Mason Gülen’i deşifre ederseniz, fişinizi çekerler işte! DHKP-C mi?
Gülen’e çatmasaydınız, Marmaray’ı yapmasaydınız, dünyanın en büyük hava limanı projesiyle BND’yi kızdırmasaydınız, Gezi İşgali olmazdı!
Erdoğan’ı asıp, Davutoğlu’nu kesip, Hakan Fidan’ı kazaya kurban etseydiniz, proje Selocan Almanya’dan Kobani eylemlerini kışkırtmazdı!
Almanya’da 8 Türk’ü katleden NSU ile uğraşmasaydınız, G-20 zirvesine katılmasaydınız, Gülen’in MASON olduğunu açıklamasaydınız, kötü kalpli Kraliçe’nin gazabını üzerinize çekmeseydiniz, Çağlayan Adliyesi merhum savcıya mezar edilmezdi!
Ekonomik açıdan göbek bağlarınızdan kurtulur, bağımsızca memleketin refah seviyesini yükseltmeye kalkışırsanız, Gülen denilen Mason’u deşifre ederseniz, hukukun dişini de çekerler, memleketin fişini de…
Aklını Kraliçe’ye, ruhunu BND’ye, bedenini ABD’ye, keseni MOSSAD’a, bürokrasini “taşeron” Gülen cemaatine teslim etmezsen, “Ya istiklal, ya ölüm” diye toprağa düşmen an meselesidir bu memlekette!
“DHKP-C savaşçıları Berkin Elvan’ın hesabını sormak için şu anda Çağlayan Adliyesi’nde, eylemde” twitini paylaşan STV spikeri gibi “barkodlu bir besleme” olarak yaşamak varken… “Besleme savcı Garfield Zekeriya Öz gibi” Dubai’lerde sefa sürmek varken… Mehmet Selim Kiraz gibi, kelle koltukta çalışır, “şereflice” ölürsün işte… İnançlarını, ideallerini, davanı satıp, “besleme” olarak yaşamayı zül sayar, böyle bir hukuk kahramanı olarak ölümsüzleşirsin.
Gezi İşgali’nde mesele ağaç değildi, anlamadınız mı?
Kobani Eylemleri’nde mesele Kürtler, Çözüm Süreci değildi…
Çağlayan Adliyesi baskınında da mesele Berkin Elvan değil!
Memleketin fişinin çekilmesinde de “hedef” TV keyfinizi bölmek değil!
Başbakan’a G-20 ayarı vermek…
Cumhurbaşkanı’na, “başkanlık sistemi”nin “bedel”ini ödetmek…
“49 rehinenin IŞİD’in elinden kurtarma operasyonu” ve “Şah Fırat Operasyonu” başarısıyla dünyanın gündemine oturan MİT’in, MOSSAD’ın tüylerini diken diken eden Hakan Fidan’ın karizmasını çizdirmek…
DHKP-C’nin Süslü Dayısı…
Dursun Karataş, Selahattin Demirtaş gibi Elazığlı…
Dursun Karataş da, Selahattin Demirtaş gibi Zaza…
Dursun Karataş da devrimci sol geçinip, Selahattin Demirtaş gibi lüks içinde hayat süren bir burjuva!
(DHKP-C’nin dayısı Karataş yakalandığında, lüks döşenmiş hücre evinin, havyardan jambona, eksport Yeni Rakıdan yabancı marka cin ve viskiye kadar pahalı malzemelerle dolu olması, Devrimci Sol bir örgüt için yüzkarasıydı!)
Dursun Karataş, devrimci düşünceden, Devrimci Yol’a, oradan da Devrimci Sol’a kıvrılırken sürekli “kılık” değiştirerek kaçan, yanında sürekli makyaj malzemeleri, peruk taşıyan binbir suratlı bir adamdı. Demirtaş da sürekli olarak fikri kılık değiştiren, bir gün Gülen Cemaatini savunurken diğer gün Kemalizme göz kırpan, binbir suratlı bir adam.
Dursun Karataş, 26 Kasım 1983’te askeri mahkemece tutuklandı. Aslında “uyku moduna” alındı. Dokuz yıl sonra, cezaevinden tereyağından kıl çeker gibi çıkarıldı. DHKP-C’yi de o “bedelli özgürlük” verenlerin emri, derin istihbarat örgütlerinin kavliyle kurdu.
Dursun Karataş da tıpkı Demirtaş gibi çok USB girişli bir aygıttan ibarettir.
Bu iki “kofik” arasındaki benzerlik gerçekten şaşırtıcı…
***
Eylemlere ne süsü verirlerse versinler, olaylar arasındaki benzerlik, bu eylemlerin aynı üst aklın eseri olduğunu kanıtlıyor. Savcının katledilmesi ile birlikte HARCANAN DHKP-C’liler, diğer olası eylemlerde kullanılacak militanlara ders olsun!
Zira gözlerinin yaşına bakılmadan pisi pisine harcanmaları an meselesi!