haftaki Cuma mesajımızı, Sad Suresinin 30-33 ayetlerinin mealleriyle takdim ediyoruz:

“Biz, Davud’a, oğul olarak Süleyman’ı armağan ettik. O ne güzel bir kuldu; çünkü o, daima Rabbine yönelirdi. Öyle ki: Akşama doğru, cihat için hazırlanan soylu ve endamlı koşu atları kendisine gösterildiğinde: Ben dünya malını, sırf bana Rabbimi hatırlattığı için severim. Bu atları da yalnızca Rabbimin rızası için seviyorum. Çünkü onlarla Allah yolunda cihat edilecek, mazlumların hakkı korunacak, huzur ve saadet sağlanacak, derdi. Ve atlar koşarak uzaklaşıp gözden kayboluncaya kadar onları hayranlıkla seyrederdi. Atlar uzaklaşınca da ‘Getirin onları bana’ der ve onların bacaklarını ve boyunlarını sıvazlamaya, yelelerini taramaya, sevip okşamaya başlardı.”

Atların, develerin, merkep ve katırların sırtında cihat edenlerin yerini; motorlu taşıtlar aldı. Bisikletler aldı. Kalemler ve defterler aldı. Tebliğler, davetler, irşatlar, sohbet ve konferanslar, miting ve gösteriler aynı hedef ve aynı gaye ile devreye konuldu. Derneklerimiz, vakıflarımız,  radyolar, televizyonlar, tüm eğitim araç ve gereçleriyle cihadın ruhuna uygun hizmetler devam ediyor.

Sık sık hatırlattığımız İbn Kesir’in cihat tarifini anlayanlar, ilmi cephelere koşuyor. Cihat, İslam ile insan arasına girmiş olan engelleri kaldırma faaliyetidir, diyen büyük müfessire minnet ve şükran duygularımızı sunuyoruz. Günümüz insanı ile İslam arasına flört koymuşlar. Nikah ile o engel kaldırılıyor. İslam ile insan arasına cehaleti koymuşlar, ilim ve eğitim ile bu engel de kaldırılmaya çalışılıyor. Yüzlerce örnek versek bile sonuç değişmeyecektir. İslam ile insan arasına girmiş olan her türlü engel bir bir kaldırılıyor.

Ancak bazı şeylerin farkına varamıyoruz. Hz. Süleyman’ın atını niçin sevdiğini Kur’an’dan öğrenmemize rağmen, aynı gaye ile hizmet insanımız, cihat ettiği kalemini, bilgisayarını, defterini aynı duyguyla sevmiyor. Onları sadece teknolojik birer alet olarak görüyor. Hizmet sunduğu dernek binasının arka bahçesini göremiyor. O hizmet binasının bir cihat cephesi olduğunu fark edemiyor. Motorlu aracına binip, 20 km. uzaklıktaki köye giderek, köy halkımızın arasına katılıp 30 dakikalık mesajının cihadın bir başka cephesi olduğunu aklına getiremiyor. Farkına varamayınca da dini yaşayış ve dine hizmet konusu monotonlaşıyor.

Sadece bu kadar mı? Peygamberimizin 1500 sene sonrasının talebesi olduğunu hiç aklına getirmiyor. Dini hizmetin, din aracılığı ile topluma hizmet olduğunu; dine hizmetin ise çok çeşitli araçların kullanımıyla dine yapılan hizmet olduğunu bir türlü kavrayamıyor.

Bu farkında olma konusu ele alınmadığından, vazifelerimizi, görevlerimizi yerine getirmede bir çok kusurlar işlenmeye başlıyor. Kulluk vazifelerimizi kusurlu yapmanın bedelini bizzat Peygamberimiz’den öğrenmeye çalışalım:

“Kulluk vazifelerini yerine getirmede kusur edenleri, Cenab-ı Hak, gam ve kedere müptela eder.” Deylemi, müsned isimli eserinde zikretmektedir.
Tekrar edelim, bugünün tarihi ile yaşayan Müslümanlar olarak, Peygamberimizin 1500 sene sonrasının ümmetiyiz, kardeşleriyiz, talebeleriyiz, zenginleriyiz, tüccarlarıyız, imamlarıyız, idarecileriyiz, doktorlarıyız, müezzinleriyiz, muhtaçlarıyız, mücahitleriyiz v.s.

Öyle ise bu şerefli kimliğimizin farkına varalım. Dini hizmet ve dine hizmet konusunu bir daha düşünelim. Allah’ın kelimesinin yüceltilmesine sebep olacak, vesile olacak her türlü meşru araç ve gereçlerin, her birinin cihat aleti olduğuna inanalım. Sevgili bir Peygamberin, atları niçin sevdiğinin hikmetini yakalayalım. Meşru olan her bir hizmet yerimizin adeta Kabe’nin birer şubesi olduğunu, Ravza-i Mutahharanın da birer şubesi olduğunu bilerek, daha hassas ve daha dikkatli olmaya çalışalım. Bu duygularla cumanızı tebrik ediyor, selam ve saygılarımı sunuyorum.

Abdullah Büyük Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle