Putin'in sağ kolundan 'Avrasyacık' aşısı!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Vladimir Putin'in 'Avrasyacılık' politikasına yön veren isimlerden olan Aleksandr Dugin, Maocu Aydınlık Gazetesi’nde yayınlanan yazısında Türkiye’nin Avrasya bloğu içinde yer alması gerektiği tezini savundu.
Neo-Avrasyacılığın ve Rus milliyetçiliğinin önemli temsilcilerinden olan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Avrasyacılık politikasına yön veren isim olarak bilinen Aleksandr Dugin, Doğu Perinçek'in sahibi olduğu Maocu Aydınlık gazetesinde “Çok kutuplu dünya yapısı içinde Türkiye” başlıklı bir yazı yayımladı.
'Avrasyacık' aşısı yaptı!
Yazısında Türkiye’nin soğuk savaş döneminde NATO ve kapitalist Batı’nın tarafında yer aldığını belirten Dugin, yazısının devamında ağzındaki baklayı çıkararak Türkiye’nin çok kutuplu dünyada Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin oluşturduğu Avrasya bloğu içerisinde yer alması gerektiğini savundu.
İşte Dugin’in o yazısı;
"Bugün, günümüz Rusya’sının da öncülük ettiği çok kutuplu dünya anlayışı, tüm halkları, özellikle de Türkiye halkını yakından ilgilendiriyor. Çok kutupluluk ve onun jeopolitikası, 21. yüzyılın stratejik fikir hayatının temel konusudur.
Çok kutupluluk oluşma evresindedir. Daha tamamlanmış bir süreç değildir ama bu doğrultuda ilerlemektedir. Tarihteki her eğilim gibi çok kutupluluk da ortaya çıkabilir, ama akim de kalabilir. Kaderde yazılı değildir, bu bir imkândır ve bu imkânın hayat bulması da bütün ülkelere ve halklara bağlıdır.
Vladimir Putin döneminde Rusya, çok kutuplu dünyanın inşasını temel alan bir politika izlemektedir. Bu stratejinin Avrasyacılığın bir yansıması olduğunu söyleyebiliriz. Avrasyacılık da 21. yüzyılda değişmekte, yeni anlayışlara ihtiyaç duymaktadır. Daha net ifadeyle Avrasyacılık, çok kutupluluk bağlamında anlamını kazanacaktır. Bu sebeple yazımızda bunun üzerinde durmak istiyorum.
Çok kutupluluk öncesi sistemler
Çok kutupluluk ilkesel olarak şunlardan ayrışmaktadır:
-Her ayrı milli devletin mutlak egemenliğine dayanan Westfalya Sistemi.
-Soğuk Savaş döneminde oluşan iki kutuplu sistem.
-SSCB’nin ve sosyalist kampın dağılması sonrasında ortaya çıkan tek kutuplu dünya.
Westfalya Sistemi, 1648’den sonra ortaya çıktı ve milli devletler temelinde inşa edildi. 20. yüzyıla doğru ve özellikle de Birinci Dünya Savaşı’nın bitimiyle Avrupa’nın, özellikle de dünyanın diğer bölgelerinin birbirinden tamamen ayrı milli devletlerinin tek başına egemenliklerini savunmasının mümkün olmadığı açık bir şekilde görüldü. Bu, ilk başta üç blokun oluşmasına yol açmıştır: Kapitalist, sosyalist ve faşist. Bunun doruğu da İkinci Dünya Savaşı’dır. Mihver Devletlerin yenilgisi sonrasında iki kutuplu dünya meydana gelmiş, bu dünyada sadece iki süper güç ABD ve SSCB, gerçek anlamda egemenliğe sahip olmuş, geriye kalan ülkeler ise iki kamptan birine katılmak zorunda kalmıştır. Bu mantıkla Türkiye, NATO’ya girmiş, kapitalist Batı’nın tarafında yer almıştır.
Küreseleşmenin başlangıcı
SSCB’nin ve Varşova Paktı’nın dağılmasından sonra tek kutuplu dünyanın oluşmasıyla Batı, dünyanın tek egemen gücü olma noktasına geldi. Bu, hâkim ideoloji olarak küreselleşmenin başlangıcı oldu. Fukuyama, “tarihin sonu”, yani Batı’nın dünyanın diğer kalanları üzerindeki kesin zaferi tezini ortaya attı. Gerçek egemenlik, sadece ABD ve müttefiklerinin tekeline girdi.
Ancak neredeyse bunun hemen ardından karşıt süreçler de kendini gösterdi. Çin ve Hindistan’ın ayrı medeniyetler olarak bağımsız yükselişleri, İslam dünyasında Batı’nın mutlak hegemonyasını reddi gibi. Son olarak, çok kutupluluk için ön şartlar, ABD’nin ve müttefiklerinin İslam devletlerine karşı fiili savaşına yol açan 9/11’deki terör eylemlerinden sonra ve ayrıca Çin’in keskin yükselişine ve Putin’in Rusya’da bağımsız bir politika geliştirmesi ve ülkenin egemenliğini yeniden tesis etmesine bağlı olarak ortaya çıktı. Böylece Çin, Rusya ve İslam ülkeleri tek kutupluluğa meydan okudular.
(...)
Batı ikiye bölündü
Ancak Batı ve küreselcilerin, bizzat Batı’da her geçen gün küreselleşme karşıtı protestolar artmasına rağmen savaşmadan geri çekilmeye niyeti yok. Küreselcilere karşı bu tepkiyi Trump ve Avrupa’daki popülizm (sağ ve sol) örneğinde görüyoruz. Bu nedenle, Huntington’un bu sorunu formüle ettiği gibi, artık her şeyi “the West against the Rest” (Batı gerisine karşı) düalizmine indirgemek mümkün değil.
Batı’nın kendisi ikiye bölünmüş durumda: Bir kısmı, tek kutupluluk ve küreselleşmede ısrar etmeye devam ederken; öbür kısmı, Batı’yı diğerleriyle birlikte uygarlıklardan biri olarak görüyor, yapay karışımı engelleyerek kimliğini ve kültürünü korumaya çalışıyor. Bu analiz göstermektedir ki, çok kutuplu dünyaya yönelim güçleniyor, tek kutupluluk ise hâlâ oldukça güçlü olsa da adım adım yıkılıyor.
Tek kutupluluğun ve küreselcilerin önde gelen temsilcileri ise renkli devrimlerin sponsoru multimilyarder George Soros, Amerikanlıların çoğunluğu tarafından reddedilen klasik liberal-küreselci ideolojide ısrarıyla Trump karşısında rezil bir şekilde seçimi kaybeden Hillary Clinton gibi isimlerdir.
Türkiye’nin yeri
Şimdi netleştirilmesi gereken şu: Türkiye, çok kutuplu dünyada nerede duracak? Bu sorunun cevabı hâlâ tam verilmiş değil. Bir taraftan Türkiye, NATO üyesi ve Batı’nın stratejik yapısının bir parçası. Bu, Soğuk Savaş’ın ve iki kutuplu dünyanın kalıntısı ve ataletidir.
Ancak bu konum, geçerliliğini kaybediyor, öyle ki, Rusya Türkiye için fiili bir tehdit oluşturmuyor, tam tersine ABD, Türkiye’nin kendi egemenliğini tekrardan tesis etmesi yönündeki adımlarından rahatsız. Bunun haricinde Türk toplumu, küresel liberal ideoloji ile Türkiye’nin kurucu ideolojisi ve tarihsel-dini değerlerinin çeliştiğini çok daha net bir şekilde görüyor. Buradan hareketle mantıksal şu çıkarımı yapabiliriz: Türkiye’nin yeri çok kutuplu dünya taraftarlarının kampındadır.
(...)
Çok kutuplu dünyada Türkiye’nin rolü
Nüfusunun çoğunluğu Müslüman bir ülke olan Türkiye, Arap ve İran kültüründen ayrışıyor. Türkiye, kendine özgü geniş bir medeniyet alanı olarak birkaç geleneği bünyesinde toplamış durumda: İlk Göktürk Kağanlığı’ndan Gök Orda’ya kadar Türk Turan devletleri, İslam halifeliği, Bizans İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Devrim. Bu geleneklerin kesişmesi Türkiye’yi yarattı.
Bu sebeple çok kutupluluk bağlamında Türkiye, çok önemli bir rol oynayabilir, öyle ki, kısmen Avrasya uygarlığına, kısmen İslam uygarlığına, kısmen de Avrupa uygarlığına aittir. Bu, Ankara’ya çok geniş imkânlar sunuyor, Avrasya ittifakının ve İslam dünyasının önde gelen kutuplarından biri olma şansını veriyor. Bununla birlikte Türk-Rus ittifakı, Batı karşısında Türkiye’nin konumunu sağlamlaştırıyor. Suriye krizi sırasında Rusya’yla sağlanan koordinasyon, iki ülkenin ortak hareket ettiği zaman yakalayabileceği başarıları gösteriyor. Avrasya’nın ekonomik açıdan sunduğu fırsatlar da Türkiye açısından hayati önem taşıyor. Bu sebeple çok kutuplu dünya Türkiye için her anlamda bir güvencedir.