Uzmanlar kızışan ticaret savaşını değerlendirdi! ABD kendinden güçlü bir devlet istemiyor
ABD ve Çin arasındaki ticaret geriliminin tırmanmasını küresel ekonomi açısından değerlendiren uzmanlar, “ABD ile Çin arasında yaşanan ticaret savaşı daha da artarak devam edecektir. Artık ABD’ye kafa tutabilecek aktörler ortaya çıkmıştır. ABD karşısında kendisinden daha güçlü bir devlet görmek istemiyor.” yorumu yaptılar.
Murathan Seyitoğlu yeniakit.com.tr
Uzmanlar, Ankara Kriz ve Siyaset Araştırmaları Merkezi’ne (ANKASAM) “ABD-Çin Ticaret Savaşı: En Büyük İki Ekonomi Karşı Karşıya” başlığıyla yayınlanan analizde dikkat çeken değerlendirmeler yaptılar.
“ABD’nin Çin’e karşı attığı bu adımlar yaşanan sürecin nihai aşamasıdır”
ABD ve Çin arasındaki ticaret geriliminin tırmanması küresel ekonomi açısından değerlendiren İstanbul Kültür Üniversitesi Devletler Hukuku Profesörü Hasan Selçuk Köni, “ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu uluslararası sistemin devam edeceğini, karşısında da ekonomiden pek anlamayan ve askeri yöntemlerle kendi halkının boğazını sıkan birkaç sosyalist ülkenin olacağını düşünmekteydi. Ancak 1990 yılından itibaren ABD’nin ummadığı bir şey oldu.Sosyalist ülkeler kapitalist sisteme uyum sağladı. Başta Çin olmak üzere birçok ülke, ABD’nin yöntemlerini kullanarak Asya’da yükselişe geçti. Asya’nın artan nüfusu, gerekli pazar ihtiyacını da karşıladı. Üstelik ABD de ucuz iş gücü sebebiyle kendini bu pazarın içinde buldu. Tüm bu gelişmeler neticesinde Washington yönetimi,küresel gücünde bir düşüş yaşandığını fark etti. Günümüzde ABD’nin Çin’e karşı attığı bu adımlar da yaşanan sürecin nihai aşamasıdır.” şeklinde konuştu.
“Birçok ülke, ABD’yi Roma İmparatorluğu’na benzetiyor”
ABD’nin liberal ekonomik sistemdeki dengeyi bozacak hamlelerde bulunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Selçuk Köni, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Trump da buna çok uygun bir adam olarak dikkat çekiyor. Nitekim Trump ve ekibi, ABD’yi baskı politikalarıyla eski gücüne kavuşturmaya çalışıyor. Lakin bunu başaramazlar. Öte yandan birçok ülke, ABD’yi Roma İmparatorluğu’na benzetiyor. En çok korkulan da sürecin bir savaşa neden olmasıdır. Çünkü ABD’nin her söylemi bir propagandadır. Örneğin ABD, Rusların silahlandığını öne sürerek silah üretmekte ve bu silahları satıp para kazanmaktadır. Benzer bir şekilde ABD merkezli ilaç firmaları tarafından zaten normal fiyatının 40-50 dolar üzerinde olan ilaçlar, çok daha yüksek fiyatlara satılmaktadır.Tüm bunlar,durumu vahşi kapitalizmle idare etme çabalarıdır. Bu da uluslararası sistemi resesyona sokmaktadır.”
“Artık ABD’ye kafa tutabilecek aktörler ortaya çıkmıştır”
Çin, ABD’deki bir grup tarafından stratejik ortak olarak görülürken; bir başka grubun ise bahse konu ülkeyi stratejik rakip olarak değerlendirdiğini söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, “Günümüzde Washington yönetimi, Cumhuriyetçilerden oluşmaktadır. Mevcut konjonktüre bakıldığında, Cumhuriyetçilerin bir dönem daha iktidarda kalacakları öngörülebilir. Trump’ın seçim dönemindeki sloganı ise ABD’nin yeniden büyük güç olmasını iddia ediyordu. ABD Başkanı’nın bundan kastı, ülkesinin eski gücünün yeniden tesis edilmesidir. Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası sistemin liderliğine soyunan Washington, zaman içerisinde çeşitli hatalar yaparak güç kaybetmiş ve artık ABD’ye kafa tutabilecek aktörler ortaya çıkmıştır. Bu aktörlerin başında ise Çin gelmektedir.” dedi.
“Çin’in Amerikan halkının refahına 640 milyon dolar katkısı bulunuyor”
Çin ile ABD arasına birtakım sorunlar yaşansa da taraflar arasında karşılıklı bağımlılık ilişkisi bulunduğuna dikkat çeken Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Ragıp Kutay Karaca, şunları söyledi:
“Hatta bu gergin sürecin, tüm dünyayı resesyona sürükleyebileceği konuşulmaktadır. Üstelik Trump’ın Çin’e uyguladığı tüm yaptırımlara rağmen; ABD’nin Çin’le ilişkilerdeki ticaret açığı kapanmamakta; aksine daha da artmaktadır. Temmuz ayına ait veriler de bunu doğrulamaktadır. Çin doğrudan yatırım çeken ülkeler sıralamasında birinci sıradadır. Mevzubahis yatırımların çoğu ya ABD şirketleri ya da ABD’nin ortağı olduğu çok uluslu şirketler tarafından yapılmaktadır. Şirketlerin Çin’de üretip ABD’ye götürdükleri mallar, Amerikan vatandaşlarının kişi başına düşen satın alma paritesini neredeyse yıllık 2 dolar artırmaktadır. Bu da bir Amerikalının refah seviyesinin 2 dolar artması demektir. Söz konusu rakamı 320 milyonluk ülke nüfusuyla çarptığınızda, Çin’in Amerikan halkının refahına doğrudan katkısının senede 640 milyon dolar olduğu görülmektedir.”
“ABD’deki küreselleşme karşıtları Trump’ı desteklediler”
1980’li yıllarda başlayan bu süreç, bazı ülkelerin kalkınmalarının önünü açarken; bazılarının da geri kalmalarına yol açtığını söyleyen Hacı Bayram Veli Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aziz Konukman, “Bu nedenle de dünyanın çeşitli halkları arasındaki gelir dağılımlarında ciddi adaletsizlikler meydana geldi. Bu da ülkeler içerisindeki sınıfsal dengeleri sermaye lehine dönüştürdü. Nitekim 1990’lı yıllarda yapılan ve Post-Washington Anlaşması olarak tarihe geçen bir süreç yaşandı. Söz konusu anlaşmayla, devletler yeniden yapılandırıldı ve ‘yönetişim’ adlı ilke, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Dünya Bankası (TWB) tarafından devletlere dayatıldı. Bu noktada akıllara yönetişimin ne olduğu sorusu gelmektedir. Yönetişim, bazı kararların siyasilere bırakılmayacağını, bundan dolayı düzenleyici kurumların kurulması gerektiğini öngörmektedir. Bahsi geçen kurumlar vesilesiyle siyasetin ekonomiye etkisinin sıfıra indirgenmesi amaçlanmış ve böylece küreselleşmenin daha sağlıklı olacağı düşünülmüştü. Bu kurumlara yapılacak atamaların 3 kesimden; yani sermaye, Sivil Toplum Kuruluşları (STK) ve küresel sermayeye aykırı davranmayan bürokratlar şeklinde gerçekleştirilmesi planlanmıştı.Yani bu 3 koltuğun da sermaye destekli kesimlere hitap ettiği ortadadır.Bu da Çin de dahil dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde sermayenin söz sahibi olduğu, neoliberal politikaların kabul edildiği bir dönemi başlatmıştır. Lakin süreç, gelir dağılımındaki farkları azaltmamış; tam tersine gerilimleri daha da artırmıştır. Çünkü sermayeye sürekli olarak yapılan kaynak, emeğin değerinin karşılıksız kalmasına sebebiyet vermiştir. İşte bu süreçte Çin, öne çıkan ülkeler arasında yerini almış;fakat bu yapının sürdürülemeyeceği anlaşılmıştır. Zaten bu nedenle de ABD’deki küreselleşme karşıtları Trump’ı destekleme yoluna gitmişlerdir. Buna karşılık küreselleşme taraftarları ise Çin’de başarıya ulaşmışlardır. Zira Çin, bu seviyeye küreselleşmenin nimetlerinden yararlanarak ulaşmıştır.” dedi.
“ABD, kendi içerisinde de bir bütünlük sağlayamamıştır”
Geçmişte ABD’nin Çin para birimi olan Yuan’ın değerini düşürmesi, ABD’yi fazlasıyla olumsuz etkilediğine dikkat çeken Konukman, sözlerini şöyle tamamladı:
“Tüm bu gelişmeler ise iki ülke arasındaki gergin ilişkilere alışılması gerektiğini göstermektedir. Bu gerilim,iktisadi istisna olarak değil; sürecin en önemli belirleyicilerinden biri olarak yorumlanmalıdır. Zaman zaman atılan geri adımlar da olacaktır.%10 ek vergi getirilip daha sonrasında uygulama tarihinin ertelenmesi de bunlardan biridir. Lakin erteleme kararı, ortada başka pazarlıkların olduğuna da işaret etmektedir. Unutulmaması gereken önemli noktalardan biri de tarafların siyasi nüfuz alanlarıdır. Zira hangi uluslararası mesele olursa olsun ABD ile Çin sürekli karşı cephelerde yer almaktadır. Buradaki problem, ABD tarafının çok güçlü olmamasıdır. Çünkü ABD merkezli çok uluslu şirketler bile, Trump’ın attığı adımlara olumlu yaklaşmamaktadır. Dolayısıyla her ne kadar gündemde Washington-Pekin rekabeti olsa da ABD, kendi içerisinde de bir bütünlük sağlayamamıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Çin’de herhangi bir sorun bulunmazken ABD’deki sorunun büyük olduğu anlaşılmaktadır.”
“ABD’nin kararı yeni tartışmalara neden oldu”
Çin-ABD arasındaki ekonomik gelişmeleri değerlindiren ANKASAM Uluslararası Hukuk Uzmanı Olimjon Sobir ise, şunları söyledi:
“İkili görüşmeler sırasında taraflar arasındaki ticaret müzakerelerinin devam etmesine ilişkin mutabakat sağlanmıştı. Trump’ın Çin’den yapılan ithalatın bir bölümüne uygulamayı planladığı %10’luk ek gümrük vergilerini 15 Aralık 2019 tarihine kadar ertelemesi de yeni bir pozitif gelişme olarak değerlendirilmiştir. Ancak ABD’nin bu kararına Çin’den bir karşılık gelmemiş ve bu da yeni tartışmalara neden olmuştur.”
“Yaşananlar, ‘küresel paylaşım ve yönetim sorununun ticaret üzerinden savaşı’ şeklinde tanımlanabilir”
Uluslararası İlişkiler Uzmanı Dr. Ümit Alperen , ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının klasik bir ticari dengesizliğin veya vergi ya da gümrük tarifesinin çok daha ötesinde bir sorun olduğuna dikkat çekerek “Yükselen ve ekonomik açıdan meydan okuyan Çin’le küresel hegemon aktör olan ABD arasında kimin küresel piyasanın ne kadarını kontrol edeceği konusunda anlaşmazlık vardır. Dolayısıyla yaşananlar, ‘küresel paylaşım ve yönetim sorununun ticaret üzerinden savaşı’ şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu söylediğim, iki ülke arasında bir ticari sorunun olmadığı anlamına da gelmemektedir.” değerlendirmesinde bulundu.
“Çin de ABD’nin bu adımlarına zaman içerisinde karşılık verecektir”
Her ne kadar adı birkaç yıl önce konulmuşsa da ABD ile Çin arasında düşük seviyede de olsa,her zaman bir ticari sorun bulunmaktaydı. 1990’ların ortalarından itibaren ABD,Çin Yuanı’nı düşürmüş ve fikri mülkiyet hakları ile ticari eşitsizliklerin kendi aleyhine olduğu yönündeki iddialarını ikili görüşmelerde gündeme getirildiğini söyleyen Alperen, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ancak mesele bununla da sınırlı değildir. Artık Çin’in ekonomik kapasitesi,ABD’nin küresel hegemonyasını tehdit edecek seviyeye ulaşmıştır.Yani çok daha kapsamlı bir sorunun yansıtan ticaret savaşları, 2018 yılının ilk yarısında ilan edilmiştir.Günümüzde de bu savaşlar devam etmektedir.Gidişat değerlendirildiğinde ise süresi bilinmemekle birlikte, taraflar arasındaki mücadelenin devam edeceği anlaşılmaktadır. Çin, bu savaşı istememekte ve daha çok ABD’nin hamleleri karşısında savunma pozisyonunda kalmaktadır. Ancak Çin de ABD’nin bu adımlarına zaman içerisinde karşılık verecektir. Ross’un yaptığı açıklamada, vergileri Amerikan vatandaşlarının zarar görmemesi için ertelediklerini ifade etmesi ise bu savaşta ABD’nin de zarar gördüğünün üstü kapalı bir kabulü anlamına gelmektedir. Öte yandan 2019 yılının ilk yarısında Çin bütçesinin 106 milyar dolar cari fazla vermesi de Pekin’in yönetiminin elinin boş olmadığını ortaya koymaktadır.”
“ABD karşısında güçlü bir devlet görmek istemiyor”
Milliyet Diplomasi Muhabiri Ecem Toplar ise, Çin-ABD arasındaki ekonomik gelişmeleri şu şekilde değerlendirdi:
“Son yıllarda Çin, yaptığı atılımlarla uluslararası pazara yönelik ürün satışını artırdı. Buna ek olarak İpek Yolu ağının tekrardan etkinleştirilmesiyle de pazara eskisinden daha kolay ulaşmaya başladı. Hatırlanacağı üzere, geçtiğimiz aylarda dünyanın iki numaralı akıllı telefon üreticisi Huawei, ABD ambargosuyla karşı karşıya kalmıştı. ABD’nin bu markayı hedef göstermesi ise küresel dengelerde kafa karışıklığı ve endişe yaratmıştır. Nitekim firmalar da olası yaptırımlara karşı kendilerini sigorta altına almaya başlamıştır. Çünkü bir devlet, iş dünyasına doğrudan müdahale etmiş ve bir şirketi hedef göstermiştir. Bu krizin artçıları henüz atlatılmaya başlanmışken, ABD ile Çin arasında yeni gelişmeler baş göstermiştir. ABD karşısında güçlü bir devlet görmek istememektedir. Çin gerek nüfusu gerekse de ucuz iş gücüyle Asya’nın yükselen yıldızıdır.”