• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Psikoterapist Ayşegül Keskin: Depremler uzun yıllara yayılan stres bozukluğu oluşturur

yeniakit.com.tr’ye konuşan Psikoterapist Ayşegül Keskin, Elazığ ve Malatya’yı vuran 6.8’lik depremin ardından depremzedelere verilecek psikolojik desteğin önemine dikkat çekti. Depremzede mağdurlar ve özellikle çocuklarla yakından ilgilenilmesi gerektiğine dikkat çeken Keskin, “Depremler uzun yıllara yayılan stres bozukluğu oluşturmaktadır. Çocuklar nasıl tepki verirse versin, en çok etkilenen gruptur. Olay sonrası çocuklarda kaygı ve korku artması gözlemlenir. Ailesinden ayrılmak istemeyebilir. Kendini ifade edebilen büyük çocuklarda ise konuşmak ve sohbet etmek gerekir.” şeklinde konuştu.

2020-01-27 15:55:00 -
Psikoterapist Ayşegül Keskin: Depremler uzun yıllara yayılan stres bozukluğu oluşturur

 Murathan Seyitoğlu    yeniakit.com.tr 

Psikoterapist Ayşegül Keskin, 6.8’lik depremi yaşayan depremzedelere yönelik nelerin yapılmasına ilişkin yeniakit.com.tr’ye açıklamalarda bulundu.

“Depremler uzun yıllara yayılan stres bozukluğu oluşturmakta”

İnsan ruhununun depremle yaşadığı bir imtihan olduğunu belirten Psikoterapist Ayşegül Keskin, “Elazığ’da yaşanan yıkıcı deprem bir kez daha korkuttu ve bize geçmişi hatırlattı. 1999 depremi hala hafızamızda… Ve bu ortak yaralar bizi kenetleyen başka bir değer.. Malum, coğrafya olarak deprem bölgesiyiz. Bununla birlikte deprem bölgesinde yaşıyor olma gerçeği, olaydan etkilenmemeye sebep değildir. Bu nedenle her deprem; bu acıyı yaşayanlar kadar şahit olanlarda da kaygı ve korkuyu tetikler. Psikolojik olarak araştırmalar göstermiştir ki, depremler insanlar üzerinde uzun yıllara yayılan stres bozukluğu oluşturmaktadır.” dedi.

“Ani olaylarda insanın şok yaşaması çok doğaldır”

Psikoterapist Ayşegül Keskin, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) bir çok şekilde kendini ortaya koymakla birlikte korku ve kaygı başta gelir. Bunun anlamı, şok ile birlikte bağışıklık sisteminin ruhsal olarak zayıf düşme halidir. Ani olaylarda insanın şok yaşaması çok doğaldır. İnsanoğlu genel olarak düzeni önemser. Çünkü var olan her düzen bilindiktir ve güvenlidir. Şok anında yaşanan olay, beyinde ‘acil durum’ alarmının verilmesine sebep olur ve bütün detaylarla kayda geçer, bir nevi sabitlenir. Görüntü, ses, koku, renk, his olarak birbiri ile iç içe geçmiş olay örgüsü şok yaşanması ile birlikte kişinin (başta fark etmese de) uzun vadede yıllarını işgal eden sorunlar zinciri haline gelebilir.”

“Korku ve kaygılar yaş faktörü ile de yakından etkilidir”

Depremle yaşanan kayıpların fiziksel olduğu kadar duygusal olarak da yoğun yaşandığına dikkat çeken Psikoterapist Ayşegül Keskin, şunları söyledi:

“Ani olaylardaki şok, aslında hazır olmadığımız ve beklemediğimiz bizi sarsan durumlara maruz kalmaktır. Deprem, sel, yangın, ölüm, taşınma gibi tüm kayıplar bunlardan bir kaçıdır. İleriye dönük planların, hayallerin, umutların ve hatıraların bir anda kayıp gitmesi gerçekten ağır bir durumdur. Kişilerin psikolojik durumları, yaşanan kötü olayları yorumlarken de etkilidir. Her bireyin etkilenme derecesi ve olaylara verdiği tepki farklıdır. Korku ve kaygılar yaş faktörü ile de yakından etkilidir.”

“Odaklanma zorlukları yaşanması da normaldir”

“Deprem, sel, yangın gibi doğal afetler sonucunda insanın yaşadığı acılarda çaresizlik ve acizlik, korku ile birleşmektedir. korku, kaygı, endişe, öfke, tedirginlik, ümitsizlik, suçluluk duygusu, karamsarlık, hayal kırıklığı gibi birçok duyguların yaşanması bu süreçte normaldir.” Psikoterapist Ayşegül Keskin, “Bireylerde çok sık İniş çıkışlı haller de gözlenebilir. Düşünceler, duygular, davranışlar yine bu ani olayların etkisinde şekil alır, hatta değişkendir. Yaşananlar tazedir ve sürekli zihinde geçmiş tekrar eder. Yeniden aynı olayın yaşanması korkusu da vardır. Dikkat dağınıklığı, hatırlama güçlükleri, kararsızlık, odaklanma zorlukları yaşanması da normaldir. Eğer bu doğal afetlerde yakınlarını kaybedenler varsa üzüntü, öfke ve suçluluk duyguları da kaçınılmazdır.” şeklinde konuştu.

“Bir şekilde duygu aktarımı sağlanmalıdır”

Bazı kişiler olaydan etkilenmemiş gibi bir tavır sergileyebildiklerini söyleyen Psikoterapist Ayşegül Keskin, şöyle konuştu:

“Sağa sola koşuşturup yardım ederek o anda güçlü görünebilir. Her ne kadar etkilenmemiş gibi görünse de belli bir sürenin sonunda karamsarlık, halsizlik, üzüntü, belki içe kapanma başlayacaktır. Kişinin kendi farkındalığı olmasa da etrafın bu konuya dikkat etmesi gerekir. Deprem gibi doğal afetlerde bazı kişilerin de donuk bir şekilde hiçbir tepki vermediklerini gözlemlersiniz. Hiçbir mimik yoktur. Bunlar o anın şoku ile verilen ve kişiye göre değişken tepkilerdendir. Bir şekilde duygu aktarımı sağlanmalıdır.”

“Mümkün olduğu kadar duygular ifade edilmelidir”

Depremzedelere psikolojik olarak yaklaşım konusunda da yeniakit.com.tr’ye açıklamalarda bulunan Psikoterapist Ayşegül Keskin, “Mümkünse duyguları anlatmaya çalışmak, dışa aktarmak gerekir. Bazılarında sürekli olayı anlatma ihtiyacı oluşurken bazılarında içe kapanmalar olabilir. Mümkün olduğu kadar duygular ifade edilmelidir. Bu sürecin zor olduğu kadar zaman aldığını da bilinmelidir.” dedi.

“İsyan etmeler gözlemlenebilir”

Psikoterapist Ayşegül Keskin, şunları söyledi:

“Adı ne olursa olsun tüm kayıplarda ‘yas’ süreci yaşanır. Bu süreç bir ‘şok’ ile başlar ve bu ani olayı kabullenmek, sindirmek zaman alabilir. Keşkeler bitmez. Suçlamalar veya suçluluk duygusu yaşamalar, yine bu yas sürecinin diğer yönüdür, normaldir. Acizliğe veya başa gelene itiraz, isyan etmeler gözlemlenebilir. Bu dönem, kişinin durumuna göre oldukça değişkendir. Ve düzene girmek, günlük normal yaşama dönebilmek için kaliteli zamana ihtiyaç vardır. İçe kapanmamak, sosyal olmaya çalışmak, daha önce iyi gelen alışkanlıklara devam etmek kişinin kendi elinden tutması için iyi bir yöntemdir.”

“Çocuklarla konuşmak ve sohbet etmek gerek”

Depremden etkilenen çocuklara yönelik daha hassas olunması gerektiğini vurgulayan Psikoterapist Ayşegül Keskin, “Çocuklar nasıl tepki verirse versin, en çok etkilenen gruptur. Olay sonrası çocuklarda kaygı ve korku artması gözlemlenir. Ailesinden ayrılmak istemeyebilir. Anne veya baba ile fiziksel yakınlık, onlardan ayrılmamak, tek yatamamak, uyku sorunları, kaybetme korkusu gibi yetişkinlerde görülen çoğu sorunlar çocuklarda da ortaya çıkabilir. Bu süreçte çocuklarla daha fazla vakit geçirmek, duruma göre destek almak gerekir. Oyun terapisi, emdr terapisi, sosyal aktiviteler duygusunu tam aktaramayan, zorlanan çocuklarda faydalı olmaktadır. Kendini ifade edebilen büyük çocuklarda ise konuşmak ve sohbet etmek gerekir.” şeklinde konuştu.

“Aksi takdirde günlük, normal hayata dönmek daha da zorlaşacaktır”

Psikoterapist Ayşegül Keskin, sözlerini şöyle tamamladı:

“Çocuk veya yetişkin olsun olaydan sonraki haftalarda belirtiler geçmemiş ise mutlaka profesyonel yardım alınmalıdır. Aksi takdirde günlük, normal hayata dönmek daha da zorlaşacaktır. Yas süreci sağlıklı atlatılamazsa, gerekli müdahaleler edilmezse farklı davranış bozukluklarıyla kişinin yaşantısını olumsuz etkimeye başlar. Psikoterapi, emdr terapi, hipnoterapi oyun terapisi gibi birçok yöntemler destek için uzmanların uyguladığı etkili yöntemlerdir. Takılıp kalınan, beraberinde farklı belirtiler ile yön değiştirip dallanıp budaklanan her ani olay ve durum, ancak profesyonel yardım ile düzeltilebilir.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı