• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında yeni gelişme! Çok sayıda tutuklama kararı

Yeniakit Publisher
IHA Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasında yeni gelişme! Çok sayıda tutuklama kararı

Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindekilerin bulunduğu helikopterin düşmesine ilişkin soruşturmada gözaltına alınan 38 kişiden 36’sı tutuklandı. Diğer 2 şüpheli hakkında adli kontrol kararı verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, "Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından, BBP Genel Başkanı merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının bulunduğu helikopterin düşmesi olayına ilişkin yürütülen çalışmalar doğrultusunda; Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü Faaliyetleri Kapsamında Tasarlayarak Kasten Adam Öldürme suçuna iştirak ettikleri ve maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek adına muhtelif suçlar işledikleri tespit edilen 47 şüpheli şahıs hakkında gözaltı kararı verilerek, Ankara merkezli 16 ilde 45 farklı adreste arama ve el koyma işlemleri icra edilmiştir. Haklarında gözaltı kararı verilen şüpheli şahıslardan 10’unun cezaevinde olduğu tespit edilmiş olup, 33 şüpheli şahıs 25 Eylül 2026 tarihinde gözaltına alınmıştır. Akabinde mezkur suçları işledikleri tespit olunan 5 şüpheli şahıs daha gözaltına alınmıştır" ifadelerine yer verildi.

36 şüphelinin tutuklandığı belirtilen açıklamada, "Gözaltına alınan toplam 38 şüpheli şahıs mevcutlu olarak Başsavcılığımızda hazır edilmiş olup, 36 şüpheli şahıs tutuklama talebiyle, 2 şüpheli şahıs adli kontrol talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edilmiştir. Tutuklama talebiyle sevk edilen şüphelilerin tamamı hakkında tutuklama, adli kontrol talebiyle sevk edilen 2 şüpheli hakkında adli kontrol tedbiri kararı verilmiştir. Soruşturma çok yönlü ve titizlikle sürdürülmektedir" denildi.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Recep Aydın/Sosyal Bilimci

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturmada ortaya çıkan yeni telsiz kayıtları ve deliller, suikastın sadece fiziki müdahalelerle değil, devletin istihbarat ve operasyonel birimlerinin kasıtlı olarak kilitlenmesiyle gerçekleştirildiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) desteğiyle derinleştirilen operasyonlarda 36 kişinin birden tutuklanması, 17 yıldır "hava muhalefeti" kılıfıyla gizlenen o bürokratik sabotajın duvarlarını tamamen yıkıyor. Dönemin istihbarat zaaflarını, sahte bilgi notlarını ve arama kurtarma çalışmalarındaki kasıtlı geciktirmeleri merkezine alan güncellenmiş ve derinleştirilmiş makale: Keş Dağı’nın Kanlı Sırrı: 17 Yıllık Susturma Suikastı ve Yıkılan Duvarlar Bir ülkede adaletin terazisi 17 yıl boyunca bir dağın tepesinde, buz tutmuş bir enkazın altında bekletiliyorsa, orada hukuktan değil ancak organize bir sessizlikten bahsedilebilir. Muhsin Yazıcıoğlu ve yol arkadaşlarının 25 Mart 2009'da Keş Dağı'na "düşen" değil, adeta "düşürülen" helikopteri, Türkiye'nin yakın tarihinin en karanlık, en sistemli suikastlarından biridir. Bugün Ankara merkezli yürütülen soruşturmada 38 şüpheliden 36’sının demir parmaklıklar arkasına gönderilmesi, bu kanlı tiyatronun perdesinin artık yırtılmaya başladığının en somut kanıtıdır. Ancak hafıza, adaletin en büyük yakıtıdır. Yıllarca unutturulmaya çalışılan, üzeri örtülen o kritik anları, kurumsal sabotajları ve isimleri yeniden masaya vurma vaktidir. İstihbarat Ağı Değil, "Dezenformasyon Teşkilatı" Sürecin ilk dakikasından itibaren Türkiye’nin en hassas kurumları, doğru bilgi üretmek yerine adeta karartma uygulama merkezi olarak çalıştırıldı. Suikastın hemen ardından dönemin Kayseri Valisi’ne ulaştırılan ve tüm Türkiye’ye "Muhsin Yazıcıoğlu kurtarıldı, hastaneye götürülüyor, ayağı kırık" şeklinde servis edilen o sahte bilgi notu, münferit bir iletişim kazası değildi. Bu not, saniyelerin bile kritik olduğu ilk saatlerde halkı sakinleştirmek, en önemlisi de gerçek bir arama-kurtarma seferberliğinin başlamasını engellemek için hazırlanmış kurumsal bir zehirdi. Devletin istihbarat hücreleri, helikopterin düştüğü gerçek koordinatları saptayabilecek teknolojik altyapıya sahip olmasına rağmen, bu verileri bilerek ve kasten sakladı. Bölgedeki baz istasyonlarından gelen sinyaller, TİB ve istihbarat birimlerinin elinde net bir şekilde mevcutken, kurtarma ekipleri tamamen alakasız yerlere sevk edildi. Bilgi akışını kilitleyen, sahte raporlarla devleti oyalayan ve köylülerin enkaz bölgesine gitmesini engelleyen bu yapı, organize bir istihbarat zaafı değil, açık bir suikast ortaklığıydı. "Bir Yanlışlık Var Bu İşte Yine" – Kasıtlı Körlük ve Telsiz Çığlıkları Arama kurtarma koordinasyonundaki geciktirmelerin boyutu, dosyaya yeni giren Kahramanmaraş İl Jandarma Komutanlığı’na ait telsiz kayıtlarıyla bir kez daha deşifre oldu. Dönemin İl Jandarma Komutanı’nın telsizden yükselen, "Aldınız da bir yanlışlık var bu işte yine... Genelkurmay'dan gelen koordinatlarda hiçbir şey yok" çığlığı, sahanın nasıl bilerek kör edildiğinin en büyük kanıtıdır. Genelkurmay ve merkez birimlerden sahaya gönderilen koordinatların enkazın kilometrelerce uzağını göstermesi, binlerce askerin, korucunun ve gönüllünün kar fırtınası altında boş dağları aramasına neden oldu. Helikopterin düştüğü yer bilinçli olarak saklanırken, kurtarma ekipleri koordinat oyunlarıyla Keş Dağı’nın arkasında oyalandı. Yaralılar dağ başında donarak can verirken, Ankara ve Malatya’daki komuta merkezlerinde emirler geciktirildi, helikopterlerin kalkışları bürokratik bahanelerle saatlerce durduruldu. Bu bir koordinasyonsuzluk değil; zamana yayılmış, donarak ölmelerini bekleyen adeta zamana karşı tersine işletilen bir infaz mekanizmasıydı. "Sende Kimsin?" – İsmail Güneş’in Kesilen Sesi ve Siyah Giymiş Adamlar Olayın en trajik ve gizemli figürlerinden biri şüphesiz İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabiri İsmail Güneş’ti. Çenesi, kaburgası ve bacağı kırık halde, sıfırın altındaki dondurucu soğukta saatlerce 112 Acil Servis ile görüşerek konumunu bildirmeye, hayatta kalmaya çalıştı. Resmi kayıtlara göre telefon görüşmeleri "hat kesilmesiyle" bitti. Ancak hafızalardan silinmek istenen o dehşet anı tam olarak buydu: Yaralı bir gazetecinin acı içinde kıvranırken, ıssızlığın ortasında aniden karşısında gördüğü birilerine yönelttiği o can havli soru: "Sende kimsin?" Bu sorunun ardından ses kesildi, hat düştü ve İsmail Güneş’in cansız bedeni günler sonra enkazın yüzlerce metre uzağında bulundu. O sırada donma tehlikesi yaşayan yaralı bir insan, fırtınalı dağ başında neden enkazdan uzaklaşır? Karşısında gördüğü kimdi? Soruşturma dosyalarına ve kamuoyu vicdanına bomba gibi düşen "enkaza resmi ekiplerden önce ulaşan siyah giyimli askeri/istihbari unsurlar" iddiası tam da bu kırılma noktasında saklıdır. İsmail Güneş'in son sözleri, katilleriyle yüzleştiği anın çıplak ve sansürlenen kaydıydı. O siyah giyimli adamlar, sahte koordinatlarla tüm Türkiye'yi oyalarken enkazdan delil toplayan ve tanıkları susturan infaz timinden başkası değildi. Dağ Başındaki Vicdansızlık: Gazetecileri Helikoptere Almayan O Albay Sadece helikopterin düşüş anı ve istihbarat manipülasyonları değil, sahadaki askeri hiyerarşi de tepeden tırnağa bu "engelleme" operasyonunun birer neferi gibi hareket etti. O dönem kaza bölgesinde görev yapan ve vicdanları yaralayan bir diğer figür ise, dağ başında donma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Cihan Haber Ajansı muhabiri Lütfi Aykurt’u, boş yer olmasına rağmen "sivil olduğu" gerekçesiyle askeri helikoptere almayan dönemin Kurmay Albayı Mazlum Koçoğlu’ydu. Gazetecileri ölüme terk eden, adeta dağ başında "akredite" uygulamaya kalkan bu zihniyet, yıllar sonra "görevi kötüye kullanma" suçundan yargılanıp komik cezalar alsa da asıl büyük sorunun parçasıydı: O helikoptere sivillerin binmesi neden istenmiyordu? Dağda gazetecilerin görmemesi gereken ne saklanıyordu? Gazetecileri helikopterden indiren o irade ile arama kurtarma ekiplerini sahte koordinatlarla yanlış dağlara süren irade aynı kirli merkezden besleniyordu. Cihazları Sökenler, Jetleri Uçuranlar ve Gelen Gecikmiş Adalet Bugün gerçekleştirilen dev operasyon ve gelen kitlesel tutuklamalar, bu hain organizasyonun büyüklüğünü kanıtlıyor. Soruşturma; kaza anında Malatya Erhaç Havalimanı'ndan F-4 ve F-16 savaş uçaklarını havalandırarak helikopterin uçuş profilini bozan, radarları şüpheli şekilde kesintiye uğratan karanlık rütbelilerden, enkaz başında argüman niteliğindeki kömürleşmiş GPS cihazlarını tornavidalarla söken "suikast timi" unsurlarına kadar genişledi. Yıllarca "Hava muhalefeti, kaza, kader" denilerek geçiştirilmeye çalışılan bu olay, devletin içine sızmış bir ihanet şebekesinin imza attığı tescilli bir infazdır. İsmail Güneş’in yarıda kesilen hıçkırığı, Muhsin Yazıcıoğlu’nun karlar üzerindeki son duruşu, sahte koordinatlarla dağda oyalanan jandarmaların isyanı ve dağ başında sansürlenen o albayların hesabı bugün adliye koridorlarında soruluyor. Hiçbir sis perdesi sonsuza kadar sürmez. Katiller ve işbirlikçileri için Keş Dağı'nın karları artık eridi; altından çıkan ise katıksız, çıplak bir adalettir.

Ali Dinar

Muhsin Yazıcıoglu niçin öldürüldü. Sebeb neden niye niçin ne için öldürdü.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23