• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Mustafa Çelik
Mustafa Çelik
TÜM YAZILARI

İyiliğin ağır yükü

21 Ocak 2026
A


Mustafa Çelik İletişim: [email protected]

İyiliğin ağır yükü

MUSTAFA ÇELİK

Müslümanların dünyası, bir iyilikler dünyasıdır. Çünkü iyilik, bu dünyanın süsü değil, özüdür. Kur’ân, kendisine iman edenlere yalnızca erdemli davranışlar sergilemeyi emretmez; aynı zamanda onların iyilikle tanınan, iyiliği karakter hâline getiren insanlar olmalarını ister. Bu yönüyle mümin, yaptığı her eylemin ardında bir manevi anlam arar: Bir selamın sıcaklığında, bir sofranın paylaşımında, bir tebessümün sadakasında…

Kur’ân’ın iyilik çağrısı, anlık bir coşkunun ya da tesadüfî bir davranışın ötesine geçer; hayatın tamamını kuşatan bir ilkeler manzumesi sunar. İyilik, yalnızca ihtiyaç anında uzatılan bir el değildir; niyeti temiz tutan, kalbi olgunlaştıran, insanı hem kendine hem topluma karşı sorumlu kılan bir bilinç hâlidir. Bu bilinç, mümini yaşadığı çevrede bir adalet, merhamet ve nezaket odağına dönüştürür. Böylece iyilik, kişinin içinde saklı kalmaz; sözlerine, ilişkilerine, hatta yürüyüşünün dinginliğine kadar yansır.


Müslümanın dünyası bu sebeple iyilikle örülüdür. Fakat bu dünya, kendiliğinden var olmaz; onu inşa eden, her gün yeniden seçilen erdemli davranışlardır. İnsan bazen tökezler, bazen unutur, fakat Kur’ân’ın hatırlatıcı sesi hep yakındadır: 

“Herkesin yüzünü ona doğru çevirdiği bir yönü vardır. Öyleyse hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizin hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.”  (Bakara Sûresi/ 148)

Allah insanlara kıbleyi bildirmiştir; artık bunda tartışmaya gerek yoktur. Bundan sonra asıl yapılacak şey iyilikte yarışmaktır. Allah, âhirette insanları bir araya toplayacak ve yapıp ettiklerinden sorguya çekecektir. Bu çağrı, iyiliği bir zorunluluk değil, bir özgürlük alanı hâline getirir—çünkü insan, iyilik yaptıkça kendini eksiltmez, bilakis çoğaltır.



Sonuçta iyilik, Müslüman kimliğinin süslü bir sloganı değil, ruhuna işleyen bir yaşam biçimidir. Bu yaşam biçimi sürdükçe, müminin dünyası da her daim iyilikle anılan bir dünya olmaya devam eder.

İyilik, kulağa daima yumuşak gelen, sıcak bir kelimedir. Birine iyilik yapmak, çoğu zaman vicdani bir rahatlamanın, insani bir görev bilincinin sonucudur. Fakat çoğu kişi gözden kaçırır: İyilik, sadece yapanın değil, alıcının da sınavıdır.

Her insan iyilikle karşılaştığında aynı şekilde tepki vermez. Kimisi minnet duyar, kimisi utanır, kimisi de içten içe öfkelenir. Çünkü iyilik, bazen insanın kendi yetersizliğiyle yüzleşmesine neden olur. “Ben yapamadım, o yaptı” hissi, bazı ruhlarda bir aşağılık kompleksi gibi büyür. Oysa iyilik, yarışılacak bir şey değildir. Ama insan egosu öyle düşünmez.


Kimi zaman da yapılan iyilik, karşı tarafın gözünde bir üstünlük göstergesine dönüşür. Kendini borçlu hisseden kişi, bu borçtan kurtulmanın yolunu nankörlükte ya da düşmanlıkta arar. Sanki iyiliği inkâr ederse, onun gölgesinden de kurtulacaktır. Böylece iyilik tersine döner; hem yapanı hem de yapılanı yaralar.


Bu yüzden iyilik de tıpkı servet, başarı, hatta bilgi gibi hazmedilmesi gereken bir şeydir. Hazmedemeyen kişi, iyiliği kaldıramaz; ona yük olur. Oysa gerçek iyilik, karşılık beklemeksizin yapılmalı ama karşı tarafın bunu taşıyıp taşıyamayacağı da hesaba katılmalıdır.

Bazen iyilik, doğru kişiye yapılmadığında, en büyük kötülüğe dönüşebilir.

İyilik, çoğu zaman hafif bir davranış gibi görünür; oysa gerçekte ağır bir yüktür. İyilik bir misyondur, bir dava yüküdür. Çünkü insan, iyiliği sadece rahat zamanlarında değil, zorlandığında da taşıyabildiğinde gerçek anlamını bulur. Nice kimseler iyiliği sever, hatta över; fakat onun bedeline katlanmak herkesin harcı değildir. Bedeline katlanabilenler ancak bu yükü taşıyabilir.


İyilik bazen rüzgârın önünde savrulan bir yaprak kadar kırılgan, bazen de bir kaya kadar dirençlidir. Her zaman alkışlanmaz; kimi zaman yanlış anlaşılır, kimi zaman da hak etmediği hâlde taşlanır. Fakat marifet, taşlayanlara aldırmadan iyiliği şerefle taşımaktır. Çünkü iyilik, insanın iç sesine, vicdanına, Rabbine verdiği bir sözdür. Bu söz bozulmadıkça, dışarıdan gelen gürültü insanı yolundan çeviremez.


Aslında iyiliğin en asil tarafı da burada gizlidir: İnsan, yalnızca karşılık gördüğü için değil, doğru olanı yapmaya inandığı için iyilik eder. Bu inanç, yürekte bir tutarlılık, hayatta bir yön, karakterde bir asalettir. Ve her ne kadar iyiliğin bedeli ağır olsa da, onu taşıyanlar bilir ki bu bedel, ruhun hafifliğine dönüşür; insanı yüceltir, olgunlaştırır, temizler.

Belki de bu yüzden iyilik, sessiz bir kahramanlık hâlidir. Görünmeyen bir savaşın içinde, kalbin en derin yerinde verilen bir mücadelenin adıdır. Ve nihayetinde iyilik, onu taşımaya talip olanların omzunda değil, gönlünde büyür.


Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23