Sırat köprüsü nasıl bir yerdir, ilk kimler geçecektir?
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Sırat Köprüsü’den ilk hangi ümmet geçecek? Sırat’tan geçerken müslümanlar nasıl durumlarla karşılacaklar? Sırat Köprüsü nasıl bir yer ve geçemeyenlerin sonu ne olacak? İşte cevapları…
Sırat Köprüsü’den ilk hangi ümmet geçecek? Sırat’tan geçerken müslümanlar nasıl durumlarla karşılacaklae? Sırat Köprüsü nasıl bir yer ve geçemeyenlerin sonune olacak?
Allah Teâlâ onlara bu defa da tanıdıkları sûrette tecellî edip: “Ben sizin Rabb’inizim!” buyurur. Onlar da: “Sen bizim Rabb’imizsin!” der ve O’na (emrine veya meleklerine) tâbî olurlar.
SIRAT KÖPRÜSÜ NASIL BİR YER? İLK KİMLER GEÇECEK?
Bundan sonra cehennem köprüsü kurulur. Ümmetini onun üstünden en evvel geçiren ben olurum. O gün rasûllerin duaları “اَللّٰهُمَّ سَلِّمْ سَلِّمْ: Allâhumme sellim sellim: Allah’ım, selâmet ver, selâmet ver!”dir. Sırat Köprüsü’nde saʻdân dikenlerine benzer birçok çengeller vardır. Sizler saʻdân dikenlerini gördünüz mü?»
Sahâbîler:
«‒Evet gördük yâ Rasûlallah!» dediler. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) devamla şöyle buyurdular:
«‒İşte bu çengeller saʻdân dikenlerine benzerler. Ancak şu var ki, ne kadar büyük olduklarını Allah Teâlâ’dan başka kimse bilemez. İşte bu çengeller insanları (kötü) amellerinden dolayı kapıp alırlar. Kimi kötü ameli sebebiyle helâk olur, kimi yere serilip (günâhı nisbetinde) yara aldıktan sonra kurtulur. Nihayet Allah Teâlâ kulları arasındaki meselelerde hükmünü tamamladıktan sonra, cehennem ehlinden Allah’tan başka ilâh olmadığına şehâdet edenler içinden dilediklerini çıkarmayı murâd edince meleklerine, onları çıkarmalarını emreder. Melekler onları secde izlerinden tanırlar. Zîrâ Allah Teâlâ, cehenneme, Âdemoğlu’nun secde izlerini yakmayı haram kılmıştır. Melekler onları, kavrulup simsiyah olmuş vaziyette cehennemden çıkarırlar. Üzerlerine “Hayât Suyu” denilen bir su dökülür de sel uğrağında biten yabanî reyhan tohumları gibi hızla canlanırlar. İçlerinden birinin yüzü cehenneme dönük olarak kalır:
«‒Yâ Rabbî! Kokusu beni zehirliyor, alevi de yakıyor, ne olur yüzümü Cehennemden başka tarafa çevir!» der. Bu şekilde dua etmeye o kadar devam eder ki nihâyetinde Cenâb-ı Hak:
«‒İstediğini verirsem sen başka bir şey daha istersin!» buyurur. O kul:
«‒İzzetine yemîn ederim ki hayır! Sen’den, bundan başka bir şey istemeyeceğim!» der.
Allah Teâlâ onun yüzünü Cehennem’den başka tarafa çevirir. Bir müddet sabreden kul dayanamayıp:
«‒Yâ Rabbî, beni Cennet’in kapısına yaklaştır!» der. Cenâb-ı Hak:
«‒Sen başka birşey istemeyeceğine dâir söz vermemişmiydin! Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu! Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefâ etmez birisin!» buyurur.
O kul bu şekilde duâ etmeye devam eder. Nihâyetinde Cenâb-ı Hak:
«‒Bu istediğini verirsem sen başka bir şey daha istersin!» buyurur. O kul:
«‒İzzetine yemîn ederim ki hayır! Sen’den, bundan başka bir şey istemeyeceğim!» diyerek Allah Teâlâ’ya, başka bir şey istemeyeceğine dâir birçok ahidler, sözler ve mîsâklar verir. Bunun üzerine Allah Teâlâ onu cennetin kapısına yaklaştırır. O kul, cennetin içindeki güzellikleri görünce, Allah’ın dilediği kadar bir müddet sükût eder ama yine dayanamaz:
«‒Yâ Rabbî! Beni Cennet’in içine koy!» der. Cenâb-ı Hak:
«‒Sen başka birşey istemeyeceğine dâir söz vermemişmiydin! Yazıklar olsun sana ey Âdemoğlu! Ne kadar sözünde durmaz, ahdine vefâ etmez birisin!» buyurur. O da:
«‒Yâ Rabb! Beni mahlûkaatının en bedbahtı kılma!» der ve bıkıp usanmadan duâ etmeye devam eder. Bunun üzerine Allah Teâlâ ona güler (râzı olur). Râzı olunca da Cennet’e girmesine izin verir. Cennet’e girdiğinde o kula:
«‒Şunları şunları da iste!» diye (hatırlayamadığı ve bilmediği şeyler de hatırlatılır.) O da ister. Sonra yine:
«‒Şunları şunları da iste!» denir. O da uzun uzun taleblerde bulunur. Nihayet bütün arzu ve istekleri bitince Allah Teâlâ ona:
«‒Bunların hepsi ve bir o kadarı daha, (hatta on misli) hep senindir.» buyurur.”
Ebû Hüreyre (r.a) der ki: “Bu adam, cennete en son giren kimsedir.” (Buhârî, Rikâk, 52)
Diğer bir rivâyette Allâh Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“…Sırat’tan ilk geçenleriniz şimşek süratiyle geçerler… Sonra rüzgâr gibi, sonra kuşun uçuşu ve bir adamın hızla koşması gibi geçerler. Onları bu şekilde amelleri geçirir. Bu esnâda sizin Peygamberiniz de Sırat’ın başında durur ve devamlı olarak: رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ
«Yâ Rabbî, selâmet ver, selâmet ver!» der. İnsanların amelleri kendilerini Sırat’tan geçiremez hâle gelinceye kadar bu durum böyle devam eder. Hatta bir kişi gelir, yürümeye güç yetiremez de sürünerek gitmeye çalışır. Sırât’ın iki tarafında asılı çengeller vardır. Bunlar emrolundukları insanları yakalamakla vazifelidirler. İnsanların bir kısmı bu çengeller tarafından tırmalanmış ve yaralanmış vaziyette kurtulur, bir kısmı da cehenneme atılıverir.” (Müslim, İman, 329)
SIRAT KÖPRÜSÜNDE MÜMİN NASIL DUA ETMELİ?
“Sırat köprüsünde mü’minin şiârı: «رَبِّ سَلِّمْ سَلِّمْ: Yâ Rabbi, selâmet ver, selâmet ver!» duasıdır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 9/2432)
İşlenen her günah, Sırât Köprüsü’nün üzerine asılan bir kanca ve çengeldir. Onlar oradayken Sırât’ı geçmek ya çok zor veya imkânsızdır. Artık dileyen bu kancaları çoğaltsın, dileyen de tevbe ve istiğfâr ile oradan çıkartsın!
Kaynak: Dr. Murat Kaya, Altınoluk Dergisi, 2014 – Haziran, Sayı: 340, Sayfa: 024