Sufîler, sofra adabına ‘somat’ derler ve büyük önem verirler. Sadece öğle ve akşam öğünleri vardır...
Sofrayı mürîdân kurar. Yemek tuzla başlar, tuzla biter. Kazancı’nın yüksek sesli duası ile yemek daveti duyurulur. Elleri önde bağlı duran Mevlevî sufiler, kapıya gelince başlarını eğerek selamlaşır ve sofraya geçerler. Sonra şeyh efendi gelir dua buyurur ve eller tuza uzanır. Adetâ bir ibadet huşûu ile yemek sessizce ve her lokmada hamd edilerek yenir.
Mevlâna’nın eserlerindeki, pırasa, patlıcan, kabak, kereviz, ıspanak, soğan, sarımsak; meyvelerden elma, ayva, nar, armut, şeftali, incir, kavun, karpuz; baklagillerden börülce, mercimek, fasulye, nohut, bakla; kuruyemişlerden ceviz, badem, fındık, leblebi; süt mamullerinden peynir, yoğurt, ayran, yufka, tandır ekmeği, etli ekmek, börek, çörek, tutmaç, tirit, bal, pekmez, helva, kadayıf, zerde ve şerbetin bu sofralarda yer alan yiyecekler olduğu anlaşılıyor.
Sıralarken bir ziyafet intibaı verdik ama, öyle değil; sûfîlerin öğünleri pek sade idi. Aza kanat esastı.
Sayılanların hepsi bir arada sofraya gelmiyordu elbette. Belki biri ikisi olurdu. Ancak aş, gerçekten hakkı verilerek pişirilirdi.