--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Deprenmeden dil dudak, Sözü anlayan gelsin

Abdullah Büyük
Abdullah Büyük
 Yağmurdan ıslanan insan, kimseye kızmaz ve kızamaz. Ama ıslanmış bu insanın üstüne bir bardak su dökseniz, size kızar. Çünkü su, sizden geldi. Müminler, yanlış yolda olanlara karşı kendi fikirlerini söylemekle, birilerini kızdırmış olur. Fikirler, kanaatler Kitap ve Sünnetin temel ilke ve esaslarına aykırı olursa, faydadan ziyade zarar verir. İşte bu gerçekten hareket ederek, bu haftaki mesajımı sunuyorum.

“ Hiçbir nefsin felakete düçar olmaması için, Kur’an ile nasihat et.” En’am suresi/70
Toplum üzerinde hâkim güç olan siyaset, meselelere ve olaylara, hadiselere rasyonel bakar yani akıl ile bakar ve güncel konuları ve olayları dile getirir. Toplum üzerinde birinci derecede hâkim güç olması gereken ilim ehli ise, geçmişin mirasını yorumlayarak, günümüz olaylarına, hadiselerine yönelik fikrini söyler ve toplumu bilgiyle faydalandırır. Ne var ki geçmişin mirasını rafa kaldırarak, bana göre, sana göre usulü ve mantığı ile yaklaşırsa, ne topluma hâkim güç olabilir ve ne de sözüne, fikrine itibar edilir. Böylece toplum, siyasi gücün hâkimiyetinde yaşamaya devam eder. Bunun daha acı neticesi ise, ilmi güç ile siyasi güç arasında kopukluk olur.

Buna paralel olarak, siyasi, iktisadi, hukuki, içtimai (sosyal) hadiseler, hukuk, eğitim, ticaret v.s gibi konular üzerindeki geçmişimizin mirası, şekilci, şabloncu zihniyetin elinden ve dilinden, ıslaha ve tedaviye sebep olamamaktadır. Bir başka olumsuz tablomuz ise, dinamik ruha sahip olan mazimizin mirası, ütopik olarak algılanıyor ve böylece mazi ile gelecek arasında bir türlü köprü kurulamıyor. Tüm bunların neticesi ise tekrar edelim, sana göre, bana göre ile devam ediyor.

Şimdi bu konuyu, örneklerle biraz açmaya çalışalım:
Yeryüzünde, kanla, darbe ile iktidara gelenlerin iki alanı vardır. Bunlar Nesl ve Harstır yani nesil ve ekonomi. Beyinlerin ve kaynakların sömürülmesi, ilgili iktidarların olmazsa olmazlarıdır. Yeryüzünde bilme, ilime dayalı iktidara gelenler ise, mal üretmenin ve insan eğitmenin gereğini birinci plana koyar ve gereğini yapar. İşte bu temel konularımızla alakalı ilim ehlimiz ses getirecek bir projeyi ortaya koyamamıştır. Ele aldıkları ve tartıştıkları konuların hepsini toplasanız, bir köyü dahi idare edecek özellikte değildir.

İkinci örneğimiz. Medya, basın-yayın olarak bir cemiyetin tercümanı ve terbiyecisi sorumluluğunda hizmet etmekle mükelleftir. Ne var ki, büyük sermayenin elinde olduğu için, gayesi kazançtır. Böyle olunca medya patronları, basını ticaret prensipleriyle yürütür. Yalan, iftira, itham her şey onlar için mubahtır, helaldir. Her haber toplumun başına, aklına, gönlüne bomba gibi düşer.

Durum bu olmasına rağmen, ülkesi ve milleti için faydalı bilgiler, haberler ve mesajlar veren gazetelerimiz, niçin ortak hedeflerini, prensiplerini ortaya koymuyor? Biri diğerine düşmanmış gibi tavır alıyor. Bunu ahiret mahkemesi ve duruşmaya katılacak olanlar hiç düşünmüyorlar mı?

Bir başka örneğimiz. Şu acı gerçek hiçbir zaman ört-bas edilemez. Baskı ve dayatma rejimlerinin hâkimiyetinde yaşayan toplumları bekleyen beş çeşit hastalık vardır:

Korku üzere yaşamak,
İkiyüzlü olmak,
Yalan konuşmak,
Sorumsuz yaşama isteğinde bulunmak,
Ve menfaatçi olmak.
İster ev, ister okul, ister Kur’an Kursu ve isterse bir devlet olsun. Baskı ve dayatma atmosferinde büyüyen herkesi bu beş çeşit hastalık yakalar. Tüm sorumlu olanlarımızın bu gerçeği bilip, ona göre hareket etmeleri gerekir.

Tüm bu misallerin, örneklerin hak ettiği yere konulması için, insanı yaratan Allah’ın talimatlarına, uyarı ve ikazlarına önem vermek gerekir. Yağmurdan ıslanan insanın rahatsız olmayıp, ıslanmış bedenine bir bardak su atılmasını kabul etmeyen insanın hali, tavrı, psikolojisi göz ardı edilmemelidir.

Başındaki kippa ile ağlama duvarında dua eden devlet başkanlarının durumunu görüp, laiklik adına dinimize mesafeli olan sorumluların hali ortada. Menfaat ve koltuk uğruna ne söylediklerini kulakları duymayacak kadar şuurunu kaybetmiş olanların, bu ülke ve millet için yapacakları bir şeyleri yoktur.

Sivrisinekleri öldürme projelerini üretip, bataklığı kurutmaya yönelik ciddi plan ve programları olmayan sözde ilim ehline gelince, kendilerini dahi aşamayıp, tıkandıklarının farkında olmayanlara dua ve hidayet istemekten öte yapacağımız bir şeyimiz yoktur. Her zaman olduğu gibi istisnalar kaideyi bozmaz.

Selam ve saygılarımla, cumanızı tebrik ediyorum.

Abdullah Büyük Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle