• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

“Türk’ün ruhuna yabancı”: Nâzım Hikmet’in şiiri ve siyasi kimliği mercek altında

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
"Türk’ün ruhuna yabancı": Nâzım Hikmet’in şiiri ve siyasi kimliği mercek altında

Baran Dergisi’nde yayımlanan yazısında Murat Akdemir, Nâzım Hikmet’in şiir anlayışını ve siyasi kimliğini sert ifadelerle eleştirdi. Akdemir, Hikmet’in Mayakovski ve dönemin Batılı sanat akımlarından etkilendiğini, şiirindeki yeniliğin özgün bir estetik arayıştan ziyade taklitçilik olduğunu öne sürerken, Necip Fazıl Kısakürek’in Nâzım Hikmet’e yönelik eleştirilerini de yazısının merkezine aldı. İşte o yazı.

Baran Dergisi’nde yayımlanan yazısında Murat Akdemir, Nâzım Hikmet’in şiir anlayışını ve siyasi kimliğini sert ifadelerle eleştirdi. Akdemir, Hikmet’in Mayakovski ve dönemin Batılı sanat akımlarından etkilendiğini, şiirindeki yeniliğin özgün bir estetik arayıştan ziyade taklitçilik olduğunu öne sürerken, Necip Fazıl Kısakürek’in Nâzım Hikmet’e yönelik eleştirilerini de yazısının merkezine aldı. İşte o yazı.

Üstad Necip Fazıl’ın "prosede şairi" ve "yanık kafa" olarak nitelediği Nâzım Hikmet, Türk’ün ruh köküne yabancı, Mayakovski taklitçisi bir figürdür. Estetik bir sancıdan öte, mekanik bir kopyacılığın ürünü olan şiiri, maddeci bir karanlığın rapsodisidir. Vatanından kaçıp Stalin’e methiyeler düzen bu figür, sol-Kemalist çevrelerin ikame edecek şair bulamamasıyla parlatılan yapay bir puttan ibarettir.
Nâzım Hikmet, 1902 yılında Selanik’te dünyaya geldi. Paşa torunu olmanın getirdiği imtiyazlı bir hayatın içinde büyürken, edebiyatla ilk ciddi teması Bahriye Mektebi sıralarında oldu. Yahya Kemal’in öğrencisi olduğu bu yıllarda, "hececi" bir şair olarak tanınmaya başlasa da, Bahriye’deki disiplin ve ruh hali ona dar gelmeye başlamıştı. Milli Mücadele’ye katılmak için Anadolu’ya geçme teşebbüsü, onu beklediği kahramanlıktan ziyade, Rusya kapılarına ve Moskova’daki komünist üniversiteye (KUTV) sürükledi. Burası, onun sadece siyasi görüşlerini ve şiirinin de kökten bir "taklit" ve "mekanikleşme" sürecine gireceği yer oldu.

Hayatının geri kalan kısmı Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki köksüz ve karanlık mekikte geçti. Türkiye’deki hapis yılları, bir "mazlum şair" imajının inşası için zemin hazırlarken, 1951’de vatanından ayrılıp Sovyetler Birliği’ne sığınması, bu imajın üzerine "evrensel devrimci şair" yaldızının sürülmesine sebep oldu. Stalin döneminin en katı yıllarında Moskova’da bir propaganda figürü olarak kullanılan Nâzım, 1963’te yine orada öldü. Ölümünden sonra ise, özellikle sol entelektüel çevreler tarafından etrafında bir dokunulmazlık zırhı örüldü ve şiiri, gerçek niteliğinden bağımsız bir "put" haline getirildi.

Necip Fazıl Kısakürek’in Bahriye Mektebi’ndeki öğrencilik yıllarından itibaren bizzat müşahede ettiği Nâzım Hikmet, aslında derinlikten yoksun, sadece dış ölçülerde ve ses oyunlarında becerikli bir mizaca sahiptir. Necip Fazıl, onun fizyonomisinden yola çıkarak "Polonya kırması" ve "Türk’ün ruhuna yabancı" bir tipoloji çizer. Nâzım’ın şiiri, özü itibarıyla bir estetik sancının değil, Fransızların "prosede" dediği bir tür ezberleme hilesi ve tertibinin ürünüdür. Bu "prosede"cilik, şiirin kağıt üzerindeki dizilişinden (basamaklı dizeler), okunuş tarzındaki o tiyatral ve yapay ses yükseltmelerine kadar her alana sirayet etmiştir. Kelimeleri lastik gibi gererek, harfleri çatlatarak yapılan o meşhur şiir okuyuşları, aslında şiirin kendi gücünden öte, bir "hokkabazlık" esnaflığından kaynaklanmaktadır.


 

Nâzım’ın şiirindeki "sahte yenilik"

Nâzım’ın şiirindeki o "sahte yenilik", aslında Moskova’dan ithal edilmiş, yerli ruhtan kopuk bir kopyacılık sanatından başka bir şey değildir. Rusya dönüşü Nâzım, Necip Fazıl’ın teşhisiyle "eski yarı ahmak tipinin üzerine bir açıkgözlülük ve küstahlık galvanizi çekilmiş" bir şekilde ortaya çıkmıştır. Şiirini Komünist İhtilali’nin büyük şairi Mayakovski’den, şeklini ise Kübist ve Dadacıların o devirdeki modasından devşirmiştir. Bu, bir şahsiyet hamlesi olmaktan öte kopyacılıkta "çıkartma kağıdı" usulüyle başka bir dünyayı buraya taşıma gayretidir.

Şiiri bütünüyle maddeci bir karanlığın emrine veren bu anlayış, kâinatı ve insan ruhunu bir tavla zarı kadar küçültüp ablaklaştıran bir yokluk rejiminin rapsodisidir. İnsanın o muazzam iç dünyasını, metafizik ürpertilerini ve "belki"lerini yok sayan bu kafa, mısraları birer makine dişlisi gibi kurgulayarak ruhun intiharını ilan etmiştir. "Makineleşmek" arzusu, insanın şahsiyetini, estetiğini ve kutsallarını mekanik bir gürültüye feda eden materyalist bir cinnettir adeta. Nâzım’ın şiirindeki o meşhur "Trrrrum"lar, aslında şiirin kalbinin durduğunun ve yerini bir fabrika bandının monotonluğuna bıraktığının tescilidir. Necip Fazıl’ın "prosede" (ezberleme hilesi) dediği o hokkabazlık esnaflığı, en net ifadesini şu mısralarda bulur:

Makinalaşmak

trrrrum,
trrrrum,
trrrrum!
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!

beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!
her dinamoyu
altıma almak için çıldırıyorum!
tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,
damarlarımda kovalıyor
oto-direzinler lokomotifleri!

trrrrum,
trrrrum,
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!

mutlak buna bir çare bulacağım
ve ben ancak bahtiyar olacağım
karnıma bir türbin oturtup
kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

trrrrum
trrrrum
trak tiki tak!
makinalaşmak istiyorum!


 

Necip Fazıl’ın aktardığı Beylerbeyi’ndeki o meşhur tartışma gecesi, Nâzım’ın fikrî acziyetini en çıplak haliyle ortaya koyar. Metafiziğe, ruhun derinliklerine ve "belki"lere dair yöneltilen sorular karşısında tutunamayan Nâzım, "Dünyamı ve şahsiyetimi kaybedemem!" diyerek tartışmadan kaçmak zorunda kalmıştır.

Nâzım’ın komünizmi de şiiri gibi bir "galvaniz" tabakasıdır. Yani dışı parlak ama içi çürük bir metal. Aristokrat bir aileden gelip işçi sınıfının sözcülüğüne soyunması, onun "sahte komünist, hakiki burjuva" çelişkisini her daim taze tutmuştur.

Halkın yoksulluğunu ve Anadolu’nun değerlerini sadece Marksist bir doktrini beslemek için malzeme olarak kullanmış, ancak bu halkın ruh köküne hiçbir zaman inememiştir.

Onun "Vatan Şairi" olarak parlatılması, gerçek bir vatanseverlikten ziyade, Türkiye’den kaçıp Sovyetler’e sığınan ve orada Stalin gibi diktatörlere methiyeler düzen bir figürün trajik bir ironisidir.


 

"Yakında acılarımız dinecek,
Bolşevikler yardım ediyor bize,
Lenin ve Stalin.
Dökeceğiz
gavuru denize.
Hatırlıyorum.
Moskova'dayım.
Okumaya gelmişimüniversiteye,

onun adını taşıyan.
O gelir,
otururdu bizimle.(...)

(...)avuçlarının içinde taşıyarak
Lenin'in ellerinin sıcaklığını.
Hatırlıyorum.
Kızıl Meydan. Kar.
Bin dokuz yüz yirmi dört yılı.
Bir adam asker kaputlu
omuzlamış Lenin'in tabutunu.
Hatırlıyorum bu kayalaşmış suratı.
Beyazlaşmış gibi şakakları.
Kardan olabilir mi?"

Bugün Nâzım Hikmet’in gereğinden fazla büyütülmesi ve bir edebiyat efsanesi olarak sunulması, tamamen sol-Kemalist çevrelerin sırtına binip de kullanacakları bir şair kalmamasındandır.

Şiiriyetinin önüne geçen siyasî kimliği, onun estetik kusurlarını örtmek için bir kalkan olarak kullanılmaktadır. Oysa Üstad Necip Fazıl’ın teşhisiyle o, "ikliminden kurtulayım derken kendini ateşe atmış, yanık bir kafadır." Sahne performansları, kitleleri ajite eden sloganvari mısraları ve basmakalıp fikirleri çıkarıldığında, geriye köksüz ve taklitçi bir şairden fazlası kalmamaktadır.

Kaynakça

1- Kaplan, M. (2004). Şiir Tahlilleri 1: Tanzimat’tan Cumhuriyet’e. İstanbul: Dergâh Yayınları.
2- Karakoç, S. (2004). Edebiyat Yazıları II: Dişimizin Zarı. İstanbul: Diriliş Yayınları.
3- Kısakürek, N. F. (2012). Bâbıâli. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.
4- Kısakürek, N. F. (2014). Edebiyat Mahkemeleri. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.
5- Meriç, C. (1992). Jurnal 1-2. İstanbul: İletişim Yayınları.
6- Safa, P. (1970). Nâzım Hikmet’le Bir Savaşın Hikâyesi. İstanbul: Ötüken Neşriyat.
7- Timurtaş, F. K. (1984). Nâzım Hikmet ve Vatan Şairliği Tartışması. İstanbul: Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23