• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Soykırımcıların Bosna yönetiminde yeri yok!

Yeniakit Publisher
2021-10-18 11:10:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Soykırımcıların Bosna yönetiminde yeri yok!

Bosna Hersek uzmanı Araştırmacı Yazar Davut Nuriler, Akit’e yaptığı açıklamada, çok farklı mahkemeler ile uluslararası hukuka dayalı mahkemelerin verdiği soykırım kararları ile Bosna Hersek Devleti içerisinde faaliyet gösteren Sırp Yönetimi’nin sabıkalı bir yapı olduğunun ortaya çıktığını belirterek, Bosna Hersek’in içinde devlet gibi faaliyet gösteren soykırım mahkûmlarının bu hükümranlığının sona erdirilmesi gerektiğini belirtti.

Bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in vefatının seneyi devriyesindeyiz. Dünyanın gözleri önünde Avrupa’nın ortasındaki bir ülkede insanlık dışı katliamlara direnmiş bir kahraman Aliya. Aynı zamanda yazdığı eserler ve verdiği insani mücadeleyle son yüzyılın en önemli şahsiyetlerinden birisi. Osmanlıya bağlı Türkiye’nin değerinin farkında olan Aliya vefatından kısa bir süre önce kendisini ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Bosna’yı Türklere emanet ettiğini ve emanete sahip çıkmalarını istediğini söylemiştir. O günden bugüne Türkiye, bütün kurumlarıyla Bosna Hersek’in yanında durmaya devam ediyor. Başkan Erdoğan’ın son Bosna ziyareti de Türkiye’nin bölgedeki ağırlığını net bir şekilde gösterdi. Bütün bunlara rağmen Sırp yönetimi ülkede karmaşa ve kaos çıkarmak için elinden geleni yapıyor. Sırp liderin ‘artık Aliya yok’ açıklaması zihinlerinin arka planını gösteriyor. ‘Aliya yok istediğimizi yapabiliriz’ düşüncesiyle Müslümanları tehdit ve tedirgin ediyorlar. Bosna Hersek gündemimizden düşürmememiz gereken bir ülke. Orası bize merhum Aliya’nın emaneti. Türkiye’nin güçlü iradesi bölgedeki dengeleri açık bir şekilde etkiliyor. Bosnak Hersek gerçek manada Avrupa’nın Kudüs’üdür. Bu hafta Pazartesi Sohbetlerinde Bosna Hersek uzmanı Araştırmacı Yazar Davut Nuriler ile Aliya’yı ve Bosna Hersek’teki son gelişmeleri konuştuk.

Aliya “Doğu ve Batı Arasında İslam” kitabı ile dünya gündemine oturdu

Bilge lider Aliya İzzetbegoviç’in dünya siyaset arenasına çıkışı nasıl oldu?

- 1987 yılında “Doğu ve Batı Arasında İslam” kitabının İstanbul’da Türkçe’sinin yayınlanmasıyla oldu. O zamanlar Aliya İzzetbegovic hapisteydi. Ama önce Amerika’da yayınlanan arkasından Türkçe’ye çevrilen “Doğu ve Batı Arasında İslam” kitabı ile Aliya enternasyonel bir düşünce adamı olarak dünya gündemine gelmiş oldu.

Dava arkadaşlarıyla beraber yattığı hapis sebebiyle bu kitabı daha fazla okunur oldu. Ve neticede kitabının Amerika’da yayınlanmasının ardından Türkçe’ye çevrilmesiyle birlikte diktatör baskıcı tek parti Yugoslavya rejimi haksız bir şekilde hapiste tuttuğu arkadaşlarıyla birlikte teker teker tahliye etmek zorunda kaldı. 1989 yılında sonunda Aliya da tahliye edildi.

1989 yılında bilindiği gibi Berlin Duvarı da yıkıldı. Sovyetler dağıldı. Dünya harbinin bitimiyle başlayan komünist tek parti rejimi de sona erdi. Sonrasında çok partili demokratik bir hayata geçildi.

Hapisten çıktıktan tam bir yıl sonra Aliya İzzetbegoviç, Yugoslavya çapında kurulan ağırlıklı Boşnak ve diğer Müslüman unsurları çatısı altında toplayan, Demokratik Hareket Partisi adı altında bir partinin teşkilatlanmasına başladı ve teşkilatlanma neticesine partisinin başkanı oldu.
1990 yılında Bosna-Hersek’te yapılan ilk çok partili seçimlerle en çok oy alan parti olarak Federal Bosna Hersek Devleti’nin başına geçti. Dünya siyaset sahnesine çıkışı böyle oldu.

Aliya İzzetbegoviç’e atfedilen bilgelikle ilgili neler söylersiniz?

- Malum olduğu üzere bir grup arkadaşı ile birlikte ki, bunlara Genç Müslümanlar adı veriliyor. 2. Dünya Harbi’nin bitimi ile beraber başlayan bir fikri çalışmaları var. Birbirleri ile sürekli buluşan tartışan ve içinde yaşadıkları toplumun ve Boşnak milletinin sıkıntılarını dile getiren bunlara çözüm arayan bir arayıştan hiçbir zaman uzak kalmadılar bu arayışlar, Yugoslavya’daki Bosna-Hersek’teki tek parti rejiminin de hoşuna gitmedi ve 1949 yılında ilk defa hapis edildiler. Birkaç yıl hapis yattıktan sonra da serbest bırakıldılar ardından 1983’de ikinci hapis hayatı başladı.

Ve bu arada Aliya ve arkadaşların Bosna-Hersek’te ve eski Yugoslavya’da yaptıkları faaliyetlerin genişlediği ve başta Boşnaklar olmak üzere diğer Müslümanlar arasında, Türkler arasında ciddi taraftar bulduğunu görüyoruz. Bu onu çok daha fazla popüler ve çok daha tanınır bir kişi haline getirdi özellikle “Doğu ve Batı Medeniyeti arasındaki İslam” adlı kitabında sadece eski Yugoslavya’da ve Bosna-Hersek’te yaşayan Müslümanların değil, genel İslam dünyasının problemlerine de ciddi eleştiriler getirdiği için kendisine bilge Kral adı verilmiştir.

Bazı Boşnaklar Dayton Anlaşmasını eleştiriyor. Dayton Anlaşmasının çatışmayı durdurması başarı değil mi?

- Bosna malum olduğu üzere 1995 yılında silahlı çatışmalar, Dayton Barış Antlaşması ile sona erdirildi. Ve o günden bugüne bağımsız Bosna-Hersek Devleti varlığını sürdürmeye devam ediyor. Evet Dayton da anlaşması ateşli çatışmaları durdurdu. Silahlı ölümleri durdurdu. 1992-1995 Yılları arasında Bosna’nın uğradığı saldırı ve devamında süren kanlı çatışmalar, Dayton Anlaşması ile sona erdirildi. Bu anlaşmanın tek iyi tarafı akan kanı durdurması olmuştur. 1992 yılında yapılan referandumun akabinde Bosna, Belgrad’da eski Yugoslavya ordusunun tezgahladığı, içerden bir saldırıya uğradı ve insani, maddi büyük kayıplar verdi. Şehirler harabeye döndü. Çok ağır şartlara rağmen, Bosna-Hersek devlet üst yönetimi yılmadı, bir taraftan savunma savaşı yaparken, aynı anda diplomatik alanda kıyasıya bir mücadele verilmiş ve komşu ülkeler gibi bağımsızlık kazanılmıştır. Eşit vatandaşlık esasına dayanan üniter bir anayasa ile bağımsızlığını kazanmış olan Bosna’nın meşru anayasası, Dayton’da Bosnalıların iradesine aykırı olarak kökten değiştirildi. Silahlı saldırıdan sonra Bosna’nın anayasası da saldırganların gayrimeşru istekleri doğrultusunda çiğnendi ve Bosna resmen olmasa da, fiilen ikiye bölündü. Birkaç yıl sonra soykırım suçundan müebbet hapse mahkum olacak savaş suçluları, devlet içinde devlet yetkisi ile adeta mükafatlandırıldı. Dayton’da dayatılan Anayasa ile Bosna-Hersek devleti, işlemesi çok zor bir idari yapıya mahkûm edilmiştir.

Soykırım suçu işlediği kesinleşen katillerin yönetimde bulunması Dayton Anlaşmasının bir sonucu değil mi?

- Bosna Hersek Devleti’nin Sırbistan aleyhine açtığı, soykırım yapıldığı ile ilgili bu dava da 2007 senesinde soykırım işlendiğine dair bir hükümle sonuçlandı. Neticede de Dayton Anlaşması ile ortaya çıkan Sırp yönetimi, çok farklı mahkemelerin Uluslararası hukuka dayalı mahkemelerin, aldığı bu soykırım kararları neticesinde sabıkalı bir yapı olduğu ortaya çıktı. Özellikle bu yapının Bosna-Hersek’in içinde gayri-hukuki bir durum arz ettiği ortaya çıktı. Yani bunu nasıl kıyas edebiliriz Almanya’da Nazilerin işlediği soykırımların sonunda Nazilere Almanya’nın içinde bir özerklik, bir otonomi vermek söz konusu olabilir mi? Asla, olamaz. Aynı durumu Bosna’nın içerisindeki Sırp yönetimi için de söz konusudur. Dolayısıyla bugün Bosna Hersek soykırım suçu ve insanlığa karşı çok sayıda suç işleyen, bu yapının feshedilmesi ve Bosna-Hersek’in 1992’de referandumla eşit vatandaşlık haklarına dayalı üniter bir devlet yapısına, bir anayasal yapıya tekrar kavuşturulması bugünün en önemli gündem maddesidir. Bu alanda başta Amerika Birleşik Devletleri, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Türkiye’nin, Bosna-Hersek’in normal bir yapıya kavuşturulması yönünde ciddi teşebbüsleri var. Bu teşebbüslerin bir şekilde hızlandırılması ve Bosna Hersek’in içinde devlet gibi faaliyet gösteren Soykırım mahkûmlarının bu hükümranlığının sona erdirilmesi en önemli gündem maddesidir.

Sırpların Bosna Hersek’te sürekli kaos çıkarmak istemesi ve saldırganlaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

- Az önce bahsettiğimiz gibi soykırım yaparak sabıkalı duruma düşen bu yapının, Bosna-Hersek içindeki Sırp yönetiminin fesih edilme korkusu ile son zamanlarda oldukça saldırganlaştı ve bağımsızlık referandumu yapma tehditleri artmaya devam ediyor ancak Dayton Antlaşması’nda böyle bir şey söz konusu değil. Lakin Bosna’nın içindeki bu Sırp yönetimi Kosova’nın bağımsızlığını gerekçe göstererek “Kosova bağımsız oluyorsa biz niye bağımsız olamıyoruz? Bu haksızlığı biz kabul etmiyoruz” demektedir.

Bağımsızlık referandumu yaparak sürekli tehdit ediyor ancak bunun hiçbir şekilde gerçekleşmesinin Bosna-Hersek anayasasında ve Dayton anlaşmasında mümkün olmadığını bildiği halde sürekli Sırp yönetiminin feshini önlemek amacı ile bu şekilde saldırgan bir tutum sergiliyor. Ancak yaptığı tehditlerin hiçbir kıymeti harbiyesi olmadığını kendisi de biliyor.

Sırp ırkçıların Müslüman Boşnak köylerinde soykırım marşları çalmaları, soykırıma dair slogan atmaları ne anlam ifade ediyor?

- Bu sırf Bosna-Hersek’te değil Sırbistan’ın her tarafında, başta Belgrad olmak üzere Srebenista’da soykırım olmadığı, soykırımı yapanların kahraman olduğu şeklinde stadyumlarda, kapalı salonlarında ve Parti mitinglerinde sloganlar atılıyor. Bunun aynı şekilde Bosna’nın içerisindeki Sırp yönetiminde de tekrarlandığını görüyoruz. Bu yeni bir şey değil, bunlar yeni ortaya çıkmış şeylerde değil. Dolayısıyla bunlar ancak içinde yaşadığımız yılın Ağustos ayında, Bosna-Hersek içerisinde yüksek temsilcilik görev devir teslimi yapıldı. 12 yıl bu vazifeyi yapan Valentin Inzko yerine uzun yıllar Angela Merkel’in bakanlığını yapmış olan- Alman Christian Schmidt Yüksek Temsilciği devir aldı. Bir önceki Yüksek Temsilci Valentin Inzko ayrılmadan birkaç gün önce Bosna-Hersek parlamentosundan geçmesi mümkün olmayan ve Srebrenitsa soykırımını inkârı suç sayan bir kanunu yürürlüğe koydu. Bu kanunu gerekçesi, bu konuma göre Sırp yönetimi ki sürekli olarak Başkanları Srebenista soykırımını inkar ettiğini biliyoruz. O’nun bu kanun gereği hapsedilmesi gerekir. Tüm bu olaylar Bosna içerisinde ciddi gerginliklere sebep oluyor. Yüksek Temsilciliğin yürürlüğe koyduğu bu kanunun uygulanması bekleniyor. Ancak bu uygulama ile Bosna’nın içerisinde ciddi gerginliklerin yaşanması bekleniyor.

Sırp yönetimi soykırımı inkarı suç sayan kanun karşısında nasıl bir tavır aldı?

- Bu kanunun ilan edilmesinden birkaç gün sonra Bosna’daki Sırp yönetimi bu kanunu tanımadığını ifade eden bir kanun kabul etti. Bu kanuna Sırp etnisitesinin içindeki Parlamento’da bu kanunu tanımadıklarını ilan etti. Bütün bunlar Bosna içerisinde çok ciddi gerilimlere sebep oluyor.

Gerilimler devam ediyor mu?

- Evet gerilimler aynen devam ediyor. Benzer gerilimler Priştine ve Belgrad arasında daha da devam ediyor. Geçen sene Ağustos ayında Karadağ’da yapılan seçimler neticesinde Belgrad yanlısı bir hükümet iktidara geldi. Mevcut Sırbistan hükümeti, Karadağ’ın içine de el uzatarak o bölgenin de istikrarını tehdit eden bir pozisyondadır.

Sırplar sadece Bosna Hersek’i değil bütün bölgeyi geriyor diyebilir miyiz?

- Şu anda Balkanlar’da Belgrad merkezli, Bosna’yı, Kosova’yı ve Karadağ’ı hedef almış ciddi bir çatışma potansiyeli mevcuttur. Silahsız bir diploması savaşı yaşanmaktadır. Hatta zaman zaman Belgrad yönetimleri, Rusya’dan aldığı silahlar ve uçaklarla komşularına gözdağı vermekten çekinmeden gövde gösterisi yapmaktadır.

‘Türkiye, Bosna Hersek’e siyasi destek veren bütün oluşumların içindedir’

Türkiye devlet olarak sivil toplumuyla, hükümetiyle Bosna’nın nasıl yanında durabilir?

- Bosna Hersek’te, 1995’ten bu tarafa Türkiye başta büyükelçiliğini savaş zamanında ilk defa Saraybosna’ya getiren bir devlettir. 1995’ten sonra Dayton Anlaşması ile birlikte TİKA, daha sonra da diğer devlet yardım kurumları ile ve sivil toplum kuruluşları ile Bosna-Hersek’in yanında sürekli yer aldı. Şu anda Bosna-Hersek’in içerisinde ekonomik anlamda faaliyet gösteren büyük Türk şirketleri var. Yunus Emre Enstitüsü var. Orada Türk iş adamlarının önderliğinde kurulmuş faaliyet gösteren bir Vakıf Üniversitesi var. Bütün bunlar ekonomik ve sivil anlamda Bosna Hersek’te ciddi katkılar yapan kurumlar, ciddi kaynak transferi yapan kurumlardır. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti Bosna-Hersek’te barışı yürütmekle görevli Barışı Koruma Konseyi’ni oluşturan 15 ülkeden birisidir. Bu çerçevelerde Bosna-Hersek’in içerisindeki, Bosna-Hersek’e diplomatik anlamda, uluslararası ilişkiler anlamında diğer bütün büyük dünyanın süper güçleri ile birlikte Bosna Hersek’e siyasi destek veren bütün oluşumların içindedir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23