Şikayetleri genellikle karın, sindirim organları çevresinde olan “hipokondriak”lar; hiçbir sebep, teşhis olmaksızın, kendinde illâ bir hastalık olduğuna inananlara deniyor.
Hiçbir sebep, teşhis olmaksızın, kendinde illâ bir hastalık olduğuna inananlara “hipokondriak” deniyor.
Hipokondriak kişi bazen, depresif, nörotik ya da şizofrenik bir akıl hastası olabilir.
Fakat vakaların çoğu bu tariflerin hiçbirine uymaz.
Orta yaşlı ve genellikle erkektir. Çoğunlukla vücutlarının çalışmasıyla aşırı ilgilenen ailelerden gelen kimselerdir. Yani bu ruhî yapı biraz da irsîdir.
Şikayetleri ise genellikle karın, sindirim organları çevresindendir. "Soluk görünüm", "üst solunum yollarında, özellikle de sol bademcikte iltihaplanma", "incik kemiğinde ödem", "heyecana bağlı bacak titremesi" ve her zaman "bağırsak gazı".. Çoğu bağırsaklarında belirsiz ağrılar olduğunu söyler. Sık sık doktora başvururlar. Doktorların bir şeyiniz yok demesi o kişiyi tatmin etmez. Hekimlerin kendisindeki rahatsızlığı anlamadıklarından yakınırlar.
Mazallah iman zaafı da varsa bu vakalarda ciddi intihar eğilimi görülmektedir.
Onlara göre nezle nezle değildir
Nezle hipokondri hastaları için sadece nezle değildir, her aksırık ölümün bir habercisi olabilir.
Geçmişten, günümüze hastalık hastası kişileri araştıran iki Alman yazarın vardığı ilginç sonuç:
Hipokondri daha çok erkeklerde yaygınlaşmakta olan bir bozukluk. Çevrenizde şüphesiz en küçük hastalık belirtisinde bile son derece titizlenen, önlem alan, korkan, endişe eden insanları tanımışsınızdır..
Hipokondriler böyle düşünür!
Çarli Çaplin, açık bir cam gördüğünde paniğe kapılır ve her sabah bir soğuk algınlığı ilacı alırmış. Bir başka ünlü Amerikalı, Nev York’un yaz sıcağında eldiven ve manto giyermiş.
Özellikle de şair, filozof, ressam, besteci, oyuncu, bilim adamı gibi zihinsel yeti gerektiren mesleklerde çalışan insanlar hipokondriye daha fazla yakalanıyorlar ve kişiler hastalıklarını (ablutofobi) yıkanma korkusundan ayak parmağı ağrılarına kadar farklı semptomlarla açıklıyorlar.
Churchill’in doktoru şu notu düşmüştü: "Ne zaman nezle olsa ve ateşinin yükseldiğini hissetse, korkuya kapılırdı."
Hitler’in doktoru Morell ise Führer’e savaş süresince 90 farklı ilaç yazmıştı. Hitler günde 28 farklı hap yutuyordu.
Hipokondri hastaları, kuruntularına o kadar inanırlar ki başkaları tarafından alaya alınmaya asla tahammül edemezler.
Molyer, 1673 yılında son komedi eseri olan Hastalık Hastası’nın temsilinde hasta rolünü oynarken kalp krizi geçirmiş birkaç saat sonra da ölmüştü.
Peki bu insanlar ne tür bir tedavinin özlemi içindeler?
Ünlü Rus romancı Tolstoy bunun cevabını şöyle veriyordu:
"Gün boyu yaşanan yorgunluk, akşama doğru hüzne dönüşüyor, şefkat ve sevgi ihtiyacını doğuruyordu. Tıpkı çocuklar gibi, sevgi dolu birine başımı yaslamak ve şımartılmak istiyordum. Ama kim bana sevgi gösterecekti ki? Sevdiğim tüm insanlara bu isteğimi belli ettim, hiçbiri yanaşmadı... Anne beni sevmelisin."
"Senin bi'şeyin yok!" diye kestirip atmayın
Hastalık hastalarının tedavisi doktorlar açısından tam bir problem..
Bu hastalara mutlaka meşgale verilmesi, işinden gücünden kalmaması gibi tavsiyelerde bulunulması daha doğru olur. Onlara istirahat yazılması, durumlarını daha da içinden çıkılmaz hale getirir.
Bu hastalar genellikle ellerinde bir tomar reçete ve ilaçlar ile dolaşırlar. Hastalar yaşadıkları sıkıntıları ve hastalıklarını detaylı bir şekilde anlatma çabası gösterirler.
Fakat birçok doktor, yaşadıkları zaman yetersizliği ya da hastalığı tanımamaları sebebiyle bu hastalardan bıkarlar ve başka doktorlara yönlendirirler. Bu gibi durumlar bu hastalığın pekişmesine yol açar ve bu durum hastalığın hem başlamasına hem de artmasına yol açar.
Aile ve iş ortamı içinde de bu olur. Hastalık hastası bireyler bu durumdan çok fazla bahsettikleri için hastanın yakınları ve arkadaşları da bu durumdan bıkar ve bu kişiyi yalnız bırakırlar. Bu hastalar yalnız kalınca hastalıkları daha fazla artış gösterir.
Hastalık hastası olan birine sende bir şey yok, abartıyorsun gibi sözler söylemek hastaya ciddi bir acı verir. Bu nedenle hastaya bu tür sözler söylenmesi yerine, bu hastanın iyi bir psikiyatri uzmanına yönlendirilmesi daha mantıklı bir davranış olur. Hastalık hastası belirtileri olan hasta sorununu tek bir doktor ile çözmeye uğraşmalı ve sürekli doktor değiştirmemelidir.