Edeb, güzel terbiye ve güzel huylarla vasıflanmaktır, utanılacak şeylerden insanı koruyan bir hal demektir.
Edeb, insan için büyük bir şereftir. Edebin karşıtı İsaet’dir ki, kötülük yapmak ve terbiyeye aykırı davranmak demektir.
Edeb, insanın süsüdür. Edeb, insanı nefsin arzusuna uymaktan korur ve kurtarır. İşte tam da burada farkında olmadan insan, sadece toplum huzuruna ve sağlığına değil; gerginlikten uzaklaşarak kendi sağlığına da büyük bir yatırımda bulunur.
Edeb, insanı ayıplanma ve kötülenme sebeplerinden koruyan nefsin köklü bir kuvvetidir. Kapsamı yazmakla bitmez: Herkese karşı tatlı dilli, güler yüzlü açık kalbli olmak.
Herkes ile güzel görüşmek, canlıya eziyet vermekten sakınmak. “Müslüman diğer müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kişidir.” Hacı Bektaş Velî’nin işeret ettiği gibi..
Kötülüğe karşı iyilikte bulunmak. Küskünlüğe, dargınlığa, düşmanlığa son vermek. Dargınarın arasını bulmaya çalışmak; bu da sadaka vermek kadar hayırlı bir iştir.
İnsanların kusurlarını araştırmamak, bilakis bu kusurları örtmeye çalışmak. İnsanlara karşı kötü zan ve töhmette bulunmamak, nefret uyandırmamak, dedikodu yapmamak. Bu sözlerin konuşulduğu yerleri terketmek. Velhası edeb, güzel ahlakın ta kendisidir. Belki de onun içindir ki; Devlet-i Aliyye’ye devlet dairelerine resimler asılmaz sadece edebe davet eden levhalar konurdu.
Allah ile olmak işte bu
Hak yoluna giren talip için ana sermaye edeptir. Edebi olmayanın Allah yolunda elde edeceği hiç bir şeyi yoktur.
Kalbin edebi, niyette ihlas ve samimiyettir.
Bunların sonucu, Allah için sevmek, Allah için vermek, Allah için yermek ve Allah için menetmektir.
Bu hâl, kâmil insan olmanın alametidir. Bu ahlak zikir ile kazanılır. Zikir; her yerde, her işte, her hâlde kalben ve zihnen Yaradan’ı hatırlamak, dil ile söylemek, eylem olarak O’nun rızasını kazanmak için yapmaktır.