• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türkmen Bakan’dan akit’e özel açıklamalar... Kerkük’te 100 Yıl Sonra Tarihi Dönüş

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Türkmen Bakan’dan akit’e özel açıklamalar... Kerkük’te 100 Yıl Sonra Tarihi Dönüş

Irak’ın Kerkük vilayetinde valilik görevine, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa seçildi. Kerkük Vilayet Meclisi’nde gerçekleştirilen oturumda eski Vali Rebvar Taha’nın istifası kabul edilirken, yapılan oylama sonucunda yeni vali olarak Ağa göreve getirildi. Bu gelişmeyle birlikte Kerkük Valiliği, yaklaşık 100 yıl aradan sonra yeniden Türkmenlerin yönetimine geçmiş oldu. Valilik binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Ağa, Türkmenlerin Kerkük yönetimine duyduğu özlemin sona erdiğini belirterek bunun tarihi bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.

 SEBAHATTİN AYAN  İSTANBUL 

Irak’ın Kerkük vilayetinde valilik görevine, Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Muhammed Seman Ağa seçildi. Kerkük Vilayet Meclisi’nde gerçekleştirilen oturumda eski Vali Rebvar Taha’nın istifası kabul edilirken, yapılan oylama sonucunda yeni vali olarak Ağa göreve getirildi. Bu gelişmeyle birlikte Kerkük Valiliği, yaklaşık 100 yıl aradan sonra yeniden Türkmenlerin yönetimine geçmiş oldu. Valilik binasında düzenlenen basın toplantısında konuşan Ağa, Türkmenlerin Kerkük yönetimine duyduğu özlemin sona erdiğini belirterek bunun tarihi bir dönüm noktası olduğunu ifade etti.


KERKÜK’E HİZMETKÂR OLMAYA GELDİK

Göreve başlarken kapsayıcı bir yönetim anlayışı benimsediklerini vurgulayan Ağa, Kerkük’te hiçbir etnik ya da mezhepsel ayrım gözetmeden tüm vatandaşlara eşit hizmet sunmayı hedeflediklerini söyledi. “Kerkük’e hizmetkâr olmaya geldik” diyen Ağa, şehrin ortak değeri olan huzur ve istikrarı yeniden tesis etmeyi amaçladıklarını dile getirdi. Kerkük’ün geçmişte uzun yıllar boyunca çeşitli mağduriyetler, güvenlik sorunları ve terör olaylarıyla karşı karşıya kaldığını hatırlatan Ağa, yeni dönemde bu olumsuzlukların geride bırakılacağını belirtti. Şehrin daha aydınlık, güvenli ve istikrarlı bir geleceğe taşınacağını ifade eden Ağa, bunun için somut adımlar atacaklarını kaydetti. Sözlerinin yalnızca vaat olarak kalmayacağını vurgulayan Ağa, sağlık, eğitim, güvenlik ve altyapı alanlarında kapsamlı projeleri hayata geçireceklerini açıkladı. Yeni yönetimin önceliğinin Kerkük halkının yaşam kalitesini yükseltmek olacağını belirten Ağa, tüm kesimlerin desteğiyle kenti yeniden ayağa kaldırmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.


AKİT’E ÖZEL AÇIKLAMALARDA BULUNDU

Diğer yandan Irak Türkmen Cephesi Siyasi Büro Üyesi ve Türkmen Bakanı Aydın Maruf, Kerkük valiliği seçimlerini gazetemize değerlendirdi. Gazetemize özel açıklamalarda bulunan Maruf, yaşanan değişikliğin son derece önemli olduğunu vurgulayarak, bu gelişmenin yalnızca Kerkük için değil, tüm Irak ve bölge açısından da bir gurur kaynağı olduğunu ifade etti.

BİZİM İÇİN MANEVİ DEĞERİ YÜKSEK

Yaşanan gelişmelerin Türkmenler için manevi bir değere sahip olduğunu kaydeden Maruf, “Bu aşamada özellikle de Kerkük gibi bir şehirde Türkmenler için önemli bir gelişme olan Türkmen valinin gelmesi, Osmanlı Devleti’nden sonra ilk defa Irak’ta bir şehirde, özellikle Kerkük’te bir Türkmen valinin olması anlamına geliyor. Bu sadece Kerkük’teki Türkmenler için değil, tüm Irak Türkmenleri için bir gurur kaynağı olmuştur. Yani bizim için manevi anlamda büyük önem taşır. Kerkük’te bu gelişme hem kardeşliğe hem de birlikte yaşama kültürüne önemli katkı sağlar. Bu süreçte yaşanan değişim gerçekten anlamlı bir dönüşümdür. Türkmenler bunu hak ediyor. Irak’ta önemli bir toplum olan Türkmenler, her zaman barıştan yana olmuş, haklarını demokratik yollarla talep etmişlerdir. Bu aşamada bir Türkmen valinin olması gerçekten güzel bir durum, anlamlı bir gelişmedir. Aslında bu adımın daha önce atılması gerekirdi. Ancak bugün gelinen noktada bu değişim, sadece Türkmenler için değil bölgede yaşayan tüm kesimler için hayırlı olacaktır inşallah” ifadelerini kullandı.


TÜRKİYE HER ZAMAN YANIMIZDA YER ALDI

Valilik makamının Türkmenlere geçmesinde Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkilerin daha sıkı olacağını belirten Aydın Maruf, “Türkiye Cumhuriyeti her zaman Irak Türkmenlerinin yanında olmuştur. Hiçbir zaman bizi yalnız bırakmadı, her zaman büyük destek sağladı. Zor dönemlerimizde en güçlü desteği Türkiye’den gördük. Irak Türkmenleri için Türkiye Cumhuriyeti büyük bir anavatan ve ağabey olarak görülmektedir. Orta Doğu’da Türkiye, sadece Türkmenler için değil, birçok mazlum halk için de bir umut ve destek kapısı olmuştur. Bugün de Türkiye’nin desteği devam etmektedir. Irak’ta ve bölgede her zaman yanımızda olmuştur. Bundan sonraki süreçte de bu desteğin aynı şekilde devam edeceğine inanıyoruz. İnşallah bu iş birliği daha da güçlenerek sürecektir” şeklinde konuştu. 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Almanya'da fetö dinler arası diyaloğa tam gaz ey Diyanet!!!????

*أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم* *إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَٰمُ ۗ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ{18}* *19. Şüphe yok ki: Allah katında din, İslâm’dan ibârettir. O kendilerine kitap verilmiş olanların ihtilâfta bulunmaları ise kedilerine İlim geldikten sonra sırf aralarındaki hasetten dolayıdır. İmdi her kim Allah’ın âyetlerine küfür ederse, şüphe yok ki Allah Teâlâ hesabı süratli olandır.* *19.* Bu âyeti kerime de Cenab’ı Allah’ın birliğini söylemekle hakkaniyet üzere kurulmuş olan dinin, yalnız İslâm dininden ibaret olduğu şöylece bildirilmektedir. *(Şüphe yok ki. Allah katında)* makbul, rızayı ilâhîsine uygun olan *(dîn, İslâm’dan ibârettir.)* Peygamberler vâsıtasiyle bütün insanlığa tebliğ buyurulmuş olan din yolundan ve yüce şeriattan başka değildir. *(O kendilerine kitap verilmiş olanların)* Yahudilerin, Hıristiyanların ve kendilerine kitap verilmiş olan daha evvelki kavimlerin *(ihtilafta bulunmaları)* bunlardan bâzıları, İslâm dininin hak olduğunu kabul ettikleri halde bâzılarının bunu tamamen inkâr etmeleri, ve bazılarının Allah’ın birliği hususunda ihtilâfa düşüp teslis görüşünü benimsemeleri veya Hz. İsa’ya, Hz. Uzeyre Allah’ın oğlu demeleri, bâzıları risâleti Muhammediyyeyi kabul ettikleri halde bir kısmının da onu inkâra cüret göstermeleri *(ise kendilerine İlim geldikten sonra)* Allah Teâlâ’nın birliğine, yaratıcılığına dâir âyetler, mucizeler zuhura geldiği halde, ve son peygamberin peygamberlik ve risaleti isbatına muvaffak olduğu harikalar vasıtasıyla görüldüğü halde o ihtilâf o kavimlerin *(aralarındaki sırf hasetten)* kıskançlıktan, riyaset hırsından *(dolayıdır.)* Bu ne kadar cahilce, ihtiraslıca bir hareket! *(İmdi her kim Allah’ın âyetlerine küfrederse)* onun birliğini, peygamberlerinin peygamberlik ve risâletini isbat eden âyetleri mucizeleri inkâr eylerse mutlaka lâyık olduğu cezalara yakında kavuşacaktır. Evet. *(Şüphe yok ki. Allah Teâlâ hesabı suratlı olanlar)* Onların muhasebelerini pek çabuk görerek kendilerine lâyık oldukları cezalara kavuşturacaktır. Artık kendileri düşünsünler! *§ İmân:* Lûgatta bir şeye inanmaktır, bir kimseyi veya bir haberi tasdik etmektir, onun doğru olduğunu itiraf ta bulunmaktır. Şeriat dilinde ise peygamberlerin Allah tarafından tebliğ buyurmuş oldukları şeyleri kesin olarak tasdik eylemektir. Bu gibi hakikatlara kalben, vicdanen kat’î sûrette inanmak bir imandır. Bunları lisânen söyleyip itiraf etmek de ikrardır. Bir kimsenin imânı, başkalarınca, ikrariyle anlaşılmış olur. İmân sâhibine *“Mü’min”* imân edilen şeye de *“mü’nemün bih”* denir, İmân zıddı *“küfür”* dür ki, bu da inkârdan ibarettir, İmân edilmesi lâzım gelen şeylerden herhangi birini inkâr etmek bir küfürdür. Meselâ: Cenâb-ı Allah’ın varlığını inkâr, küfür olduğu gibi onun peygamberlerinden, kitaplarından herhangi birini inkâr etmek de bir küfürdür. Küfür lûgatte örtmek, gizlemek demektir. Mukaddesattan herhangi birini inkâr eden de onu örtmüş ve gizlemiş olacağından dolayı küfr ile vasıflanmış olur. Nitekim bir nîmetin kadrini bilmeyip örtbas etmeye de *“küfranı nîmet”* denir. Küfür sâhibine *“kâfir”* denilir. Birisini küfre nisbet etmeye de *“tekfir”* denir. *§ İslâm:* Lûgatte ihlâs teslim olmak, baş eğmek mânâlarına gelir. Şeriat lisanında Yüce Peygamberlerin tebliğatını her şekliyle kabul edip beğenerek Cenâb-ı Hakka itaat ve inkiyat etmektir, İmân ile İslâm, lügat manaları İtîbariyle birbirinden ayrılırsa da şeriatına itibariyle birdirler. Her mü’min, müslimdir, ve her müslim, mü’mindir. Maamafih İslâm lâfzı din mânasına da gelir. Nitekim şeriat, millet lâfızlar! da din mânasında kullanılmıştır. İslâm lâfzı, imânın alâmeti, meyvesi olan namaz oruç, hac gibi salih amellere de itlak olunur. İslâm lâfzı, bir de kalben tasdik etmeyip zâhiren kabul etmek manasında da kullanılır. Kalben inkar ettiği halde lisânen *“ben müslümânım”* diyen bir şahsın İslâmiyeti gibiki, bu münâfıkça bir hareket olacağından Allah katına makbul olmadığı gibi şer’an da İslâm’dan sayılmaz. *§ Din:* Allah Teâlâ tarafından konulmuş bir kanuni mübindir ki, insanlara Cenab’ı Hakkın varlığını, birliğini, azamet ve ulûhiyyetini bildirir, insanları yaradılışlarındaki gâyeden haberdar eder. insanlara vazifelerini, hidâyet ve saâdet yollarını gösterir. Akıl sahiplerine kendi güzel istekleriyle bizâtihi hayır olan işlere sevk eyler. Bu ilâhî kanunu Yüce Peygamberler Allah tarafından vahiy yoluyla olarak ümmetlerine tebliğ buyurmuşlardır. *İnsanlar tarafından din adına tertip ve tanzim edilmiş veya ilâhi bir dinin adına bir takım uydurma hükümleri kapsayan şeylere din denilmesi, kendi mensuplarına göredir.* Yoksa bunlar asla ilâhî dîni mahiyetine sâhip, insanlar için birer kurtuluş rehberi olmak meziyetini içerir değildirler. Din tabiri lûgat itîbariyle adet, siret, itaat, siyaset, rey, hüküm, cezâ mânâlarında da kullanılmıştır. Cenab’ı Hakkın bizlere ihsan buyurmuş olduğu ilâhî, hakîkî dîne, tevhid dini, denildiği gibi, İslâm dini de denir ve yalnız din, yalnız İslâm da denilir. *Bu dini mübin, insanlığın İlk ve son dinidir.* *Şöyle ki:* insanlığın babası olan Hz. Âdem aleyhisselâm nail olduğu ilâhî vahyi sayesinde kendi evlât ve torunlarına bu tevhid dînini tebliğ etmişti. Ancak bir müddet sonra insanlar arasında cehâlet alâmetleri yüz göstermiş, gitgide bir takım batıl inançlar türemişti. Fakat vakit vakit peygamberler gönderilmiş, onlara semavî kitaplar verilmiş, onlar da ümmetlerini tevhid dinine, İslâm dinine davet etmiş, o peygamberlere bir takım zevat tabii olarak hidâyete ermiş, bir takım kimseler de şeytanlara uyarak din fikrinden mahrum kalmış, dalâlet içinde yaşayıp gitmişlerdir. Nihayet din ve İslâmiyet yıldızı sönmüş iken Cenab’ı Hak insanlığa en muazzam bir lûtuf, en nuranî bir rehber olmaküzere Muhammed, aleyhisselâtı vesselâm efendimizi son Peygamber olmak üzere bütün insanlık âlemine peygamber tayin buyurmuştur. O eşsiz Peygamber ise Allah’ın yardımına mazhar olarak tevhid dînini fevkalâde bir azim ve gayretle neşre başlamış, evvelâ kendi muhitini aydınlatmaya çalışmış, muhitinin etrafında bulunan ve kendilerine ehli kitap deniler Yahudîler ile Hiristiyanları da bu dinî mübine davet ederek bu hususta nice harikalar, mucizeler göstermiştir. İşte bu. Yüce Peygamberimizin bütün beşeriyete tebliğ ettiği; bir ilâhî dîndir. bir tevhit dînidir, bir İslâm dînidir. *Allah katında makbul olan dinde bu İslâm dininden başkası değildir.* İşte bu âyeti kerime de bunu anlatmaktadır. Bu, apaçık İslâm dinidir ki: Bütün insanlığı hitap edip onlara hidayet, saadet yollarını göstermektedir. Bütün insanlar âlemi bu dinî mübine muhtaçtırlar, insanların hakikatlardan haberdar olabilmesi için, Cenâb-ı Hakkın rızâsına muvafık fiil ve hareketlerde bulunabilmesi için bu dîni mübinden daha mukaddes bir rehber bulunamaz. Bu mukaddes din, haddızatında bütün insanlık için en mühim bir ihtiyacı ruhi ve manevî ki, bu ihtiyaç tatmin edilmedikçe insan için kalp temizliğine, vicdan rahatlığına ruh yüceliğine nailiyet imkânı bulunamaz. Güzel ahlâkın esası, dayanışma ve muhabbet üzerine kurulma bir medeniyetin en birinci dayanağı bu dîni mübindir. Dinsiz bir milletin maddî varlığı geçicidir. Hakikat nazarında hiç bir kıymeti yoktur, sönmeğe mahkumdur. Binaenaleyh insanlar yalnız dünya varlığını, dünya zevkini bir gaye bilmemelidirler. Yanlış, uydurma düşüncelere tabi olmamalıdırlar. Kutsallığı güneşlerden daha parlak olan dîni İslâm’ın yüce gölgesine iltica etmelidirler ki o sâyede birer temiz ruha, güzel ictimâî birer terbiyeye, umum insanlık hakkında pek hayırlıca bir vicdana nail olabilsinler. İtisam eylemeyen habli metini şer’e *Evci balayı kemelâtâ suût eyleyemez.* *Şeriatın sağlam ipine sarılmayan* *Olgunlukların zirvesine yükselemez.* Kaynak: Eski Diyânet işleri başkanı: Ömer Nasuhi Bilmen.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23