Erken seçimin yüksek bir oranla kazanılması, Takaiçi'ye anayasa değişikliğinden savunma sanayii atılımlarına kadar en radikal reformlarını hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğu demokratik gücü vermiştir.
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sinan Levent, Japonya'da 8 Şubat Pazar günü gerçekleştirilen erken genel seçimin ülke siyaseti ve bölgesel dengeler açısından taşıdığı anlamı AA Analiz için kaleme aldı.
8 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşen Temsilciler Meclisi seçimleri, Liberal Demokrat Parti'nin (LDP) İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana tek bir partinin ulaştığı en yüksek temsil düzeyi olmuş ve 465 sandalyeden 316 sandalyeye erişerek Japon siyasetinde tektonik bir kayma yaratmıştır. Bu zaferi asıl çarpıcı kılan unsur, Başbakan Takaiçi Sanae'nin koltuğa oturmasının üzerinden henüz dört ay gibi kısa bir süre geçmişken bu denli yüksek riskli bir erken seçim kararı almış olmasıdır. Takaiçi'nin göreve gelişinin dördüncü ayında erken seçime gitmesi, kendi ideolojik ajandasına dair bir güvenoyu (plebisit) niteliği taşımaktadır.
Dolayısıyla bu sonuç, Takaiçi'nin şahin politikalarının parti içi bir tercih olmaktan çıkıp, Japon halkının kolektif iradesiyle tescillendiği yeni bir meşruyiyet zeminini temsil etmektedir.
Ülke genelinde yüzde 5'lik katılım oranıyla Japon seçmeni, Takaiçi'nin "Güçlü Japonya, Egemen Gelecek" vizyonuna sunduğu bu siyasi sermayeyle, ülkenin sadece pasif bir ekonomik dev olarak kalma dönemini resmen kapatmıştır. Bu başarı, Japonya'nın on yıllardır süregelen stratejik uyuşukluğunu ve karar alma mekanizmalarındaki ataleti sona erdirirken, Tokyo'nun Pasifik'te güç dengelerini yeniden tanımlayan ve proaktif bir aktör olarak sahneye dönüşüne işaret etmektedir. Erken seçimin böyle bir sonuçla kazanılması, Takaiçi'ye anayasa değişikliğinden savunma sanayii atılımlarına kadar reformlarını hayata geçirmek için ihtiyaç duyduğu meşruiyeti sağlamıştır.
TRUMP TAKAİÇİ STRATEJİK SENKRONİZASYONU
ABD Başkanı Donald Trump'ın hem seçim öncesinde hem de sonuçların netleşmesinin ardından Takaiçi'ye sunduğu alışılmadık destek, klasik müdahalesizlik teamüllerini yıksa da Trumpizm'in "kazananlarla çalışma" ve "maliyet paylaşımı" odaklı pragmatizmiyle uyumludur.
Washington'un bu desteğinin arkasındaki ana saik, Japonya'nın savunma harcamalarını gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) yüzde 2'sine çıkarma hedefini öne çekmesi ve Amerikan ekonomisine yönelik 550 milyar dolarlık yatırım taahhüdüdür. Nitekim ABD Hazine Bakanı Scott Bessent'in, Takaiçi'nin başarısını "büyük bir zafer" olarak nitelendirmesi ve "Japonya güçlü olduğunda, ABD de Asya'da güçlüdür' ifadesini kullanması, bu yeni dönemin ruhunu özetlemektedir. Bu durum, ittifakın artık sadece güvenliğe dayalı değil, doğrudan Amerikan ekonomisini besleyen ve müttefikin kendi güvenliğinin sorumluluğunu aldığı işlemsel bir ortaklığa dönüştüğünü kanıtlamaktadır. Washington için Takaiçi liderliğindeki bir Japonya, Çin'in bölgedeki gücüne karşı durabilecek bir güvenlik barajı olarak görülmektedir.
Takaiçi Hükümeti, bu sonuçla birlikte anayasayı Japon milletinin özgür iradesiyle yeniden yazma ve Japon Öz Savunma Kuvvetleri’ni (JSDF) resmen ve anayasada tanımlı, klasik bir ulusal orduya dönüştürmek için demokratik meşruiyeti olan bir güç elde etmiştir. Trump yönetiminin "Güç Yoluyla Barış" doktriniyle Takaiçi'nin "milli anayasa" hedefi arasındaki bu nadir tarihsel kesişme, Tokyo'ya Washington’un pasif bir uydusu olmak yerine, Batı ittifakının Pasifik'teki eşit ortağı olma fırsatını sunmaktadır.
ANAYASAL REFORMLAR
8 Şubat 2026 seçimlerinde elde edilen üçte iki çoğunluk, muhafazakar Japon siyaseti için sadece bir aritmetik başarı değil, 1947 Anayasası'nın yarattığı tarihsel ve psikolojik travmayı onarmak adına ele geçmiş bir siyasi fırsattır. İkinci Dünya Savaşı sonrası işgal döneminde, General Douglas MacArthur liderliğindeki Müttefik Kuvvetler Genel Karargahı (GHQ) tarafından hazırlanan mevcut anayasa, Japon sağ kanadı tarafından on yıllardır bir "ulusal utanç" ve "dayatma belge" (Oshitsuke Kenpō) olarak nitelendirilmektedir. Özellikle devletin savaş ilan etme yetkisini elinden alan ve ordu kurmasını yasaklayan 9. madde, Japonya'nın küresel siyasette "ekonomik dev ama siyasi cüce" olarak kalmasının temel sebebi olarak görülmektedir. Merhum Başbakan Şinzo Abe'nin "Savaş Sonrası Rejimden Çıkış (Sengo Rejīmu no Dakkyaku)" olarak formüle ettiği bu büyük vizyon, Takaiçi’nin şahsında ilk kez bu kadar somut, organik ve ulaşılabilir bir devlet projesine dönüşmüştür.
Anayasal restorasyon süreci, aynı zamanda Japon halkının kolektif hafızasındaki yenilmişlik psikolojisinin de nihai tasfiyesi anlamına gelmektedir. Takaiçi, bu süreci barışı korumak için güçlenmek retoriği üzerine inşa ederek, pasifist endişeleri olan seçmen kitlesini de savunma hakkının yasallaşması noktasında ikna etmeyi başarmıştır. Japon seçmeninin 8 Şubat'ta sandıkta Takaiçi'ye verdiği destekle, ülkenin kültürel kodlarıyla ve güncel güvenlik ihtiyaçlarıyla uyumlu milli ve yerli bir anayasa talebine dair iradesini ortaya koymuştur. Bu doğrultuda, önümüzdeki dönemde yapılacak bir ulusal referandum, Japonya’nın sadece yasalarını değil, bölgesel liderlik iddiasını ve Pasifik'teki varoluşsal duruşunu da yeniden tanımlayacaktır.
TAKAİÇİNOMİCS
Takaiçi'nin elde ettiği tarihi zaferin en somut ve yapısal dayanaklarından birisi ise, "Takaiçinomics" (veya Sanaenomics) olarak adlandırılan ve Abenomics'in mirasını devralarak onu stratejik otonomi hedefiyle harmanlayan yeni nesil ekonomi modelidir. Bu doktrin, klasik parasal genişleme ve mali teşviklerin ötesine geçerek, Japonya'nın ulusal güvenliğini doğrudan ekonomik karar alma mekanizmalarının merkezine yerleştirmektedir. Takaiçinomics'in temel felsefesi, Japonya'yı sadece bir tüketim ve ihracat merkezi değil, küresel teknoloji tedarik zincirinin vazgeçilmez bir kalesi (Chokepoint) haline getirmektir.
Bu doğrultuda savunma sanayii, yarı iletkenler, kuantum bilişim ve yapay zeka alanlarına yapılan kamu yatırımları, dışa bağımlılığı asgariye indirirken Japonya'nın teknolojik egemenliğini tahkim etmeyi amaçlamaktadır.
Takaiçinomics çerçevesinde Japonya'nın askeri harcamaları artık bir "kamu yükü" veya "ölü yatırım" olarak değil, yerli yüksek teknoloji kalkınmasının birincil itici gücü olarak konumlandırılmaktadır. Savunma sanayiindeki Ar-Ge çalışmalarının sivil teknolojiye transferi (spin-off), Japonya’nın küresel rekabetçiliğini yeniden tesis etmenin anahtarı olarak görülmektedir. Özellikle Trump yönetimiyle mutabık kalınan milyar dolarlık stratejik yatırım paketi, bu modelin yakıtı işlevini görmektedir. Netice itibarıyla Takaiçinomics, ekonomik büyümeyi askeri modernizasyonla senkronize ederek, Japonya'nın Pasifik'teki caydırıcılığını sadece askeri bir kapasite değil, aynı zamanda bir ekonomik güç projeksiyonuna dönüştürmektedir.
PASİFİK'TE GÜÇ DENKLEMİ
Çin yönetiminin Japon siyasetinde tarihsel olarak daha parçalı, koalisyonlarla zayıflamış ve kısa ömürlü liderlikleri tercih ettiği stratejik bir gerçektir. Zira Pekin için istikrarsız bir Tokyo, Doğu Çin Denizi ve Tayvan Boğazı üzerindeki hegemonya planlarını realize etmek adına en uygun stratejik felç zeminini sunar. Ancak Washington'un Takaiçi'ye sunduğu güçlü desteğin merkezinde, Çin'in bu beklentisini kalıcı olarak boşa çıkarma ve Japonya'yı Pasifik'in istikrar adası haline getirme planı yattığını söylemek mümkündür. Takaiçi'nin "Tayvan'ın güvenliği Japonya'nın güvenliğidir" şeklindeki açık doktrini, ABD için bölgede kontrol edilebilir bir vekil güçten ziyade, operasyonel inisiyatif kullanabilen bir "eşit paydaş" yaratma amacı taşımaktadır. Bu stratejik hesap, Japonya'yı Çin'in "birinci ada zincirini" kırma stratejisine karşı çekilmiş en gelişmiş teknolojik ve askeri set haline getirmektedir.
Bu yeni statükoyla, Asya-Pasifik'teki güvenlik mimarisi reaksiyoner savunma paradigmasından aktif caydırıcılık modeline evriliyor. Bu süreç, Japonya'nın sadece bölgesel bir aktör değil, QUAD ve AUKUS gibi çok taraflı yapıların operasyonel motoru haline gelmesini sağlayarak, bölgesel güç dengelerini Washington-Tokyo ekseninde konsolide edebilir. Sonuç olarak, Pasifik'teki güvenlik mimarisi artık Tokyo'nun bağımsız karar alma mekanizmalarıyla ana oyuncu olduğu, Pekin-Moskova-Pyongyang hattına karşı daha entegre ve şahin bir cephenin merkezine yerleşmeye başladığı yeni bir dengeye dönüşmektedir.


