• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türkiye Suudi Arabistan'la birlikte savaşa mı giriyor? Mekke Savunma İttifakı'ndan gündeme bomba gibi düşen açıklama

Yeniakit Publisher
AA Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Türkiye Suudi Arabistan'la birlikte savaşa mı giriyor? Mekke Savunma İttifakı'ndan gündeme bomba gibi düşen açıklama

Son günlerde Husiler ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar alevlendi. Karşılıklı saldırılar devam ederken Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın kurduğu Mekke Savunma İttifakı'ndan gelen açıklama gündeme bomba gibi düştü.

Mekke Savunma İttifakı, Suudi Arabistan'a askeri kuvvet ve yeteneklerin sağlanıp hızla konuşlandırılmasının kararlaştırıldığını duyurdu.

Komitenin kolektif savunma taahhütlerini ivedilikle uygulamaya geçmesi ve ulusal mevzuata uygun hareket etmesi kararlaştırıldı.


 

Mekke Savunma İttifakı'ndan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

"Komite, kollektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçmeyi, bu çerçevede, Tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan'a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askeri entegrasyonu ve kollektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırmıştır"

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın / Sosyal Bilimci

ÇEKİNCELERİM VAR! BUNU YAZMAK BİR SOSYAL BİLİMCİ OLARAK BENİM GÖREVİM! Mekke Savunma İttifakı kapsamında Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan'ın imzaladığı ortak askeri konuşlandırma kararı, coğrafyamızda taşları yerinden oynatacak türden tarihi bir adımdır. Ancak bu ittifakın getirdiği askeri taahhütler, hafızalarımızdaki bazı acı tarih sayfalarını ve haklı çekinceleri de beraberinde uyandırmaktadır. Tam da bu haklı endişeleri ve Kore Savaşı analojisini yansıtan düz yazı formatındaki makale aşağıdadır: Tarihin Tekerrür Eşiğinde Mekke Paktı: Cephe Bizim, Parsa Kimin? Riyad’dan yükselen ve Mekke Savunma İttifakı’nın kolektif savunma taahhütlerini ivedilikle hayata geçireceğini duyuran o son açıklama, sadece Orta Doğu askeri dengelerini değil, Türk kamuoyunun vicdani ve tarihi hafızasını da derinden sarsmıştır. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında kurulan bu üçlü sacayağının, "kutsal mekanların korunması" ve "bölgesel caydırıcılık" gibi ulvi ve stratejik gerekçelerle Suudi topraklarına hızla askeri kuvvet konuşlandırma kararı alması, askeri açıdan ne kadar büyük bir gövde gösterisiyse, jeopolitik açıdan da o denli büyük bir risk bariyeridir. Tam da bu noktada, Türk askerinin sınır ötesindeki bir çatışma riskine bu denli doğrudan ortak edilmesi, zihinlerde yarım asrı aşkın bir süre öncesinin o meşhur ve hüzünlü dönüm noktasını canlandırmaktadır: Kore Savaşı. 1950 yılında, o güne kadar adını bile duymadığımız topraklara, okyanus ötesinden yazılan küresel bir senaryonun parçası olarak Mehmetçiği gönderdiğimizde de önümüzde büyük ve parlak vaatler vardı. Cephede Kunuri’de, imkansız denilen kuşatmalardan süngü hücumlarıyla çıkan, dünyaya askerlik dersi veren ve canını siper eden hep bizim evlatlarımız oldu. Peki, günün sonunda ne yaşandı? Türk askeri Kore çöllerinde kahramanca savaşıp kan dökerken, o savaşın jeopolitik, diplomatik ve ekonomik parsasını toplayan, küresel hegemonyasını pekiştiren tamamen ABD ve Batı bloku oldu. Biz ise döktüğümüz o asil kanların karşılığında, kendimizi soğuk savaşın ileri karakolu olarak NATO’ya kabul ettirebilmiş bir "ödül" ile avuttuk. Cephede can veren bizdik, masada haritayı kendi çıkarlarına göre çizen ve küresel pastayı bölüşen ise okyanus ötesindeki güç odaklarıydı. İşte bugün, Riyad’daki komite toplantısından çıkan "Suudi Arabistan'a hızla askeri güç konuşlandırma" kararı, ister istemez aynı tarihi endişeyi kalbimize bir hançer gibi saplamaktadır. Evet, Mekke ve Medine’nin güvenliği İslam dünyası için tartışmasız bir kırmızı çizgidir, Suudi Arabistan'ın toprak bütünlüğü ve sivil tesislerinin hedef alınması elbette kabul edilemez bir tehdittir. Fakat bölgedeki vekalet savaşlarının, Husi füzelerinin veya Kızıldeniz’deki egemenlik çatışmalarının arkasındaki asıl aktörleri görmezden gelmek büyük bir basiretsizlik olur. Amerika'nın bölgedeki güvenlik garantörlüğünün zayıfladığı, küresel aktörlerin Orta Doğu'yu adeta bir barut fıçısına çevirdiği bu yeni fetret devrinde, Türkiye’nin doğrudan bir cephe ülkesi konumuna getirilmesi tehlikeli bir oyunun kapısını aralayabilir. En büyük çekincemiz ve korkumuz şudur: Yarın bir gün bu topraklarda çıkabilecek doğrudan bir çatışmada, kahraman Türk askeri yine en ön safta göğsünü siper ederken, petrollerin, ticaret yollarının ve bölgedeki milyarlarca dolarlık stratejik kazanımların parsasını yine kendi konforlu saraylarında oturan küresel baronlar mı toplayacaktır? Pakistan'ın nükleer caydırıcılığı, Suudi Arabistan'ın devasa finans gücü ve Türkiye'nin sarsılmaz askeri ve savunma sanayii tecrübesi bir araya getirilmiştir, bu doğrudur. Ancak bu büyük güç, İslam dünyasının kendi evlatlarının kanı üzerinden yürütülecek yeni bir küresel tiyatroya malzeme edilmemelidir. Mehmetçiğin postalının değdiği her yer bizim için bir izzettir; lakin o izzetin, başkalarının ekonomik ve siyasi ikbal hırslarına, emperyalistlerin parsa toplama iştahına kurban edilmesine asla rızamız yoktur. Türkiye, bu ittifakta masayı kuran ve yöneten akıl olmak zorundadır, aksi takdirde tarih bir kez daha sadece cephede çarpışanların kaybettiği, masada oturanların kazandığı o eski ve acı formülle tekerrür edecektir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23